new age

1 /
jellicle jellicle
efendim biraz etnik biraz elektronik müziği karıştırınca ortaya çıkan müzik türüne verilen ad oluverir bu. tabi bu tanımlama hayvanca bir sunuş olabilir fakat herhangi bir müzik markete gittiğinizde new age bölümüne bakarsınız, durum açıklık kazanacaktır. sentez davalarının çıkmasından sonra iyice başını alıp gitmiştir bu müzik türü. bir kayıt yaptık ama ne olduğunu biz de bilmiyoruz, alternatif desek değil, sentez desek sentez ama iki türü de karıştırmadık, en iyisi new age olsun tadında bir kolaycılığa kaçıldığını düşündüğüm isimlendirme.
hastazihin hastazihin
kandırılacak insan etrafta çokken kandırmak çok basittir hele ki bunu ticarete dökerseniz zengin olursunuz, lüks evleriniz arabalarınız olur fazlasıyla hatta yanınızdan ayrılmayan manita"lar"ınız olur. bunun da en kısa yolu bu new age denilen spiritüalist ayaklarına yatmaktır.
-bunun için öncelikle hitabet gücünüz yüksek olsun. jestlerinizi ve mimiklerinizi çok uyumlu kullanın.(bu yöntemle hitler milyonları peşinden koşturmuştu.) çünkü yalan söyleseniz bile etrafınızdakiler inanacaktır.
-kendinizi uzaylı, ruh gibi absürd temalı kendi içinde tutarlı ama içten basit dıştan zor bir felsefe oluşturun.
-hedef olarak arayışta, boşlukta olan tipleri seçin. *
-ardından kimsenin anlamayacağı eski mısır, sümer, yunan, latin dillerinden tutarlı laflar kullanın çok havalı ve etkileyici oluyor.
bunları yaptıktan sonra bekleyin ve hayatınızdaki değişikliği fark edin. asfjklhasjfhjklahfafgasgafghgasf
neondental neondental
temelleri 60'lı yılarda amerikada atılan bir yaşam biçimi yada bir felsefeden çok bir tür algı ya da bilinç oluşturma çabasında olan ve bu anlamı ile de ne bir din ya da bir akım olmayan bir kült. yeni çağ oldukça geniş spektrumsal bir külttür. gerçek anlamda anlaşılamadıgı için hulki cevizoğlu medya ekolünden araştırmacı gazetecilik ekolü için oldukça güzel bir malzeme olabilir bu durum da komedi niyetine televizyon başında bu durumla ilgili bilgisi olanları katıla katıla güldürebilir. new age kadim ezoterik ögretilerden misitisme alternatif tıbba ve meditasyona ve astrolojiye kadar oldukça farklı kavramların bir bileşgesi oldugu için kesin olarak kavramsallaştırılması zor bir külttür. temelde modern popüler kültüre bir alternatiftir bu nedenle açılımı görme özürlü bir kişinin fili tarif etmesine benzer. new age amerika dışında gelişimini özellikle feminist hareketler ve çevreci gruplarda buldu ve taraftar topladı. ülkemizde bu konuda yapılan yayınların artması ve bu konuya olan ilginin nispi ve göreceli olarak çogalması ancak bazı dini akademik çevreler ile hulki cevizoğlu medya ekolü dışında pek de kimsenin dikkatini çekmemiştir. türkiye new age üzerine yapılabilecek en önemli çalışmanın kendine özgü bir hayran kitlesi olan sanatçı ilhan iremin 80'li yıllar ve sonrasındaki müzikografisi ve yaşam biçimi oldugunu düşünüyorum.
tatito tatito
ne olduğunu tam anlatamıyorum ama şöyle bir müzik türüdür;

iyi anıların aklına gelir. evet.

o değil de dinleye dinleye kendimi avm gibi hissediyorum amınakoyim.

sikeydim...
kutuların sessizliği kutuların sessizliği
müzik türü olarak dötünden sallama türü sayılabilir. çünkü her yeni grup veya aracı (menajer, firma) kendilerini ya belli kalıp içinde bulmadığını ya da yeni bir tür olarak piyasaya çıktığını iddia eder ki kılıf bulamayınca genelde bu türü kullanırlar.
geber marla singer geber marla singer
hakkı verilememiş birtakım mevzular oluyor zaman zaman. misal, intihara hiç yeltelinmemiş ve dolayısıyla kolda birkaç kesik izi bugünlere miras almadan geçiştirilmiş bir ergenliğin, terlemeden sevişmekten hiçbir farkı yok. veya, kara kitap ve puslu kıtalar atlası'na bakacak olursak, insan bugüne değin çoktan dünya edebiyatını topyekün sarsacak bir buhranlı istanbul halleri ve yüzyıllar içinde kaybolmuşluk akımının bir salgın gibi ilerlemesini beklerdi.

