patates soğan ve şekerin çuvalla alındığı yıllar

2 /
natilyus natilyus
bu günlerden tek farki, iktidarda olanlarin muhafakazkar ve siyasal islamci sagcilar degil, ortayolcu ve milliyetci sagcilarin olmasiydi.

katliamsa, devlet eliyle yine katliam yapiliyordu ama medya organlari olan televizyon ve radyolar iktidarlarin hizzmetinde oldugu icin, haberlerde ülke ahaber'in norvec turkiyesi tadindaydi. bugün ise yasaklamayla durduramadiklari internet yeni düzenin medyasi. bu nedenle bilginin kolektivizmini durduramiyorlar, yayiliyor.

secimlerde iktidara gelmek icin yillar once de partiler yeterince cirkinlesebiliyordu. tabi tek basina iktidar olma ihtimali olmadiklarini bildikleri icin, koalisyonlar icin biraz saygi payi birakiyorlardi.

secimlerle iktidara gelenler o günlerde de laik sisteme düsmandi. 28 subat'a giden gunlerde tarikatler yine meydanda, erbakan taksim'e cami yapiyor, zina yasalari cikariyordu.

yine o günlerde sivas'ta insanlar yakilirken, madimak otelinin önünde bugün belediyelerden fonlanan yobaz kitleler, "cumhuriyet sivas'ta kuruldu, sivas'ta yikilacak" naralariyla yanik insan kokusuyla miraca yükseliyordu. ve o sira iktidar olan "çiller" ise, "neyseki otelin önündeki milletimize bi zarar gelmemistir" diye aciklama yapiyordu.

bugün iktidara gelenler, secim döneminde "ihale ve cennet" vaadederken, o gun iktidara gelmeye çalisanlar ise "iki anahtar" vaat ediyordu.

bugün istanbul belediyesine ait ihalelerin kimlere peskes cekildigini internet sayesinde öyle ya da böyle istemeselerde ögreniyorken, o özlem duydugunuz yillarda mahkemeye düsmedikce ögrenemiyordunuz. misal iski skandali.

bugün, iktidara sirtini dayayip halka tehdit savuran sedat peker denen botokslu suç örgütü lideri açik açik halki tehdit ederken, internet sayesinde sansürsüz görüyoruz. o günlerde devletin gizli katliam örgütü jitem'in ortakliginda halki silah zoruyla tehdit edip öldüren mafyanin varligini "susurluk kazasi" ile duydunuz. hem de basit bir destekleme de degil, devlet-mafya-kontrgerilla ortakligi. tabi yine de duyamazdiniz ama neyseki devlet kullanmaktan vazgectigi parali katilini öldürmenin en mantiklisi oldugu düsününce ortaya cikti.

o dönemin içisleri bakanligi koltugundaki kisilerden biri, bugünün iyi parti lideri meral aksener'di. basbakani çiller, bir digeri mehmet agar'di. devamlari olan partinin liderligini üstelenen kimdi? süleyman soylu.!!! simdi de agar'indan, çiller'ine, soylu'suna hepsi akp'nin arka bahçesi. hem o dönemdeki hem bu dönemdeki icraatlarini anlatmaya gerek yok.

jitemci bir askerin itiraflarindan yola cikarak, o hayaliyle yasadiginiz 90 larin agar'inin 2000 e yakin yargisiz infazini niye bu kadar hayal ediyorsunuz? anlatsaniza. hele de dönemle ilgili "kim bir tugla çekmeye çalisirsa, butun devlet altinda kalir" dedigi karanlik dönemi. iskenceleriyle meshur o dönem.

sonuç olarak, geçiniz kardesim geçiniz. akp iktidariyla dogup, siyasal islam disinda birsey görmediniz, rahat rahat içki içemiyorsunuz diye kimseye, hicbir döneme ilgi duymayin. bu ülkede sagcilar 60 yildir iktidar ve hepsi birbirinin ayniydi. bu dönemin iyi tarafi islamci iktidarlarin gücü tek basina ele gecirince ne olacaginin isareti olmasidir. internet sayesinde ise bu bilgilerin yayilmamasini engelleyeniyorlar.

kisaca komsunun bahçesi her zaman bize daha eglenceli görünür ya, 90 lari yasamayanlar, 90 larda bi bok var saniyor. belki sogan, sarmisak, patates ucuzdu ama insan cani ve onuru da bu dönemdeki gibi yine ucuzdu..
x biri x biri
birkaç yıl öncesine kadar hamallık gibi düşünülürdü. ama bugünlerde büyük lüks olarak düşünülebilir. birkaç yıl önce kim umursardı şekeri, soğanı, patatesi, unu çuvalla almayı. ne de olsa her yerde bulunan şeyler. o kadar parayı birden verip hamallık yapmaya gerek yoktu.
şilili şilili
özellikle şeker çuvalla alınırdı. köyde misafirliğe giderken veya askere gidenin evine, askerden gelene vs. herkes çuvaldan bi poşete doldurur götürürdü. öyle ki ev şekerden geçilmezdi. o gelen şekerler kullanılmaz yine başkalarına götürülürdü. hatta kendi verdiği şekerin bi sene sonra yine kendine döndüğü olurdu. patates soğan elma kasalarla, karpuz römorkla alınırdı. çağla badem üzüm
ve cevize doyardık. belki fakirdik ama az şeye ihtiyaç duyardık.
5
müsait bir yerde lütfen müsait bir yerde lütfen
bizde hâlen devam eden olaydır çünkü babamın kilo ile alma gibi bir alışkanlığı yok. tüm baklagillerde de aynı şekilde. hepi topu 5 kişiyiz ama sanırsın aşeviyiz ya da kıtlık var. mesela yine babaların tuhaf huyları olarak adamın ekmeksiz kalma korkusu da var ha, evde ekmek olsa bile muhakkak en az 2 ekmek alınır, bulunsun diye. hayatında kıtlık da çekmemiş ama bilmiyorum, anlayamadık. tuhaf işte.
salt salt
çok da nostalji değil aslında, ebeveynlerim hala yapar ankara'da tam merkezde olmalarına rağmen. hani moda oldu ya mevsiminde almak, önceden kucumsenirdi ya o sebeple hep yaparlardı, saklayacak yerleri de olduğu için sorun olmazdı. bu durun sadece devletin suçu değil, bilinçsizce sadece tüketen, eline geçebilecek şeylerle kendi çıkarı derdinde olan kocaman bencil bizlerden de dolayı. şekillere, kalıplara uymak için güzelleri de kenara atmamizdan.
2 /