o an

2 /
pipelette pipelette
kimi fotoğraf kareleri ile insanın yüreğini, kimisiyle de zihnini yaralayan program. savaş, kıtlık, çocuk olmak ya da ana olmak, ölüm ve yaşam, para ve insanlık derken kalbini kanatıyor kimi fotoğraflar. ve kimi fotoğraflar gösteriyorlar ki asla içinde yer alamayacağını bildiğin bu karelerde dünyanın bambaşka bir yerindeki gün batımı, kilometrelerce uzanan sahilde tek başına yürüyen bir insan ya da rengarenk paraşütüyle gükyüzünü şenlendiren bir adam kıskançlık ve özenti yaratıyor içinde, zihnin bir kez daha algılıyor ki bir ömür yetmeyecek büyük olasılıkla, yetmez...
kimi zaman da tebessüm ettirmiyor değil tabi. hoş şeyler de gösteriyor ama gülümsemeden geriye kalan bir iz olmadığından insan yarasını hatırlıyor.
günah duygusu gibi bir şey günah duygusu gibi bir şey
malum fotoğrafları oguz haksever mi yorumluyor yoksa bir başkası yazıyor da o mu sunuyor bilmiyorum. ama bu nasıl bir üsluptur şaşıyorum. o fotoğrafları çeken kişilerin zaten o yorumları hayal edebileceğini düşünmüyorum, şaşırdığım şey o fotoğrafları yorumlayan kişinin çarpıcı üslubu. mesela fotoğraftaki sevimsiz küçük bir zenci olsun; amcam öyle bir anlatıyor ki resmen kelimelerle seks yapıyor.

o an ne ile ilgilenirsem ilgileneyim bu programla karşılaştığım zaman sanki karşıma nietzsche gelmiş te bana bir şeyler söylüyormuş gibi işi gücü bırakıp mayışıp onu dinliyorum.

amca, sen her kimsen harcanıyorsun. düzyazı çalışmaların varsa kanımca hemen roman yaz. seneye nobel senin.

(bkz: ruhuna tolstoy kaçması)
sivil palyaço sivil palyaço
taş merdivenler gibi, aşınmış ayaklardan,
secde yerine çarpa çarpa alınım aşınsa
göklerin kamçısıyle yediğim dayaklardan,
erisem de, tabutum boşmuş gibi taşınsa

bir garip insan olsam, benzemez hiç kimseye;
tek hece bilmez, tek renk görmez, tek ses işitmez.
karanlığı, yoğursam nura döndüresiye.
tırmansam o ana ki, yek paredir ve bitmez.

(bkz: necip fazıl kısakürek)
sekisdedektoru sekisdedektoru
hayata dair yapılmış bütün yorumları silersiniz kafanızda..
ciddi bakışlarıyla insanlar gülümser karşınızda,acaba ne zaman hata yapacak diye..bakışları da yetmez bazen sınava tabi tutulursunuz en hazırlıksız yakalandığınız anda..cebinizde biriktirdiğiniz kopyalardan medet ummazsınız,çünkü sorular değişmiştir artık...
en zayıf noktanız bulunmuştur,küçücük bir etkiyle yere düşebileceğiniz o nokta..
ama mağlubiyetinizi izlemekten zevk alır karşınızdaki,acı çektirir ..
"son bir isteğin var mı?" diye sormaz bile,istek listen olmamıştır hiçbir zaman..
sana hep hatalarını örtmen öğretilmiştir,zira açığa vurduğun her zayıf yanın düşmana verdiğin altın değerinde
cephanedir,bir gün en derin yerine saplanacaktır muhakkak.
"gün gelir belki" diye düşünemezsin işte öyle durumlarda..zayıflatılmıştır duyguların.çıkarıp kendine bi şeyler saplamak istersin..ama vicdan sahibi olduğun parıldar bir an için göz bebeğinde..
işte o an
yıkarsınız bütün felsefeleri,yok sayarsınız inançları,sistem olgusu artık size hiç bir şey ifade etmez...
gothickebap gothickebap
10 katlı bir apartmanın teras katındasınızdır. yanınızda 2 samimi dost, sabaha kadar yeni beste üzerinde uğraşmışsınızdır. saat 4:30-5:00 arasır bişey, kimse uyuyamamış.
yavaş yavaş gün aydınlanacak diye beklerken; güneş hiç ortaya çıkmaz. sıçtın mavisi bir hava, yükseklikten de kaynaklanan yoğun bir sis.

