palyaço

1 /
azureel azureel
orta çağ döneminde şaklabanlık soytarılık olarak başlayan,
makyajlı suratları ile insanları eğlendirmeyi meslek edinmiş kutsal kişiler.
ing: clown
r feynman r feynman
insanların çocukluk yıllarında mutlaka bir sirke götürülüp tanıştırılmaları gereken ve çocukların hayatına renk katan "sanatçı".
harmony in the harmonica harmony in the harmonica
stephen king'in "it" isimli kitabının baş kahramanının büründüğü kılık. tarih öncesi bir yaratık olan ve 30 senede bir periyodik olarak gelip kasabadaki çocukları öldüren karakterin nisbeten (!) sevimli görünümü.
jamal jamal
çocukluk dönemim boyunca kendisini palyançov olarak telaffuz ettiğim ve bu yüzden ortamın maymunu olduğum zat,çocuklar için olan eğlence kişisinin adı
anosias anosias
belki de en zor mesleklerden biridir. içi kan ağlasa bile görevi insanları güldürmektedir. show must go on der sahneye çıkar ve işlerini yaparlar. genellikle toplumda pek saygın yerleri olmaz. ne de olsa palyaço boşver gitsin, altı üstü bir palyaço gii söylemlerle karşılaşırlar.
oysa ki çocukların en sevdiği, çocukları en çok eğlendiren büyükler palyaçolardır. sirke gidildiğinde beklenen en büyük an, palyaçonun veya plyaço ailesinin sahneye çıkacağı andır. koskocaman ayakkabıları, boyalı suratları, rengarenk bonus perukları, koskocaman ve kırmızı burunları ve genellikle yakalarında duran su fışkırtan çiçekleriyle insanları eğlendirir durular.
ha bir de palyaço kılıklı joker vardır ki o insanları pek eğlendirmez.
sycrone one sycrone one
hep,seneyede giyerim mantığında ayak numaralarından büyük numaralı ayakkabılar alan,bütçelerini pek bir düşünen emek insanlarıdır.

(bkz: it)
hayatberbat hayatberbat
turgut uyarın her okuyuşumda rakı şişesine saldırdığım gönlümün bam telini yerinden sızlatan müthiş şiiri..

1.

kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının

belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize

kim sevmezdi çiçekleri filan
"ben sevmezdim" dedim, "yalan" dedi

bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım
yazdım, yazmasam ağlayacaktım

herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz

biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bügünlerde

ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz

2.

umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sesszce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun

bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim!

hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu

gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kara gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte

rakı doldurun! eksilmesin

3.

bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz

hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik
bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
"duyamadım", derdim, "tekrar et!"
sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz

hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım,-
diyorum

kahrol, kahrol!
diyorum

4.

geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
korktum birden, kusacak gibi oldum
"olur öyle" dedi palyaço,
"herkes alçaktır biraz"
"otur ulan!" dedim, bağırdım ona
ben bazen bağırırım biraz

"rakı doldur!" dedim, "eksilmesin!"
ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim

ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim

örneğin;

geçen gün bir kadınla seviştim
biraz değil çok seviştim

ya işte öyle palyaço
diyorum ki,
bunu da yeni öğrendim
sevişmek de eksilmekmiş biraz

5.

kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
"ben sevmezdim" dedim, "yalan"
dedi
bunu palyaço söyledi
palyaço söyledi, ben yazdım
yazmasam, alçak olacaktım
hem ben roman da yazdım biraz

bazen diyorum ki, palyaço,
sen olmasan ben ne yaparım
alçakça eksilirim belki biraz
her yağmur yağışında yerindi dibine girerim
hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi

biraz biraz anlıyorum ki,
yüzler eller, o terli vücutlar filan
her şey plastikmiş biraz

6.

haydi sirtaki yapalım palyaço
rakı doldur, yine eksildik biraz
hell guardian hell guardian
bütün sanatları lirik tabana oturtup liriklik adına her şekli deneyen avrupa'nın en lirik komedi-hüzün birleşimi iğrenç korkunç ve ürkütücü ürünü. kabus bu herifler.

