od

3 /
sarıpapatya sarıpapatya
şebnem ferah'ın 9 mayısta piyasaya çıkan yeni albümününün ismi. bir vakitler iskender pala dolasıyla da bu kelime konuşulmuş idi. diğer taraftan dinleyenler bilir, bu kelime azeri türkülerde de geçer. dilbilimci değilim lakin bir iki karıştırınca karşıma çıkanlar şunlar: eski türkçe'de ateş anlamına geliyormuş. ateş tanrıçası ya da aşk ateşi anlamına geldiğini yazıp çizenlerde mevcut. 'od' isimli albüme dönecek olursak, ' ya hep ya hiç' şarkısını beğendim. birazdan kahvaltı hazırlığı eşliğinde dinleyeceğim, oh mis.
alameti farika alameti farika
üst üste fazlaca kez dinlediğim, bu giri vücut buluyorken de dinlemekte olduğum albüm.

çok fazla negatif bakılmaktansa sindirmeye çalışarak dinlendiği takdirde güzel bir albüm olduğunu söyleyebiliriz. girdap, birileri var, od gibi şarkılar favori. cem karaca coverı da gayet güzel olmuş. yıllardır şebnem ferah dinleyen bir insan olarak mutsuz değilim. hiçbir zaman da olmadım. eleştirilerimiz oldu olacaktır da ama 40 yaşına geldi artık bu işi beceremiyor tarzı şeyler oldukça sığ ve anlamsız kalıyor.
my dream is gone and i am undone my dream is gone and i am undone
şebnem ferah'ın son albümündeki en beğendiğim şarkıdır.
dinlerken tüylerim diken diken oluyor. o nasıl şarkı söylemekse öyle. sözleri de aşağıdaki gibidir:

hangi gündeyiz, hangi yılda?
hangi evdeyim, hangi oda?
zamanın dışına düştüm, dünyanın peşine.
hangi gündeyiz, hangi yılda?
saat kaç oldu, sabah mı?
aydınlık mıdır, karanlık mı?
sönmeyen bir oda düştüm, denizler dökseler hissetmez oldum.
yandım mı?

taş üstünde taş yok, küller külleri.
omzumda baş yok, kafa tuttum mahşere
taş üstünde taş yok, küller külleri.
omzumda baş yok, kafa tuttum mahşere

hangi gündeyiz, hangi yılda?
hangi şehirde, hangi yolda?
zamanın dışına düştüm, her yerim yara bere.
hangi gündeyiz, hangi yılda?
üstümde toprak, altımda gök
avucumda tırnak, ruhumda kök
hayattan bir yere düştüm, her taraf kan revan.
önce kalp durdu, sonra zaman.

taş üstünde taş yok, küller külleri.
omzumda baş yok, kafa tuttum mahşere
taş üstünde taş yok, küller külleri.
omzumda baş yok, kafa tuttum mahşere
esmerbey esmerbey
ateş anlamına geldiği doğru ama iskender pala bu eseri kaleme alırken ateşin tanımını yapmak için değil yunusu anlatmak anlamak yunusa karışmak için kalema aldığı aşikardır. çok sağlam içerikli bir eser tavsiye ederim..
paranteziniçindekiünlem paranteziniçindekiünlem
iskender pala'nın, yunus emre'yi anlattığı harika romanı.