ilk ikisinden sonra bu konuda varabildiğimiz son durak malum ki, "gölge avcıları klübü" oldu. bir daha da o öylesine bir dünyadan bahsedebilecek denli bir cinnete yaklaşmayı başarabilen çık(a)madı.

içime sindiğini sandığım her şey, bugünlerde duvarın üzerindeki yeni boyayı kusarak, duvarın üzerinde hiçbir psikoloğun uğraşmak istemeyeceği tarzda sürreal devinimler ortaya çıkarıyor. bu yazı parçasında, "duvar" kavramı ishal bir beynin ilerisine bir türkü geçilemeyen sıkıntı verici sınırlarına tekabül ederken, "sürreal" kavramı uyuşmuş gün doğumları sırasında göğüste kanama yaratan sapsarı güneş ışığıyla sağlam bir altına dolduruşu, "psikolog" ise ortaçağ avrupasında karanlık şatolarda yaşamış ve toprakları üzerinde çalıştırdığı köylülere türlü işkencelerde ve sadist cinsel dayatmalarda bulunmuş soyluları temsil etmekte.

"new age müziği" olgusu, dinleyenine sunduğu paganik mistik soyunmalar ile dünyanın geri kalanının kendisine bakışım kümesinin ortak paydası alındığında, ortaya bok sarısı renginde bir uyuşmazlığın, bir yadırgamanın yayıldığı hadiselerden.

new age dinleyicisi alacalı korolar ile kendinden geçip, inlemeli kadın nefes alıp verişleri ile transa girmişken, melankolik elektronik düzenlemeler ile elektronik müziğe "o mini bodyin ve latex pantolonun ile istesen sen dahi hüzünlenebilirsin bebeğim, görüyorsun işte" derken ve bu kaotik elementlerin gerisine world müzik tandanslı uzak doğu ritimleri ve bol uzak doğulu kadınların söylediği kederli yabancı sözler ve naralar katarken, new age dinleyici olasılıkla alice harikalar diyarı'na açılan bir kapıdan içeriye düşüyor, "baktığımvegördüğümherşeyokadaranlamdolukişimdikalpkabarmasındanbeynimhavayauçacak" uçurumları üzerinde evrenin varolmasının öncesinde tıpkı tanrının sonsuz okyanus üzerinde uçtuğu gibi uçuyor ve altı çizili cümlelerin sonunda, "o" büyülü gece yarısı 3'lerde kendisini bir başka zamana almak için şehrin göğsüne yürüyeceğini düşünerek koridorlarda kan kokusunu alıyorken, new age müziğine içine giremedikleri bir ruh travması karşısında kalmış gibi bakanların gördüğü tek bir şey vardı;

-duygusal insanlar duygusal zamanlar geçiriyordu, ve kendi hallerine bırakılmalıydılar. bu iş, düşsokağı sakinleri müziğinin cırtlak karı sesli olanından hiçbir şey anlamadıkları kadar aşikardı.

herkesin futbol sevdiği bir mekanda, "ben futboldan hoşlanmıyorum, ne o öyle?" demek gibi bir tiksinti verici ve alay konusu olmana neden bir durum yaratıyordu new age müziği sevdiğini söylemek.

uzun bir süre arkadaşım yoktu.

bi ara oldu.

sonra gene geldikleri gibi gittiler.

arkadaş nedir? ne işe yarar? cevabını bilmediğim bir gençlik geçirdim. ilk kez bir kafeye bir arkadaşımla gittiğimde, insanların haftasonu buluştuklarını ve sosyalleşmek adı altında karşılıklı oturup loş ışıklı patates yağı kokulu pofuduk yastıklar üzerinde konuştuklarını gördüğümde, hele ki ilk defa birisiyle 10 dakikanın üzerinde sohbet ettiğimde beynim havaya uçacak gibi hissetmiştim. inanılmaz bir deneyimdi, nitekim insanlarla paylaşabileceğim ve anlatabileceğim hiçbir şeyimin olmadığını anlayınca, anlatabileceğim bir şeyler görebilmek üzere kahve üzerine kahve içip bir başka dünyanın titrek ve baş dönmeli dünyasına ilk adımımı da aynı gün atmış olmuştum.

