pablo neruda

1 /
esdora esdora
seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman,çünkü hayat iki yüzüyle çıkar karşına hayat.
bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın ateşde pay alır kendine soğuktan...
seni sevmeye başlamak için seviyorum seni,sana olan sevgimi sonsuzlaştıracak bir yolculuğa yeniden başlamak için;bu yüzden şimdilik sevmiyorum seni...
sanki ellerimdeymiş gibi mutluluğun ve hüzün dolu belirsiz bir yarının anahtarları hem seviyorum, hem de sevmiyorum seni...
sevgimin iki canı var seni sevmeye...
bu yüzden sevmezken seviyorum seni ve bu yüzden severken seviyorum seni...

pablo neruda
zoe zoe
latin amerika'nın büyük yüreği, şili'nin nazım'ı*, nazım'ın dostu büyük adam...nazım'ın ölümünden sonra o'na
'niçin öldün nazım?
ne yaparız şimdi biz
şarkılarından yoksun?'
diye başlayan güzel bir şiir armağan etmiştir...
esdora esdora
çok sevgili kadınım, sana bu kötü söyleyişli soneleri yazmak büyük çile oldu, acılar verdi ve
sanki canımdan bir şeyler aldı, fakat sana bunları sunmanın mutluluğu bir çayırdan daha geniş. bu işe
girişirken, her biri için, aklının bir köşesinde şairlerin bunca zamandır titiz ve şık beğeniyle gümüşi çanıltılı, saydam ya da top ateşini andırır dizeler kaleme aldıkları vardı. bense, olanca alçakgönüllülüğümle ağaçlardan çattım bu soneleri, demem o ki, pek ışıltılı olmayan, gücünü saflığından alan ezgilerdir duyduğun, nitekim senin kulağına da öyle geliyorlardır. sen ve ben, yürüyerek ormanlar ve kumsallardan, yitik göller, kül enlemlerden, saf ağaç parçalarını devşirdik, suyla ve hava değişimiyle
salınan dallardan. türküler yaktığım ve tapındığım gözlerini yaşatsınlar diye on dört tahtalı bu küçük evlerin çatısını ve açık çatılarını o hoş kalıntılardan balta, bıçak ve çakı ile kurdum, işte sana ait yüze
tamamlanmış aşk sonesi: sana borçlu oldukları yaşamdan başka bir şey olmayan dallardan soneler.

pablo neruda
ekim 1959

sone - 1

matilde, çimen, taş, şarap hangisi senin adın
adısın hem topraktan doğup sonsuza kalanın,
öyle bir sözcük ki söktürür şafağı büyümesiyle
çakar limon ışıkları onun yaz demlerinde.

akıp gider bu adın üstünde
ateşin deniz mavisi arılarıyla sarılmış tahta
gemiler
bir ırmağın suyudur ki o harfler
kireçlenmiş yüreğimde yüzerler.

ah, nice yollardan sonra bulunmuş ad,
gizli bir tünelin kapısı sarmaşıklar altında,
dertleşir dünyanın mis kokusuyla!

ah, sar beni tutuşmuş ağzınla,
yokla istersen geceden gözlerinle,
ama bırak yüzeyim ve uyuyayım adının üstünde.

p.neruda
baruch baruch
"eliot'ın,jimenez'in şiirlerinin kaynakları nereye çıkıyor? kitaplara,eğitime,kültüre değil mi? ama yanardağlar, çöller ve pampalarla kaplı kaplı bir ülkenin şiirini yazmak istiyorsanız,soyluca döşenmiş salonlar ve oturma odaları için yazdığınız gibi yazamazsınız."
sözlerinin sahibi şilili toplumcu ozan.
te5ir te5ir
'kala kala kumla kaldım
günlerin kumuyla, suyla
bir haftanın artıklarıyla kaldım
vurulmuş ve hüzünlü '

hüzün ve yalnızlık. güz'ün yaydığı koku.
ellisande ellisande
umutsuz bir şarkı

beni çevreleyen geceden fırlıyor hatıran.
irmağın inatçı şikayetiyle birlik deniz.

