öylesine

1 /
abıefsun abıefsun
belki'lerle koca bir yaşam..

önce'yi atıp sırtına, sonra'yı katmak önüne..

geçiş'ler..
başı belli, sonu yarım.. yaşam'dan yaşama bir solukluk koca bir yolculuk!.. halsizlik.. ellerimi cebime attım.. bu şehirden bana koca bir yalnızlık kalmış.. ceplerim bomboş.. ayak bağlarım çözülmüş.. eğildim ve sırtımı döndüm.. kan-sız(ı)-lık.. yer'den yemeyi severim ben.. köşede plastikten bir bardak..onlar eskimiyor yaşam gibi.. uzattım elimi, yetişemedim.. eksik, yarım.. kısa kaldım.. bir çare!.. yardımsever bir yaşam yolcusu.. gitti, eğildi ve bardağı aldı eline.. geri döndü.. baktı yüzüme.. yazık!.. sen bu kadarsın ve ki sen'den bu kadar.. yazık.. düşünmedim o vakit.. nasıl olsa sonra hücum edecekti bu söz'ler.. söz değil miydi ki önce saplanırdı ruh'a, ve sen çıkarmaya başladıkça yerinden kanatıp var'lığının hissini veren o değil miydi?
plastik.. baş hizamdan bakıyorum ardına.. sonrası bulanık.. ardı bulanık.. yaşanılan dünya'lar bulanık.. bulanık yaşıyor bu insanlar.. yere döndüm yüzümü.. epeyce bir yaşam birikmiş yerde.. uzandım ve bardak bardak içtim.. ben içtikçe o yerde yerini alıyordu..
yaşam ayak uçlarımda ince bir sızı..
doğrulamıyordum.. zaten doğru da değildim ki.. zorluk.. yerin dibine girer bir hal.. yüzleri birbirne verilmiş karşılıklı iki ayna.. ortasında ben.. etrafımda bulanık yüzler.. olmuyor.. gözlerimi kapattım, ankara'nın sokakları'ndayım.. ben durdum, yaşam ayak uçlarımdan aktı..
''şimdi!''.. iç cebimde uykuya dalmış..


hesapsız irdeleme..
yaşam.. gelişine dönmüş, birbiri ardına sıralanmış notalar.. yaşam'dan notlar akıyor.. yer ile temaslarımdan yaşam'a kırmızı izler kalıyor.. ayak izlerim beni ele veriyor.. geçtiğim yollarda kim bilir kaç yaşam ardımda kaldı.. kim bilir kaç ruh ben'de kendi gençliğini gördü ve iç çekti.. kim bilir.. iç'ten içe yaşananlar.. hepsini iç kalenin diplerinden kazıp çıkartanlar.. kale'yi kendi elleriyle yıkıyorlar.. bırakın kalsın.. kalsınlar yerlerinde.. kalsınlar öylece.. öylesine.. onları çıkarken gün yüzüne, siz karanlığa giriyorsunuz.. onları alırken avuç içlerinize, toprağa gömüyorsunuz kendinizi.. bırakın kalsınlar..

kendine yalnız arayış yolcuları.. önce şükredip göğsüme bastırdım.. sonrası inkar.. münker ve nekir..

sevgi.. öylesine mi?.. sanmıyorum.. uzat elini sana sevgimi vereyim.. korkma hiç, acımayacak.. dur ne yapıyorsun.. hayır korkma.. sevgi ve yaşam akacak.. ben'den sana.. sen'den toprağa.. derin bir kesik.. avuçlarımdan yaşam akıyor.. yaşam ben'den akıyor.. ver sağ elini bastır avucuma, diğerini ise toprağa bastır.. toprağa can vereceksin.. ki benimkisi pek kıymetsiz bir yanıdır bütün'ün.. tüm'den gelip parçalara ihanet eden bir yan.. ellerinden akan benim can'ım.. ellerinden akan ben'im..

son yok.. son'unu sanmıyorum..
sonu da yaşam gibi öylesine ve fakat ölüm adına.. kimileri yaşamak ve yaşatmak için teslim ederler emanetlerini.. kimileri ise ölüm adına yaşarlar.. emanete ihanet ettim, avuçlarımda öylesine..

