para mutluluğu satın alabilir mi

3 /
müsait bir yerde lütfen müsait bir yerde lütfen
param eksilince sesim bile değişiyor, siz ne diyorsunuz? mutlu eder mi etmez mi o sizin yorumunuz ama güvende hissettirdiği koskoca bir gerçek. güvende hissetmek, mutlu olmaktan çok daha önemli ( benim için). takas devrinde yaşamıyoruz ki?


en azından kimsenin kimseye muhtaç olmayacağı kadar parası olmalı. atalar ne demiş:
" varlık sevinç getirir, yokluk dövüş getirir."

para her şey değildir ama çok şeydir.
küçükharfleyazılanherşeyyanlıştır küçükharfleyazılanherşeyyanlıştır
standart bir insansaniz, tuhaf algi kapilarini aralamadiysaniz, hipofiz, timus ne bileyim bobrek ustu bezler saril saril degilse.. yani bizdenseniz, bahsedildigi uzere anasini bile yani.. boyle bir ozelligi var. soru yapabilirlik uzerinden soruldugu icin evet -a bilir.

ama her zaman calisir mi? nein davut. kisaca suni muni mesut olabilmen icin paran olmasi lazim. ama paran var diye mutlu olmayabilirsin.
sofilikateştengömlek sofilikateştengömlek
şimdi diyelim ki beni derinden etkileyen bir kadını,inanılmaz derecede sevdiğim bir kadını varlığım ve paramla etkiledim ve evlendim.görünüşte onu kazandıysam da onun paramla evlendiğini bir saniye bile hissedersem bırak mutluluğu dünyanın en depresif hüzün moduna girerim..özetle para değil kanaat mutluluk getirir..soba üstü kestane,10 kişinin bir odada ısınmaya çalışması,çelik çomak bunlar da mı para ileydi ulan ! ( pardon yükseldim )
doyen isg doyen isg
1-para, satılan mal ve hizmeti satın alır.

2-mutluluk, bir hizmet veya mal-madde sonucu elde edilen bir şey ise,
para, o hizmet veya mal-maddenin bedeli olabilir.

3-para satın alamıyorsa, henüz pazara-satışa arz edilmemiş, sunulmamış bir şeyden söz ediyoruz demektir.

sonuç; yeterli para, satılan her şeyi en uygun fiyata satın alır.

mutluluk veren olay, hizmet, mal-materyal satışa sunulmuş ise para bunu satın alır.
badass badass
alabilir. yaklaşık yarım saatliğine alabilir. sonra bir yarım saatliğine daha alabilirsiniz. öleceğiniz noktayı test etmek suretiyle istediğiniz kadar bu döngüyü sürdürebilirsiniz. neyse, götümüze girebilecek şeyler yazmaktan uzak duralım.

maddi gücün sınırlarını, sınırsızlığını ve kırılganlığını birçok kez canlı gözle gördüm. ve durup kendi kendime "hayatı buna odaklı yaşamaya değmez" dedim. sakıp sabancı "türkiye'nin en iyi otomobillerini ben üretiyorum ama oğlum bu otomobillerden birini bile kullanamıyor" demişti mesela. bak adama, dünya parası vardı, hiç kar etmedi. steve jobs mesela, kanserden gitti. ve paranın yapabileceği tüm sınırları zorlayarak gitti. mustafa koç ile devam eden listeyi sonsuza kadar uzatabilirim, biraz reel örnek vermek istiyorum ama.

eğitime çok önem veren bir aile dostumuz var, kendisi de dahil olmak üzere tüm kardeşleri iyi yerlerde tahsil görmüş bir kişi. kendisi aileden kalanların üstüne kendisi de koyarak büyük bir servet edinmiş. şu anda sahip olduğu gayrimenkullerin bir tanesinin 200-250 milyon tl değerinde olduğu düşünülüyor, ve bu adam yaklaşık 20 sene önce ulus-etiler bandından ev toplamaya başlamıştı. gayrimenkul haricinde borsa varlıkları, bilmem neleri... liste uzar gider. fakat bu adamın oğlu dalaverecinin teki. istanbul'da kıytırık bir okula okuma bahanesiyle geldi, bir kızla tanıştı ve amerika'ya gitti. şu anda bir meslek üzerine eğitim gördüğü hakkında aşağı yukarı 7-8 yıldır ailesini tabiri caizse "sikiyor", okul ve geçim ödeneği adı altında yıllık yüzbinlerce dolar tokatlıyor. bu eleman 30 yaşını geçti, hala bir baltaya sap olamadı (ve bu saatten sonra olacak gibi de durmuyor) ve bu adamın içine en büyük dert. bu adam arkadaşlarının içine çıkamıyor. çıkamama sebebi hem oğlunun konusunun geçmesinden çekinmesi, hem de diğer insanların yanında kendini kötü hissetmesi. çünkü arkadaş grubunun hayatını toplasan adamın mal varlığının yüzde biri çıkmaz fakat diğer insanların çocukları alavere dalavere yapmadan eğitimlerini aldı, ailesini utandırmadı. insan içine çıkmak istemedikten sonra sokayım dünyanın tüm paralarına mesela. bu adam sahiden 8-9 haneli rakamlardaki paralara sahip ve mutsuz.

