nerede o eski günler

angelic angelic
lisede kopya çekmeyi hayat tarzı olarak benimsemiş,kopyaların kraliçesi olan zatın üniversitede kopyasız geçen vizeler,finallerden sonra bir sigara yakıp,bir nescafe yudumu alıp sarfettiği tümce.
axel fox axel fox
uzun zaman aradan sonra sözlüğe girilmiştir. sözlüğün ilk yıllarında gece gündüz yazan zirvelerde buluşan ve kaynaşan insanlara bakılmıştır. sonunda kimseciklerin kalmadığı anlaşılmış ve " nerede o eski günler " denmiştir.
hakumorphy hakumorphy
eskiden kokulu mektup göndermeler vardı. bilmem hatırlar mısınız? gençlik aşkınızdan hiç böyle mektuplar aldınız mı bilmiyorum ama ben her ay en az iki tane böyle mektup alırdım ortaokul ve lise çağlarında. mis gibi kokardı. parfümlerini sıkarlardı üzerine. bir de çok klasik olan ruj sürüp mektubu öpme durumu vardı tabi. amma hoşuma giderdi he. gururum falan okşanırdı. kızın kokusu ve ruju çok mahremdi o zamanlar, özel hissettirirdi.

şimdi bırakın kokusunu,mektup olayı bile kalmadı. bir mail, bir telefon mesajı. onlarda otomatik,herkese aynı anda.. üstelik kısaltmalarla samimiyetini bile yitiren bazen. örneğin, "naber" demenin yerini "nbr" gibi kısaltmaların alması. ya da "ok" gibi onay veren ingilizce kelimeler. kısaldıkça kısaldı cümleler. bazen sadece bunlar bile "nerede lan o eski günler" dedirtiyor adama.
kılavuz karga kılavuz karga
eskiden ömrümüz kuyruklarda geçerdi. ekmeği karneyle, maaşı taksitle alırdık. insanlar krizle yaşamayı o yıllarda öğrendi. her insan bir başka insanın hayatının sorumlu olduğu için, özel hayattan çok kamusal bir hayat yaşıyorduk. mahalle bekçileri sokaklarda kol gezer dört bir yana güven, nizam ve intizam salarlardı. o yıllarda halkımız çok çekti. tedavi olmak için ilaç bulamazdınız. yine de hamdolsun, ülkemizi bölmek için fırsat kollayan iç ve dış mihraklarla şer odakları bizi bize bağlayan en önemli şeydi. vatan dedin mi akan sular dururdu. şehitler ölmez, tabelalarda yaşardı.

bunca yıl geçti, o eski günler geçmek bilmedi. bir sayfaya kalemi bastıra bastıra yazdığımızda yeni bir sayfa açmak pek mümkün olmuyor. iktidarı hizmet etmek değil de kendinden olmayana eziyet etmek, intikam almak olarak görenler demokrasinin kaymağını yiyip dibini de sıyırmayı ihmal etmedi. bir kere gelen de bir türlü gitmek bilmedi. onlar gitmedi ama dillerinden düşürmedikleri o eski günler geri geldi. bilim kurguyu siyasi manevralarıyla gerçeğe çevirip zamanda yolculuk yapmamızı sağladılar. malum nostalji seven insanlarız. ileri değil de gerisin geriye gitmemiz bundan olsa gerek.

tanzim satış pazarları kurulup kotayla satışa başlandı, piyasada muadili olmayan ilaçlar bulunamadı son anda bakanlık müdahele etti. ekmeği karneyle aldığımız devirde dünyada yer yerinden oynuyordu. peki şimdi devletin kendi esnafını terörist ilan edip kotayla sebze meyve sattığı dönem de neyin nesi? akıl öyle bir şey değil ki tutup da insanların kafasına sokasın. mantıklı düşünmek yerine duygulara göre hareket etmek, çamurdan olsun bizden olsun demek bize pek hayır getirmedi. bundan sonra da getireceği şüpheli. yine de kendi seçtiğiniz hayatı başkalarının da yaşamak zorunda olduğunu unutmayın. belki aynı gemideyiz ama rotamız aynı değil.