son'lu bir sonsuzluk hali.. birbirine devreden yaşam piyangoları..
biletim kayıp.. bulana avuçlarımdan sızan bir bardak kan kırmızısı yaşam vereceğim..
son sızı ve ;



abıefsun..
stresli porsuk stresli porsuk
kızdım
geceyi bir bardağa doldurup
kana kana yalnızlık içiyordum
her yudumda acı çekiyordum
yutkunduğum her damla kalbime işliyordu

ne zamandır tadından yoksunum
sensizliğin,sessizliğin,duyguların,saflığın

yıllarca yüreğimle ne savaşlar vermişim
kendimi avunmazlığa bırakıp
özlemlere inanmışım
hayaliyle yanmış,yıkılmış,dağılmışım
gündüzlere saklamışım geceler dolusu yalnızlığımı
her şey güzel olacak sanmışım
ki buna hep inanmışım
bir ara kendimden geçip
öylesine dalmışım
zedt zedt
insanda derin etkiler bırakacakların, neden sorusuna cevaplarıdır. aslında herşey böyle başlar "öylesine" yazarak, "öylesine" bakarak, "öylesine" gülerek, "öylesine" giderek.

geriye baktığınızda " öylesine"lerden o kadar çok olmuş ki hafızanızdan silinmeyecek bir dolu olay geçmiştir başınızdan. hayatınızda yer tutmuş bir sürü "öylesine", sizi hem ağlatmış hem güldürmüş bir dolu "öylesine"...
heidi heidi
sebep göstermeye bile cesaretiniz yokken imdada koşan kelimedir, gerçekten öylesinedir, kötü niyet yoktur, istemeden olmuştur, bilinçaltıdır, yeniklik anıdır, güçsüzlük hali vs. yoksa asla öylesine olamazdır. kıymetli anlarınızın ifadesiyse, o zaman işte bir rahatsızlık hissi verendir. öylesine olmayan gerçek ötesi hayatınız ve elinizden gitmiş öylesineniz.
ceng85 ceng85
öylesinedir.
bir sevgi bırakıp gider içinizde. önce aylarca alıştırır kendine sizi. sonra bir sevgi saplar kalbinize. önce hissetmezsiniz. şaşırırsınız.
sonra aktıkça kanınız boşa, başınız döner, zihniniz bulanır ve yutkunamazsınız o koca yumruğu boğazınızda.
kendinize gelirsiniz birden en kötüsüdür.
bir bakmışsınız öylesine yaşıyorsunuz çünkü kendisi için yaşadınığınız kadın gitmiştir hemde öylesine gitmiştir öylesine...
heidi heidi
sınıflandırılamayan, konumlandırılamayan, isimlendirilemeyen konular için seçilebilecek başlık kurtarıcısıdır. bir dolu yazasınız olduğunda içerik çorbaya döndüğünde, kime neyi vereceği belli olmayan anafikirlerinizle dolduğunda başlığınız "öylesine" dir.
van den budenmayer van den budenmayer
bok gibi yorgun bir bünyenin bir türlü uyuyamadığı yatağından derin sıkıntılarla kalkmasıdır. gecenin 4'ün de üstad'ının* "paylaşılmaması" gerektiğini söylediği şeyi* üstad'ına ihanet edercesine paylaşma isteğidir. 1 sikindirik klavyeyle birkaç amı götü dağıttıran şarkıdan başka bir bok bulamamasıdır.
van den budenmayer van den budenmayer
yoğun bir gecedir. alkol komasının eşiğinde ki bir gecedir. kahrolası sensizliğin üzerinden geçen 1 yılın gecesidir. unutulmak istenen ama unutulamayan; her sarhoşluğumda nükseden 2 yılın gecesidir. boşa geçen 2 yılın gecesidir.

bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma çarşamba günleri*

bu gidişin yerine ilk gittiğin 16 ekim gününü kulaklarımdan kan akana kadar tercih ederim. kal o 16 ekim gecesinde ve bir daha gelme emi. o 2 yılı da bana geri ver. başka da bir şey istemez. kitaplar ve cd'ler sende kalsın. geçen günlerde. kapı önünde nöbet tuttuğum günlerde. aksırıncaya tıksırıncaya kadar ağladığım gecelerde. gözlerimi kapattığımda gözkapaklarımın yerini alan siman da. o hiç sevmediğim ankara senin olsun. bu hiç sevmediğin izmir benim.