bir de parayla böbürlenme olayı anlatayım. başka bir aile dostumuz, istanbul'da bilindik bir otelin sahipleri, büyük bir holdingin ortaklarından biri bu elemanlar. oğlunun şehir dışındaki düğünlerine de bu bilindik holdingin medyatik ceo'su gelmiş zamanında falan, öyle bir ortak yani. neyse, bir gün başka bir tanıdığımızı bodrum'a davet ediyor bu eleman "gel yat keyfi yaparız" mantığıyla. tanıdık bir gidiyor, yat cruise gemisi gibi. eleman demirlemiş bir yere, caka satıyor. bunlar güneşlenirken bir anda güneşleri kesiliyor. ve bir bakıyorlar ki yanlarına roman abramovich demirlemiş. o anda havası cıvası tuzla buz olmuş elemanın anlatılana göre. bu olayı anlatmamdaki amaç da şuydu ki, ne kadar paran olursa olsun, bunun lafını ne kadar çevirirsen çevir, bununla ne kadar övünürsen övün, senden daha fazlası var. her zaman var. dünyanın en zengin 100 insanı listesinde birinci olmadığın sürece var. bu adamın 3 kuruşluk mutluluğu orada demirleyip caka satmaktı, abramovich geldi elinden aldı mesela onu.

doktor bir tanıdık vardı, onun mutluluk kaynağı da arabasıyla caka satmaktı. dilinden araba muhabbeti düşmezdi elemanın. bir araba aldı, tüm parasını lak diye gömdü arabaya. o kadar gömdü ki, kasko yaptıracak parası kalmadı. kasko yaptırmadı, arabayla 2 ay sonra kaza yaptı, araba pert oldu ve tüm parası çöpe gitti. yıllarca işine dolmuşla gitti.

bunlar gelip geçici gençler. kendimi zengin olarak niteleyemem, ama çok güzel para ezdiğim zamanlar oldu. narkotiklerle ezdim, alkolle ezdim, alış verişle ezdim, kumarhanelerde ezdim, yemekle ezdim, kadınlar hariç ezilebilecek çok fazla şeyle ezdim. bunun yanında mayış gününden mayış gününe 50 türk lirası nakitle yaşadığım aylar oldu. mutluluk düzeyimde aman aman bir değişme yoktu. sefilleri oynadığım dönemlerde biraz daha hesap kitabı daha fazla yapmanın stresi vardı elbet ama çok da majör bir problem değildi. bu zamanlar bana paranın ne kadar kolay geldiğini ve ne kadar kolay gittiğini gösterdi. bu kadar kolay gelip giden bir şeye de büyük derecede bel bağlamak anlamsız.

para gelir, para gider. birçok şey gibi. mutluluğunuzu gelip geçici şeylere bağlamayın.
uykusevmeyenadam uykusevmeyenadam
para kolaylığı sağlar, evlenecek kız bakmıyor mu abi ne iş yapıyor ne kazanıyor diye? birbirimizi kandırmayalım, parasız ne kadar aşık olursak olalım, bir sonu yok. illaki tıkanıyor. sadece kız değil ailesi de işinize paranıza bakıyor, ki haklılar da gül gibi kızlarını verecekler, rahat etmesini istemek hakları.
kır bahçesi kır bahçesi
paran yoksa fakirlerin yaşadığı hayatı yaşarsın.

o bu şu yok.

bir hayat böyle geçmez.

araban olur.toplu taşımada sürünmezsin.

evin olur.kira ödemezsin.ya da ev borcu ödemezsin.

üniversite ya da lise kazanamadığında dert etmezsin.para her şeyi çözer.

hastalığın tedavisi türkiye de yoktur.paran var diye yurt dışına gidebilirsin.

evlendiğin borçsuz evlenirsin.

paran yok diye eşin seni bırakmaz.

paran yok diye evden kaçıp kötü yola düşen çocuğun olmaz.

yüzünü kızartıp başkasından borç almazsın.
lora blood lora blood
sakıp sabancı'nın, oğlu metin sapancı ile ilgili bir sözü geldi aklıma bu başlığı görünce..
der ki;
"otomobil üretiyorum ama oğlum binemiyor"

demek ki neymiş?
mutluluk, neyi arıyorsanız oymuş!
muzevir muzevir
cevabı "alamaz" olan soru. çünkü para kendi başına alışveriş yapamaz. yapsa bile alacağı mutluluk için satıcıya kendisini vermesi gerekeceğinden işine yaramayacaktır.

ancak birileri para vererek mutluluk satın almak isteyebilir. başarır mı bilemem. bildiğim bir şey var ki "para mutluluğu satın alabilir mi?" sorusuna böylesi bir yaklaşımda bulunan kişinin her şeyi satın alacak kadar parası olsa bile mutlu olamayacağı.
3 /