ne kitapsız ne kedisiz

heidi heidi
bilge karasu nun tadına doyulmaz sekiz denemeden oluşan seçkisi.
“varlığına alıştığım bir nesneden kopmak güç gelebilir. yaşam, pek çok şeyden kopmasını öğrenmektir...” benzeri bir cümle geçer. siz de vazgeçemediklerinizden geçebildiğiniz kadar geçersiniz yahut öteler...
felidae felidae
kediye de sıra gelecek. ne kitapsız ne kedisiz'in yazarından söz ediyoruz çünkü. ama kedinin masala nerden girdiği önemli. "masallar," diyordu karasu, "alışılagelmiş bir düzen içinde akıp giden yaşamın bir yerinde, bu düzen, bu alışılmışlık dokusunun yırtılıvermesinden ortaya çıkmıştı hep." bu doku yırtıldığında eşitsizlik gerçeği üzerine kurulu, karanlık, ürkütücü bir içerik çıkmıştı karşımıza. geceyarısına ulaşılıp karanlık iyice çöktüğünde ise bu kez yeni günün umudunu karanlığa sızdırabilmek için masal ın da yırtılması gerektiğinden söz edecektir karasu. o halde masaldan çıkmak, yeniden alışılagelmiş düzene değilse bile şu bildiğimiz hayata (yazarın kendi hayatına da) geri dönmeyi içerir. bu kez eşitsizlik gerçeğinin içinde de olsa eşitlik imkânından söz edecektir karasu. bu yüzden "masalın da yırtılıverdiği yer"in hayvanı bir evcil hayvan, insanın birlikte yaşamayı öğrendiği, karşılıklı bir dengenin kurulabildiği bir hayvandır, kedidir. masal yırtılmış, kedi masala o yırtıktan girmiştir. ama kedinin hem kestirilmezliği hem de yatışmışlığı içerdiğini unutmayalım. "masalın da yırtılıverdiği yer"de genç, toy olandır kedi; umursamazlığı, bağımsızlığıyla karşısındakinin efendisidir, karşısındaki ise tanrılara yakışır hoşgörüsü, bağışlayıcılığı ile kusuru işleyen kediyi ezer ya da bir gün gelir kediye öykünüp, usanıp ilgisizliğini gösteriverir. ama yeşil gözlü kediyle sahibinin ilişkisi, tıpkı "yeşil gözlü yontu"yla yontucunun ilişkisinde olduğu gibi, bu ilişki kipinin bozulabileceğini ima eder: bir gün gelir toy yaratık usanıp gider, sonra da geri döner, bütün bağımsızlığıyla. karşılıklı bir eşitsizlik gerçeğinin içinde de olsa bir eşitlik kurulmuş gibidir.

nurdan gürbilek, “ne kedisiz ne korkusuz”, virgül, haziran 1998, sayı 9
madam tüsiad müzesi madam tüsiad müzesi
neruda ne iyi diyor: 'yalnız kedi, baştan beri kusursuz biçimdeydi' diye. yere düşen bir gazete, yeni ütülenmiş bir çamaşır, yeni alınan bir eşya, hep kedi içindir. evin en rahat, en yüksek, en alımlı köşesini bulur ve kendine ayırır. kedi, evi sever. o yüzden denizi bile aşıp bulur evini de sahibini pek aramaz. sahipsizdir. yemek vererek gönlünü kazanamazsınız. sizi o seçer, görmeyince de unutur. bir daha gördüğünde, aradan hiç zaman geçmemiş gibi sürdürür ilişkiyi. (...) kedi, kendi varoluşunun başlıbaşına bir mutluluk kaynağı olduğu inancındadır, ödün vermez. nankör sayılması bu yüzdendir sanırım. almaktan çok paylaşmayı sevenlerin hayvanıdır kedi. uyudu mu kinini de unutur.'' tomris uyar / gündökümü
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
''çok sevdiğiniz, birlikte yaşadığınız, onsuz bir yaşamı düşünemeyeceğiniz ölçüde yaşamınızda yer etmiş kişiler, varlıklar da, sizi bezdirir arada bir; içinizin bir kuytularında onlardan kurtulmak istersiniz. o kişinin, o varlığın ölümünü bile geçirirsiniz usunuzdan, getirirsiniz gözünüzün önüne. kendinizi ne kadar bağlı duyduğunuzun bir kanıtı değil midir zaten bu çılgınlık? çılgınca şeyler düşündüğünüzü de bilirsiniz. çünkü bilirsiniz ki onsuzluk, sizin de, en azından bir parça ölümünüzdür. düpedüz. evet, ölenlerin ardından yaşandığını, ölenle ölünmediğini herkes bir gün öğrenir. ama eksilerek, azalarak, sakatlanarak, bir yeri koparak yaşandığını...''

(bkz: bilge karasu)