stephen king'i kutlarım bu açıdan, korku romanında kullanılabilecek en uygun karakter olmuş bence.
sycrone one sycrone one
hattrick isimli güzide oyunda popüler bir oyuncu sıfatlı ve kaliteli liderlikli oyunculara verilen sıfat. takım ruhunda olumlu bir etkiye sahiptirler.

ayrıca popüler ve yeterli liderlikli oyuncular da yarı palyaço olarak anılırlar.

yazar notu: evet hayatım hattrick oldu.
muhabirkedi muhabirkedi
bizzat tecrübe ettiğim bir iş.

bir dost tavsiyesi üzerine bir animasyon şirketine kayıt oldum. palyaçoluk kıyafetlerine bürünüp animasyon gösterilerinde bulunulacaktı.

çok geçmeden bir doğumgününde görev almak üzere çağrıldım. görevim büyük: sindirella olmak. gülmeyin, palyaçoluk iş yelpazesi çok geniş bir alan. palyaço olabilirsiniz, sindirella olabilirsiniz, pamuk prenses olabilirsiniz, yüz boyayabilirsiniz...

bu işte bir husus son derece önemli. çocukları sevmek. benim gibi sadece para ve deneyim için bu işe kalkışırsanız sonra muhtemelen bir daha bu işi yapmak istemeyeceksiniz.

sihirli palyaçolar ltd.şti şirketime gidip külkedisinin mutasyona uğradıktan sonraki sindirella halini yansıtan, mor dağların prensesi kıvamında mosmor bir elbiseydi iş kıyafetim.

daha 2 yaşına giren bir çocuğun doğumgünü partisinde sihirbaz partnerimle birlikte bir gösteri yapacaktık. ailesi, henüz 2 yaşında, daha doğumgününün bile ne anlama geldiğiğni kavrayamayacak kadar küçük çocuklarına boyundan büyük bir gösteri hazırlamıştı. sanki bu minimini yavrucak alt tarafı bir pastayla ve arkadaşlarıyla bir doğumgünü kutlansa üzülecekmiş gibi.

suratımda üzerimdeki kıyafetin ve yüklendiğim prenses misyonunun etkisiyle koca bir gülücük hakim. sanki sindirellalar somurtamaz, kızamazmış gibi. çocuklarla yıldızı hiçbir zaman barışık olmayan biri için en fena kabus ise profosyenel partnerin ''çocuklara ilgilen'' komutuydu. mini mini yavrucakların yanına gidip yüz felci geçirmişçesine zorlama bir gülücükle ''merhaba tatlım, adın ne senin? kaç yaşındasın? hangi okula gidiyorsun?''gibi cevaplarıyla aslında hiç ilgilenmediğim ve sadece birkaç saniye içinde unutacağım konular hakkında onlarla muhebbet ettim.(tabi buna ne kadar muhabbet denilebilirse) yerinde durmayan hoppidi çocukları ise doğumgünlerinin ve envai çeşit partinin vazgeçilmez süsü balonla eğleştirmeye çalıştım.

en nihayetinde görev sona erdiğinde sadece müthiş bir deneyim yaşamanın mutluluğu vardı içimde. yorgunluk, emeğimin karşlılığını tam alamamak, pek haz etmediğim halde çocuklarla ilgilenmek ve benzeri durumları gölgede bırakan müthiş bir deneyim. hani ölmeden önce yapılması gereken 100 şeyi sıralamaya kalksam bunu da sayardım. palyaço olmak. bu sayede farklı bir bakış açısı kazanmak. bir de o gözle etrafa bakmak.
tunabaşar tunabaşar
özdemir asaf' ın sevdiğim bir şiiridir...

ben birisini öldürecektim,
ama kimi öldüreceğimi unuttum.
ben kin güden bir kişi değilim..
yazık, kimi güldüreceğimi unuttum.
ben bunları size bir-bir anlatacaktım.
ağlatırım korkusundan ağlayacaktım.
1 /