gitmek bitmek oldu mu
tedavüle girdi mi bir kere ayrılık
evlerin her yeri bekleme odası artık*


o 2 yılda ne varlığını anladım ne yokluğunu. yok. yokluğunu daha çok anladım. mıh gibi her gece boynumun kökünde hissettim. şimdi ise yoksun bedenen. ruhen de yok ol. yok ol.

sen benim hiçbir şeyimsin
yazdıklarımdan çok daha az
hiç kimse misin bilmem ki nesin
lüzumundan fazla beyaz
sen benim hiçbir şeyimsin
varlığın yokluğun anlaşılmaz*
idiot idiot
bulamadım başlık, sığındıramadım, koyamadım bir kalıba öylesine....
---1---

hiç olmadık zamanlarda hiç olmadık kararların kurbanı olduk hayatmız boyunca. düşünerek verdiğimizi sandığımız her karar pişmanlık olarak geri döndü bize. bizim verdiklerimiz çeşme, köprü, okul, hastane vs. olarak geri dönmedi. verdiklerimiz vereceklerimizi de etkiledi üstüne!

bizler, biz insanlar hep doğruyu kovaladık. kovalarken yanlışlara öyle kapıldık ki hala bir doğrumuz yok!

bizler hep mutlu olmanın peşinde koşarken, mutsuzlukları kovaladık gerçekte. bizler, biz insanlar bunu anladığımızda daima çok geç oldu.

kendimizden başka herkesi önemsediğimiz zamanlarda mükafatımız yine hezimet oldu ama vazgeçmedik. verilen tavizler götürdü bizi bizden, biz bizi tanıyamaz olduk!

sonra bir gün bize biz olduğumuzu hatırlatanlarla karşılaştık, minnettar kaldık onlara. onlarla birlikte biz kovalanan mutluluğu yakalayıp, doğruya ulaştık. yeniden tanımlandık tanıyamazken bizi...

şimdi öyle bir rüya ki gördüğümüz, biz bitmesin diye her gece dua ederiz...

---2---

son adım bu attığım umuda... olmazsa biter her şey dediğim son adım. son adam, son liman vardığım, son mutluluk.

takatimin kalmadığı anda uzatılan bir eldi senin elin, pes ettiğim, havlu atacağım anda "dayan!" diye güç veren çığlık!

tutundum, bağlandım sonsuz muhabbetle... çelik zincirler kuşandık, kenetlendik, sarıp sarmalandık aşkla aşkın gücüyle!

sonu aydınlık olan yol sadece sana varan, önümü gördüğüm tek yönsün. hiç bitmesin!
theladyofshalott theladyofshalott
pek özel bir jehan barbur şarkısı. şöyle ki:

yüzümü gönlüne koysam
yemin tutsa kalbim beni sever miydin
içimi avcuna döksem
beni azıcık çözer miydin
yok olmuyor istemekle bitmiyor
hiç bir yol yarılanmıyor uzadıkça uzuyor
kal demiyor söz vermiş susuyor
kelimeler düşmüyor içinde salınıyor

yüzümü gönlüne koysam
yemin tutsa kalbim beni bilir miydin
yok olmuyor istemekle bitmiyor
hiç bir yol yarılanmıyor uzadıkça uzuyor
kal demiyor söz vermiş susuyor
kelimeler düşmüyor içinde salınıyor

düşümü aklına katsam
yemin tutsa kalbim beni sever miydin
van den budenmayer van den budenmayer
sessiz sedasız pek ortalarda görünmemek bugün ve belki/kimbilir başka günler. belki akışına bırakılan zamanın akmasını beklerken devinimi artan beyin kıvrımlarını durultmanın bir yoludur. haa bir de diziler ve filmler.

sakinim bütün gece boyunca
başımı değişmeyen düşüme koyunca*
eminsaydut eminsaydut
hemen hemen tüm sözcüklerin aktığı ortam. içinde bulunduğumuz ruh halinin en kısa özeti.

söylesene. birini sevdiğini söylerken öylesine demediğin oldu mu hiç? özlediğini söylediğinde öylesine demediğin oldu mu? tek bir defa dahi içtenlikle, kelimeleri kullandın mı? yoksa hepsi lafın gelişi miydi?
karyatid karyatid
istemekle bir şeylerin olmadığını yumuşacık haykırıyor jehan barbur bu şarkı da. bir umut diliyor, istiyor,soruyor... ama biliyor istemekle bir yere varılmıyor, bitmiyor bir şeyler...


1 /