...
-peki derviş yunus, senin fikrin nedir?
-hangi hususta efendim?
-mesnevimiz hususunda.
...
daha sonraki yıllarımın, mevlana hazretleri'ne cevap diye söylediğim bu kafiyeden utanarak geçeceğini bilmezdim.
-uzun demişsiniz efendim. ben olsam, "ete kemiğe büründüm / yunus diye göründüm" derdim olup biterdi.
...
yer yarılsa da içine girseydim. bilmeden ne büyük küstahlık etmiştim. başımı eğdiğim sırada teselli yine onun şeker dudaklarından geldi:
-derviş yunus artık iyice inandım ki bana yan ama tütme dediler. sana yan ve yandır demişler. başkasının gözle göremediğini sen kalp ile görürsün, bahtın açık olsun.
ayrılırken ikimiz de ağlıyorduk, benim gözyaşlarım pişmanlıktandı, onunkileri bir türlü kestiremedim.
paranteziniçindekiünlem paranteziniçindekiünlem
iskender pala'dan bir yunus emre romanı.
kitap; okuru, iç anadolu'da o dönem en parlak dönemini yaşayan tasavvuf'un büyülü, efsunlu, huzur verici dünyasında keyifli bir yolculuğa çıkarıyor, yunus emre'den, mevlana'ya, hacı bektaşı veli'ye, geyikli baba'ya, zahir baba'ya, bir çok allah dostu'na can veriyor.
tüm bunların yanında kitapta dönemin siyasi ve sosyal yapısından, selçuklular'dan, moğollar'dan, alamut fedaileri'den, anadolu beylikleri'nden de bahsediliyor.

araya serpiştirilen yunus emre şiirleri de pastanın üzerindeki çilek gibi bir tat bırakıyor.

hasılı mükemmel bir kitap sözlükdaşlar.
mutlaka ama mutlaka okuyun derim...
bıdık bıdık
hatırladığım kadarıyla yunus emre ve tasavvuf edebiyatını anlatan, iskender palaya ait bir kitap.
vakit olursa bir bakılabilir.

ha bir de, eski türkçede ateş demek.
ateşten daha sempatik bir söylenişe sahip olduğu aşikar.
sbpszsvs sbpszsvs
iskender pala nın diğer kitapları kadar tutunamamış kitabı.belki çok kısa bir sürede yazılmış olduğundan belki pala ve yunus emre isimleri bir araya geldiğinde beklentinin fazla olmasından kaynaklanıyordur.
en beğendiğim bölümü geyikli baba dergahı kapısında karşılıklı anlaşma metotları olsa da aynı hikayeyi daha önce duyduğum için rahatsız oldum.zira pala kitaplarında bilindik anonim hikayelerden çok bilinmeyenler kullanılırdı.
john williams john williams
iskender pala'nın, yunus emre'nin hamlık dönemlerinden başlayarak nasıl pişitiğini ve ailesini severek korumaya çalışan sıradan bir babadan, ilahi olarak üst mertebeye erişen din ve eylem adamına nasıl dönüştüğünü anlattığı eseridir.

iç ve mistik yüz olarak değerlendirildiğinde oldukça zengin iken, kitap kurgu ve edebi yönden aynı seviyeye ulaşamamaktadır ne yazık ki. anlatımın dağınıklığı, içeriğin değeri gözününe alındığında görmezden gelinebiliyor olsa da edebi eksiklik o kadar da kolay sineye çekilemiyor.

kitabın girizgahı ve ilk bölümü molla kasım'ın, derviş yunus'a ait şiirler ile bir şekilde tanışması ve yanlış yorumlaması akabinde o şiirleri yakması ile başlar ki hemen sonra hatasını anlayarak yunus'un dizinini dibine gidecektir molla kasım. yapmış olduğu hata sonucu, kendini affettirmek adına üstadın hayat hikayesini yazarak, o'nu ölümsüz kılmak ister. bu noktada okuyucuya, hikayenin yunus emre'nin ve oğlunun, molla kasım'a anlattıkları üzerine kurulduğu bilgisi verilir.

sayfalar ilerledikçe yunus emre'nin kayıpları, çileleri ve yaşadıkları anlatılırken eseri değer kılan esas öz, dervişin şiirleri ya da düşünceleri diğer değerli tasavvuf insanları ile sohbetleri esnasında ortaya koyulmuş gibi aktarıldığından, yani yaşanan olaylar ile dile getirilen sözler ya da şiirler birebir okuyucu tarafından eşleştirilebildiğinden kıymetlidir ve bu nedenle felsefi olarak anlaşılabilir düzeydedir. bu ayrıntı da eksik olmuş olsaydı, kitabın elle tutulur bir yanı kalmayacaktı ne yazık ki.

okunmalıdır.
3 /