pamuk prenses

1 /
alchemy alchemy
piyeslerinde canlandıranların elmayı bayıldıkları halde sıkı sıkı tuttuğu, yere atmayı akıl edemediği çoğunluğun hayli fazla olduğu dişican
jellicle jellicle
pamuk prenses güzel olmasaydı, prens onu yine de öper miydi diye düşünmeden edemediğim masal.ikiyüzlülük gibi geliyor nedense.
tünel tünel
çocukları ağlatmaktan büyük zevk alan annem sayesinde masalın çizgi filmini izleyene dek yedi cücelerin ve prensin varlığından habersiz olup, masalın pamuk prensesin annesinin ölümü ile son bulduğunu zannederdim. annem, pamuk prensesin annesinin ölümünü ve üvey annenin pamuk prensese zulmünü o kadar acıklı anlatırdıki ablamla ikimiz ağlamaktan helak olurduk. olayın bilincine vardığımızda ise annemize defalarca "neden... neden..." diye sorduk ama nafile.
fakespeare fakespeare
günümüze kadar çocuklara birçok masallar anlatılmıştır.belki de bunların en çok bilinenidir pamuk prenses ve yedi cüceler.işte o masalın baş kahramanıdır pamuk prenses.ama birkaç diğer masal gibi (bkz: kibritçi kız) (bkz: kurşun asker) bu masalın da çocuklara anlatılmasından hoşnut değilim.niye mi?nedeni gayet açık.çocukları her duyduğunu inanmaya yönelten bir masaldır öncelikle.hikayeyi tek kişiden dinliyoruzç.pamuk prenses bize inanılmaz iyi kalpli olarak anlatıldı.peki ya asıl kötü olan pamuk prenses ise?ya masum olan kişi kraliçe ise?alın size kraliçenin masumiyetini kanıtlayan senaryo.kraliçenin ağzından.