new age müziği dinleyenlere, tıpkı lisede aşk şiirleri yazanlara duyulan acıma ve tiksinti duygusunun aynısıyla bakıldığını ilk o günlerde fark ettim. "new age dinliyorum" dedikçe kalabalığın içindeki yalnız adama dönüştüm. "new age dinliyorum" dedikçe eski çağlarda tedavisi bulunup yokedilmiş bir hastalığın yeniden türemesi gibi hor görülen bakışlar altında ezildim.

dead can dance'ın karşımdaki insanların fizik yasaları altında hiçbir şansı yoktu. veya era, dinleyenlerde alacalı kederlenmeler doğurmak yerine, "kilise müziği bu!" gibi bir ters tokata maruz kalıyordu ve bunu duyduğum güne dek era'nın yaptığı müziğin kilise müziği diye kestirilip atılabileceği aklıma dahi gelmezdi.

talihsiz bir kaza eseri tunalı topraklarından dışarıya adımını atınca, ülkenin geri kalanının öğlenin 12'sinde hala daha ayık gezdiğini görmüş olmak kadar şoke ediciydi bu durum bendeniz için.

bir gerizekalı olduğum için işlerin neden böyle geliştiğini uzun bir süre hiç düşünmedim. düşünseydim de bulamazdım çünkü dediğim gibi bir gerizekalıydım. o günlerden farkımsa, artık bir gerizekalı olduğumu bilecek ve hayallerimi kendi içimde yaşamam gerektiğini anlayacak ve asla istediğim kişi olamayacağımı bilecek kadar büyümüş olmam.

gelgelelim bilfiil hakikat, uzak doğuya yaptığım yolculuklarda karlı dağların ölüm uykusunda bekleyen unutulmuş tapınıklarda bulundum. ekmek almak için markete yürüdüğüm düşünceli iki dakikalık yolculuklarda geleceği görme fırsatını buldum..

ve anladım.

yıllar boyu bir battaniye gibi sarılıp, bu da yetmeyip yorgan çarşaf ne bulursam üzerine atarak iyicene bir "hüzün örtüsü"den bir "üst üste yığılmış babaanne yorganları altında işin bokunu çıkarıyorum oyunu" oynadığım new age müziği, insanlığın hatrı sayılır bir kısmı tarafından sıkıcı yoga şarkıları olarak görülüyordu.

jesus christ!

içinde koskoca medeniyetler kurduğum, birlikte nice savaşlara çıkıp beni daha da tahrik eden ve azdıran yenilgiler aldığım new age müziği, yoga! yoga ulan! lan? ben derin bir uykuda iken yoga müziği diye sikilip atılmıştı.

halk kitleleri için koskoca enigma, ergenlerin şiir okuyup şarap içtiği sığ saatlerde dinlenilen bir imgelem dalgalanmasından başka bir şey değildi.

dinlerken kainatın en uç noktalarında seyahatlere çıktığım new age müziğinin, kişisel gelişim kitaplarının yanında evladiyelik verilen easy listening türü olarak görüldüğünü anladığım gün, bu hayatta asla pek mutlu olamayacağımı anladığım ender günlerden birisiydi.

ki, ben bu hayatta nadiren bir şeyler anlamış ve daha da az sıklıkla doğruluk payı olan çıkarımlarda bulunabilmişken, her seferinde amcalarımı ve halalarımı arayıp bu başarımı onlarla da paylaşmayı sürdürmüş ve akrabalık ilişkilerimi toplu intihar ile noktalamayı teklif ettiğimde, aile meclisi tarafından kuzenlerimle bir daha görüşemeyeceğim şeklinde sertçe bazı bağırışmalara ve yasaklamalara gark olmuşumdur.

new age müziğin tam net sorununu biliyorum ama.

-ki, bu arada, "ama"dan önce söylenen her şey yalandır sözüne katılanlardansanız, az önceki cümlede "ama"dan sonra noktanın gelmiş olması oturduğunuz yerde şimdi ufak çaplı bir beyin amc.klaması yaşatmış olmalı size. haydi yine iyisiniz, bedavadan kısa devre.-

şiir ile aynı kaderi paylaşıyor new age müzik..

ikisinde de duygu yoğunluğu hat safhada, dolayısıyla, eğer duygu ve melankoli yoğunluğunuz çok hisli bir durumda değilse, yanlışlıkla bir makina mühendisliği dersine girmiş bir iletişim bölümü öğrencisi gibi bütün dünyanın anlamsızlaştığını deneyimliyor ve duyup gördükleriniz karşısında soğuk bir mezar taşı sevimsizliği kapıyorsunuz.