oda kapısını açıp terasa çıkılır, o sallanan koltuk ya da ne bileyim, salıncağa yanyana 3 kişi oturursunuz.tüm mahalle, tüm semt uyuyor olur. çıt çıkarmayan bir hava; bir damla rüzgar yok.
o yoğun sis altında, bütün gece yaptıklarınızı düşünürsünüz.

bittiğinde kime ne hissettireceği değil, şu an size ne hissettirdiğinden bahsedeceğiniz bir an gelir. ayağa kalkıp terasın en ucuna yürür, başınızı gereksiz yukarı kaldırısınız, ve bam!!!

o koca sis bulutunun içinden kocaman bir yağmur damlası alnınızın ortasına düşer!

uyanırsınız... ... ...

gözünüzü açtığınızda aklınızın bomboş olduğu hissettiğiniz an ise, bu ufacık olayı anlattıktan sonra açıklamayadığınız ''o an'' dır işte. kelimeleri bulamazsınız.

son cümleniz; ''ya abi sonra kalktım... ama kaldım öyle yani hatırlamıyorum ne oldu, öyle boş boş tavana baktım, kıpırdayamadım... ... ...'' kombinasyonlarından oluşur.
güler geçersiniz.

(bkz: ben bunu niye yazdım)
abıefsun abıefsun
kimi zaman bir çırpıda geçti.. su gibiydi herşey, tertemizti, berraktı.. içini ferahlattı.. aktı ve gitti.. kimi zamansa yerinde durdu, geriye döndü, içinden on'a kadar saydı.. bir ileri gitti, 2 geri geldi.. kabus gibiydi.. içten içe beni bitirdi..
khr khr
her insanın hayatında unutamadığı bazı anlar vardır. olaydır yada gündür, geniş anlamını kafaya takmak gereksiz, “o an” önemlidir. ya geçmişindir seni “o an”a getiren, ya da geleceğini şekillendirecek andır, fark etmez..

deseler ki, “hayatını yaz şu kağıda, madde madde” maddelerin arasına ekleyeceğiniz şeylerdir. geriye dönüp baktığınızda aslında önemsiz gördüğünüz ne çok önemli gerçekler vardır. tane tane sayıklarken hayatınızı, arada görürsünüz bazı yaşadıklarınızı.. doğmak, ilk okula başlamak, bir akrabanızın vefatı, üniversiteye başlamanız veya ilk işe başladığınız günle aynı kategoride yer alır. şaşırırsınız fakat şaşırmak yersiz, sizi siz yapan olaylardandır. basamak taşı mı derler ona artık (ingilizcede milestone denir, bana da ukala denir..) ne derler bilmem, sizi şekillendiren anlardır..

o anlar, öyle şeylerdir ki, bir sonra ki adımınızı nasıl atacağınızı belirler içten içe.. iyidirler, kötüdürler ama iyiden de kötüden de ders almaktır ya işin özü, hemen sonrası pişman mısın, değil misin çarpar insanın yüzüne. değilsen ne ala, yok öyle isen, vay haline..

maddelediğin hayatının “o an”dan sonraki bütün maddelerinde geçmiş pişmanlığın izlerini görürsün istemeden.. hayatını o’na göre yaşamışsındır, sonrası çaresizlik.. çok kötüdür, çok…

polyannacılık bir yere kadar işler ama, o küçük kızın boyu ne kadar uzunsa içinizde, biraz daha çekilebilir hale getirir mutsuzluğu.. değişmiş olan, değişmez.. olduğuyla kalır, ne uzar ne kısalırsınız, öylece kalırsınız…

hayatınız boyunca pişmanlık duymayacağınız “o an”lar dileğimle efendim..
2 /