terk edilmiş rıhtımlar gibi şafakta.
bırakışın zamanıdır, ey terk ettiğim!

yağıyor soğuk çiçekler yüreğime.
ey harabelerdeki mezar, gemi batışlarının zalim oyuğu!

yığılır sende savaşlar ve kaçış.
yükseldi senden bütün kanatları şarkı kuşlarının.

yuttun her şeyi, mesafeyi bile.
deniz gibi, zaman gibi. battı her şey sende!

saldırının ve öpüşün şen zamanıydı.
bir deniz feneri gibi parlayan, sihrin zamanı.

kılavuz kaptanın korkusu, o kör dalgıcın hiddeti,
şiddetli aşk esrimesi, battı her şey sende!

siste çocukluk benim yaralanmış kanatlı ruhum.
yitik kaşif, battı her şey sende!

savurdun üzüncünü, sarıldın arzuya.
felç etti hüzün seni, battı her şey sende!

gölgelerin duvarı arasından geçtim,
girdim ötesine isteklerin ve eylemlerin.

ey et, kendi etim, sevdiğim ve kaybettiğim kadın,
bu ıslak zamanda çağırıyorum seni şarkımla.

bir vazo gibi verdin o sınırsız şefkatin korunağını,
ve o sonsuz unutuşta ezdim seni bir vazo gibi.

adaların kara, kapkara yalnızlığı vardı,
ve orada, aşk kadını, aldın beni göğsüne.

susayış ve açlık vardı, ve meyveydin sen.
üzünç ve harabeler vardı, ve mucizeydin sen.

ah kadın, bilmiyorum nasıl kapsayabilirsin beni
yüreğinin dünyasında, kollarının haçında!

seni özleyişim korkunçtu ve kısaydı,
zahmetli ve sarhoş, sabırsız ve arzulu.

öpüşlerin mezarlığı, yanıyor ateş hâlâ mezarlarında,
alazlanıyor hâlâ üzümler gagaların izleriyle.

ey ısırılmış ağız, ey öpülen kollar ve bacaklar,
ey aç dişler, ey birlikte örülmüş bedenler!

ey eridiğimiz ve umutsuzluğa kapıldığımız
çılgın birliği umutla zahmetin!

ve şefkat, su ve un gibi hafif.
ve söz, silinmemiş daha dudaklardan.

yazgım oldu bu benim, yolculuk etti bununla özlemim,
düştü özlemim bununla, battı her şey sende!

ey harabelerdeki mezar, her şey düştü sana,
hangi acıyı ifade etmedin ki, hangi dalgalarda boğulmadın ki!

dalgadan dalgaya çığlık attın sürekli ve şakıdın,
ayakta durarak bir gemici gibi pruvada.

hep çiçeklendin şarkında, çatladın akıntılarda hep.
ey harabelerdeki mezar, açık ve acı kuyu.

soluk kör dalgıçlar, mutsuz sapan atıcıları,
yitik kaşif, battı her şey sende!

bırakışın zamanıdır, o sert soğuk zamanı
gecenin bütün yelkovanlara yerleştirmesi gibi.

denizin çağıldayan kuşağı sarmalıyor kıyıyı.
soğuk yıldızlar yükseliyor, siyah kuşlar kaçıp gidiyor.

terk edilmiş rıhtımlar gibi şafakta.
sadece titreyen gölge burkuluyor ellerimde.

ey her şeyin ötesindeki! ey her şeyin ötesindeki!

bırakışın zamanıdır. ey terk ettiğim!


pablo neruda
soldier in the army soldier in the army
bizler susuyorduk.
"bilmek acı çekmektir." ve bildik;
karanlıktan çıkıp gelen her haber
gereken acıyı verdi bize.
gerçeklere dönüştü bu dedikodu,
karanlık kapıyı tuttu aydınlık,
değişime uğradı acılar.
gerçek bu ölümde yaşam oldu,
ağırdı sessizliğin çuvalı.
1 /