yaklaşık 8 yıl önceki ben'e dönebilsem ve new age müziğinden birgün nefret edeceğini, daha doğrusu artık o dünyayı hissedemeyeceği ve anlayamayacağı ve nedenli istese de bir daha o karman çorman huzursuzlukların içine geri dönemeyeceği günlerin geleceğini söylesem, yine 8 sene kadar önceki intihar denememde daha bi kararlı olurdum gibime geliyor.

dünya üzerinde hiçbir zaman yaşananamış bir çağın, farklı yüzyıllardan toplanarak oluşturulmuş bir sonbahar müzesi gibiydi new age müziği. cübbeli, korseli, loş avlu yalnızlıklı, siyah beyaz fotoğraflı, baş yazarının gece 3'lerdeki bir şeyin sonunda durduğunu hissettiren bir sessizlik olduğu, masaların ve bıçakların ve sehpa uçlarının daha keskin olduğu, gidilmeye değer bir yolun olduğu, yazmaya değer bir dünyanın varolduğu, kayıp şehirlerin ve mitlerin gözünün önünde uçuştuğu, titanların bu dünyada hala hüküm sürdüğü, yürüdüğün her adımda donmuş gökyüzünün derinliklerinde "r'lyeh'deki evinde, ölü ctulhu rüyalar görerek bekliyor" delirmesini görmek ve yanan kadim bahçeler içinde bir feryada kapılmak, bir içi taşmışlığa göçmek gibiydi..

hakkı verilememiş olgular var demiştim. bu konuda ısrarcıyım..

bazılarımız yalnızlığın, bir tedirginliğin, hayat boyu sürecek bir huzursuzluğun içerisine yürümeyi tercih ederek bu uğurda kendi içsel topraklarımızda insanlık dışı katliamlar çıkardık, köy kızlarına tecavüz ederken, işimize gelmeyen nice ulusu yeryüzünden kanlar içinde sildik ve berlin, rus topçuları tarafından yıkılırken, savaşı kazandıktan sonra berlin'i yeniden nasıl inşa edeceğini tasarlayan hitler gibi düşen kalelerimiz içinde akla hayale sığmaz canice ve bilinçsizce yıkımlarda bulunduk.

ağza alınamayacak, en yakın arkadaşımıza, en karanlık düşünceli adama dahi söyleyemeyeceğimiz pis işlere bulaşmayı istedik ve kabardık derinlerde bir yerde..


düne oranla, bugün daha aydınlık. başarısızlığın, cinnetin pasparlak ışığını görebiliyorum. aramızdan hangimizin düşeceği, hangimizin sonunun yakın olduğu, kimin aklı selim topraklara yol almak üzere bu isimsiz coğrafyalardan göçmek üzere olduğu belli olmaya başladı.

yola çıkarken, new age müzik nereye gitmemiz gerektiğini gösteren pusulalardan birisiydi. yüzüklerin efendisi, kralın dönüşü'nde, aragorn'un gözyaşları içinde gülümseyerek "for frodo!" diyerek mordor askerleri üzerine koşması hecesinde bir taşmışlıktı.

canımı tek sıkan, onca yılın ardından biriktirdiğin ve sevdiğin şeylere dahi sahip çıkamaman. yol hala aynı yol, ama seneler önce varmak için yürüdüğümüz o uzak şehrin artık ufukta alevler içerisinde kulelerinin yandığını görüyorum şimdi. ve high hopes dinlerken söyleyebildiğim tek şey, "10 yıl önce dahi ben bugünün geleceğini söylemiştim orospuçocukları! ama bakın yine de düştük!" oluyor böylece.

bir insanın yıllar sonra geleceğini bildiği bir yıkıma 10 yıl önceden bir şarkıyla eşlik etme şansını yakalayabilmesi hiçbir insan dilinde adı konulamaz bir çıldırmış kedere tekabül ediyor ve 10 yıl sonra dahi, cehennem'den sonraki bölümlerde ilahi komedya sıkıcı ve katlanılmaz oluyor, hele ki cennet bölümü, uzaklara bakmalı bitmek bilmeyen bir türk dizisine dönüşüyordu.

yanisi, ilacımızı cennet yerine cehennem'de aramakta fayda olabilirdi. öylesini arzuladığımıza dair karşı konulmaz altyazılar geçmişti aklımızdan.

new age müzik o yanan şeylerden birisiydi. "artık perilere inanmıyorum" dediğinde, bir yerlerde bir perinin ölmesiydi.

sözlerime ve hissettiklerime tercüman olması bakımından şöyle sonlandıralım;
1 /