daha yeni evlenmiştim kralla. saraya ilk girdiğim anda sevdim
orayı.hele o güzeller güzeli pamuk var ya. o kadar kanım kaynadı ki o güzel kıza. iki yıl önce genç yaşında kaybettiğim kızıma o kadar benziyordu ki.kızımın yerine koymuştum onu. nereden bilebilirdim ki o güzel yüzün ardında neler yattığını. ilk birkaç gün çok güzel geçti. derken yavaşyavaş gerçek yüzünü göstermeye başladı pamuk. babasinin yaninda bir melek oluyordu. o yokken ise hakaretlerin bini bir paraydi. ne çirkinliğimi bırakıyordu, ne aptallığımı. her yalnız kaldığımızda bana saraydan defolup gitmemi söylüyordu. oysa nelerine göz
yumuyordum onun. avcıyla aralarında bir şeyler olduğunu saraya ilk girdiğimde anlamıştım. ama onu sevmiyordu pamuk. diğer ülkenin yakışıklı prensine sırılsıklam aşıktı. ve avcıyı bir piyon olarak kullanıyordu. kaç kere karşıma alıp nasihat etmeye kalktıysam tersledi beni. hatta bir keresinde tokat atmaya bile cüret etti. ben yine gençliğine cahilliğine verdim. sustum. ve günlerden bir gün olanlar oldu.
evden kaçtı pamuk. ne yapacağımı saşırdım. aramadığım sormadığım yer kalmadı. yoktu ortalarda. derken akşamüstü kocam saraya döndü ve kızını sordu. söyleyemedim kaçtığını. kalp hastasıydı kocam nasıl diyebilirdimki. ona kızın bir arkadaşına gittiğini gece orada kalacağını söyledim. o anda öyle bir şey oldu ki bütün dunya tepeme yıkıldı. avcı telaşla içeri girerek " kraliçem, aynen dediğiniz gibi pamuk prenses'i
öldürüp size yüreğini getirdim" demez mi. ne yapacagimi ne diyeceğimi şaşırdım. belli ki prensesin yeni oyunuydu bu. daha bir sey söylememe kalmadan kocamın tokadıyla yere yığıldım. ve onu izleyen darbeler sonunda kendimden geçmişim. gözlerimi açtığımda başımda sadece hizmetçiler vardi. hemen kocami çagırmalarını istedim. anlatmaliydim ona
gerceği. ama öğrendim ki iş işten geçmis. kocam kızının ölümüne dayanamayıp kalp krizinden ölmüş.yıkılmıştım. ama şimdi kendi derdimi bırakıp pamukla ilgilenmem gerekiyordu.
artık ölen kocamın yadigariydi o bana. hemen avciyi cagirttim
yanima. biraz sıkıştırınca söyledi kızın yerini bana. bir ormanda yedi cüceyle birlikte bir kulubede yaşıyormuş. hemen mutfağa geçip sevdiği yemeklerden hazırlattım ona. bir kaç tane de elma aldim yanıma, çok severdi elmayı. hemen ormanın yolunu tuttum. kulubeyi bulduğumda hava
kararmak uzereydi. kapıyı çaldım bir iki kez.açan olmadı. biraz itince kapının açık olduğunu farkettim. içeri girince ise bir baktim pamuk yerde serilmis yatıyor. mutfaktan ağır bir gaz kokusu geliyordu. elinde de bir kağıt vardı. kağıdı alıp okudum.prensden geliyordu, avciyla aralarinda bir ilişki olduğunu öğrendiğini ve artık onunla evlenemeyeceğini yazıyordu. zavallı kız da bunu okuyunca canına kıymaya
kalkmıştı. telaştan sepeti olduğu yere atıverdim.
hemen bütün kapıları camlari açıp kızı dışari çıkardım. sonra da prense haber vermeye gittim. yoksa aynısını ikinci kez yapabilirdi. prense olanlari anlatip yanima aldim. prensesin yasadığı kulubeye geldik.kız hala yerde yatiyordu bu arada cucler de dönmüş onu o halde görünce öldü sanıp başında ağlaşıyorlardı. prens ve ben usulca yanına gittik. prens kızın yuzune eğilerek alnına bir öpücük kondurdu. gazin etkisi yavas yavas geçmis kız da kendine gelmeye baslamıştı. o anda bütün cüceler kızın kendisine gelmesini prensin
öpücüğüne bağlayıp haykırmaya başladılar. prensim çok
yaşaaaaaaaaaaa.neyse mühim değildi. pamuk kurtulmuştu ya. önemli olan buydu. pamuk gözlerini açar açmaz karşısında beni görünce haykırmaya başladı. işte beni bu zehirledi. az daha öldürecekti beni. neye ugradığımı şaşırdım. yerde dağılmış duran elmalar, kraliyete ait bir sepet. ve prensesin asla yalan söyleyemeycek gibi duran masum yüzü bir
araya gelince kime neyi inandirabilirdim ki. hemen koşarak oradan uzaklaştım. ve hala o kızın yüzünden lekelenmiş adımı değiştiremiyorum. işte dostlar isin aslı bu. ama bu saatten sonra kim inanir ki kötü kalpli kraliçenin masum olduğuna...
kuzudis kuzudis
nerde okuduğumu hatırlamadığım bir karikatürde pamuk prenses bir kulubededir.. derken prens gelir.. içeriye girer.. dışarıda cüceler endişe içinde beklemektedir.. bir süre sonra prens dışarıya çıkar.. pantolununu düzeltip fermuarını çekmektedir..

-ben elimden geleni yaptım.. gerisi allah'a kalmış..
sereia sereia
cinsel objelerin yer almadığı masal diyarında başta acı çeken,ancak iyi kalpli ve sevimli cüceler sayesinde hayata yeniden tutunan,son cümleyle pamuk prensesten çok sanki emrah'ı tarif ettiğim,buffy misali ölüp dirilen,"pamuk"luğunun neresinde olduğunu anlayamadığım bir çeşit prenses.
1 /