perde

1 /
prometheus prometheus
duvar boşluklarının diğer amaçlarını yerine getirirken kaybettiği, mahremiyeti sağlama ve fazla ışığı kesme özelliklerini yerine getirebilmesi için kullandığımız kumaş
marla singer marla singer
uzunca, pek güzel bir kumaş parçası. bu esnada hem röntten korunur, hem de uykumuza uyku katabiliriz. aynı zamanda migreni olan kişiler de perdeleri bolca kullanırlar zira ışık, bünyeyi başağrısıyla oyar, yıkar. koyu renkli olanları tercih edilmeli, ortam böylece iyice karartılmalıdır. film izlemeden önce de çekilmesi, adaptasyonu kolaylaştırır.
absimiliard absimiliard
deprem geçirmişseniz, çalan saat ile birlikte akıllarda kalan unutulmaz ürpertici bir nesnedir. genelinin beyaz olması daha da ürkütücüdür ya. olmadığında kiralık bir ev görürsünüz şimdi. ama 99 da gördüğünüzde o ev ağır hasarlıdır, tek gördüğünüz duvardaki çatlaklardır dışardan bakınca. aslında en kötüsü deprem sabahı kornişiyle dışarı fırlamış olanlarıdır. daha 16 ağustos gecesi komşunuzun evinin önünden perde arkasında sarı bir ışık süzülüyordu. sadace 6 saat sonra o ışık sonsuza dek söndü. kahrolası beyaz perdeler toz bulutu üzerine sinmiş bir şekilde hala kirişe tutunuyorlardı ve umut dolulardı, hala ev sahibinin onu belki de başka bir evin kirişine asar diye. ama ne yazık ki ne ev sahibi olacaktı bi daha ne de o yırtık beyaz perde. tek dostu da enkazdı artık. dedim ya beyaz olması her nedense insanın içinde fıtınalar kopartır. he bir de rüzgar varsa. ve yarısı kornişte, yarısı dışarı çıkmış perde size ozaman insan gibi gelir. dersiniz bu evde ölenlerin ardından ağıt yakıyor bu perde. evet ben gördüm. perdenin altından topallayarak çıkan bir genci. ama herkez o kadar şanslı değildi. gene cam kenarında ranza altına sıkışmış beyaz perdeye kopuk ayağının kırmızısı bulaşmış bir genç. birisi kurtulur birisi ölür. ama her ikisininde de an ve an yanında olan bişe vardır. -perde!
beyaz perdeyse dokunmayın o eve. dokunmayın inşaata diyorsunuz o an. perdeler umarsızca sallanırken. o yüzden insanın en bilinmeyen zamanında bile bu başlığı görüp saçma sapan bir şekilde duygusallaşıyor, perdelerin hayatınızdaki önemini bir kez daha umarsızca anlıyorsunuz. ama en azından şimdilerde beyaz perdelerin ardında ışık görmek bir nebze de olsa rahatlıyor insanı.
mevlüt şekeri hüznü mevlüt şekeri hüznü
varlığı bir dert, yokluğu yara.

ütüsü ayrı teranne, çıkıp asması ayrı. sayesinde kol kası yaptım. o da kendi mallığımdan. her seferinde kornişin yanlış yerine takınca, tekrar sökmek zorunda kalıyorum. kadın anam da insaf buyurmuyor. çıkartıp yeniden taktırıyor.
tüm bu kötü özelliklerine rağmen, onsuz olmaz hacım. bizim evin konumu itibariyle önünde bir iki kel ağaçtan başka bir şey yok; ama biraz yakından tren geçiyor. ne vakit eve trenle gelsem bizim evin ışığının yandığı hallerde salonun cam tarafında olanları ayan beyan görüyorum. gel de dellenme. allahtan namus cinayeti işleyeceğim bir kız kardeşim falan yok sdjkfjd. şaka bi' yana, o vakitler gidip güneşlik alasım geliyor; ama sonra ağaçlar yapraklanıyor. geçiyor sinirim.

perdeyi bir kadının bulduğuna inanmıyorum bi' de. teşhirci hatunu zaptetmek adına bir erkeğin buluşu değil ise ben de mevlüt olmayayım.

neyse ben gidip perdeleri asayım anamdan uzun olan boyuma ve gençliğime küfrede ede.
troia cadısı troia cadısı
türkler, yerleşik düzene geçinceye kadar topak ev ve karaçadır gibi tekstilden oluşturulmuş mekanlarda yaşamışlar, mevsim koşullarına göre çadırlarını yaylak ve kışlak olarak isimlendirdikleri yerlerde konaklamışlardır. yerleşik yaşama geçtiklerinde ise yaşadıkları evlerde pencere kavramının oluşmasıyla perde kullanmışlar.
albertkamuvicdanı albertkamuvicdanı
pencereye çıkan yol.

bence perde olmamalı evlerin pencerelerinde. pencereler perdesiz olmalı, insan dışarıyı görebilmeli her daim. kalın kalın perdelerin ardında oturmak zûl gelir bana. daralırım. fakat götgöte, burun buruna evler yapmak için büyük mekteplerden mezun olup afilli diplomalar alan cücük beyinli müteahhitler, hırsına bitmeyen, gözü, kursağı doymayan belediye (y)etkilileri, ve inşaatlarda amele olarak başlayıp çekirdekten yetişen müteahhitler perdesiz de oturulacak evler yapmazlar. perdesiz oturmak açıklığa bakmaktır. perdesiz oturmak sikindirik beton koruganlara karşı oturmamaktır. perdesiz oturmak kimsenin sizi çıplak gözle görmeyeceğini bilmek ve rahat etmektir. bak çıplak oturun demiyorum. ama rahat etmektir diyorum.
aslında ne kadar çok götgöte bina yaparsanız o kadar çok perde satarsınız, dolayısıyla perde üreticileri ve perde satıcıları ile müteahhitlert arasında gizli bir anlaşma olduğunu tahmin ediyorum. zaten doğuştan itibaren az yönlendirmeyle yasakçı, faşist, zorba olmaya meyilli olan yurdum insanı, götgöte evlerde, burun buruna osursan duyulacak ölçü birimiyle ölçülen evlerde oturunca ister istemez karısının kızının gözetlendiği paranoyasına kapılıyor. hayır karısı j.lo kızı paris hilton sanki anasını satayım...

perdesiz hayatlar dilerim..
pipelette pipelette
insan psikolojisi üzerinde en çok etkisi olan ev dekorasyon parçası. açılmadığı günlerin yok geçmesi ihtimali yüksektir. kimi zamansa açılır ve içeri dalan güneş, sıkıntılı bir günde otobüste gürültü yapan liseli çocuklar gibi içeri girer ve kafanızı şişirir, perdeye sığınırsınız ve sakinleşirsiniz. bazen yarım bırakırsınız ve aradan sızan bulutlu ve yağmurlu havanın habercisi ışınlardan zevk alırsınız. karşıdaki ile aranıza sınır çekmekten öte size özel alan ayırır ve özellikle duygularınızla oynar.
1 /