podrostok

epicanescence epicanescence
bir fyodor mikhaylovich dostoyevsky romanıdır. ingilizce'deki ismi the raw youth, türkçemiz'deki ismi ise delikanlı'dır. ilk olarak 1875'de yayınlanmıştır. kitap 1840'dan önceki eski görüş ile, o sıralar yeni türemeye başlayan ve de kitabın kahramanı arkady makarovich dolgoruky'in de savunduğu nihilist görüş açısı arasındaki kavgayı anlatır. buraya kadar olan görüşler vikipedia'dan aşırdıklarımdandır.

benim görüşüme gelince, nihilizm hakkında pek detaylı olmasa da genel bir görüş edinmek isteyenlerin başvuracağı ilk kaynak değildir, bu konuda en güzel yapıt turganyev'in babalar ve oğullar*'ıdır. dostoyevski'nin bu kitabı bu felsefi görüş hakkında pek anlaşılır değildir. zaten edebiyat çevrelerince de kitap pek tutulmamış, eleştirilmiştir. yani, tabiri caizse, dostoyevski'nin tanrı olmadığını kanıtladığı kitaptır, kanaatimce.

bu arada oha diyorum, ama gerçekten, lan nasıl açılmaz bu sözlükte bir dostoyevski romanı hakkında başlık. bir an için şok oldum bulamayınca, ciddi ciddi şüphe etmeye başladım senden sözlük. artık benim dostoyevski hayranlığıma yetişemiyorsun ha? geçtim oğlum seni, nanik yapıyorum bak buradan? ben, kıçıkırık yedinci nesil, düşün 8 yıl olmuş kurulalı ama hiçbir nesil açmamış? bir de yedinci nesil öyle, yedinci nesil böyle diye geziniyorsunuz girilerde? ben açtım lan bu başlığı.sözlük sen de. neyse sinirim geçti, kitap hakkında nev-i şahsıma münhasır bir kaç yorum yapmayı çok isterdim ama henüz başındayım, bitirince yapacağım o işi de.
epicanescence epicanescence
oyyt ikinci giriyi de ben giriyorum kitap hakkında, ne kadar şanslıyım. neyse efendim dağıtmadan geçelim konuya, yeni bitirdim. ve bir yorum yazıyım dedim, 50 yıl sonra, yaşarsam tabi, tekrar okuduğumda ne kadar malca yorum yapmış olduğumu anlamak için yazıyorum. bakmayın öyle, bir yıl önce bile yazdığım girilere bakıp, lan ne kadar malmışsın o zaman diyorum kendime. neyse, bu da kitapla alakası olmayan bir konu. hem önceki girilerimi refere ediyorum, sakıncalı olabilir sözlük formatı açısından, bir de entelijans olacağım di mi?

hmm, dolgorukiy kitabın ana kahramanı ve her dostoyevski karakteri gibi ne kadar alçalırsa o oranda gurulanıyor, yani her zamanki terane: alçaklığın dayanılmaz hafifliği. hatta piç olduğuyla gurur duyuyor ve bunu açık açık söylüyor, dolgorukiy. evet bir piçtir ana kahraman.
dolgorukiy'in biyolojik ve aynı zamanda gayrıresmi babasıyla olan ilişkisini anlatılıyor romanda, bu ilişki inişli çıkışlı, ve de kahramnın gözünden anlatılıyor sürekli.
kitabın, bence başarısız olmasının en büyük nedeni dolgorukiy'in kitabın başında bahsettiği ülkü'sünün peşinden koşmayışı ve başka yönlere doğru kayması, eğer ülküsünün peşinde koşup, bunu da bir başarıyla bitirmiş olsayı hem başarılı olur hem de dostoyevski'nin binlerce olan yönlerine yeni ve çok farklı bir yön eklemiş olurdu.

neyse efendim, çok uzatmaya da gerek yok, şöyle söyleyelim her ne kadar çok tutulmamış olsa da, her hangi bir new york times bestseller'ı kadar iyi olan bir kitaptır.

ja,also sprach epicanescence.
ksk1912carsi ksk1912carsi
tutulmamış olması dostoyevski'nin başarısızlığı değil, zevkince yaptığı anlatımdandır. zaten çoğu okuyucunun hemen bitiremediği bir kitaptır kendisi.

-- spoiler --
dolgorukiy, hayata karşı nefreti olan; her yönüyle bir eksiği olduğunu hisseden genç bir delikanlı. hayata karşı, yetişkinliğe geçmeye karşı, ailesi ve biyolojik babasına duyduğu nefret-tutku ikilemlerine karşı yönelttiği soruları ve bulmaya çalıştığı cevapları ile başlayıp, ilerliyor kitap. bu yaşadığı dönemi kendi ağzıyla en iyi şu cümle özetler

''düşüncelerimin en güçlüsü bütün öteki güçsüzleri yutuvermişti; başka hiçbir şey aratmıyordu bana''

daha sonra, petersburg'da süren yaşam ile birlikte, prens ile vakit geçirmeye başlaması, kadınlara karşı tutumundaki değişimler ve fikir insanlarıyla tanışması onu daha farklı, daha ileri bir noktaya taşır. eski, kokuşmuş hayat anlayışının yerini heyecan almaya başlar. kelimeleri seçerken heyecan duyar, prensin kızını gördüğü an nefesi kesilir. iş bu noktada, gelir yine ondan durumu betimleyen cümlesi.

''istediği zaman gelsin, çalsın kapımı ölüm. şimdi yaşıyorum, yaşıyoruz ya''

bu noktada babası ile yaptığı konuşmalar, varılamayan noktalar ve gittikçe arasını düzelttiği kadınlar ile bir döngüye girer. annesine duyduğu acıma duygusu, kız kardeşine olan bağlılığı ve aşkı ona hatalar yaptırmaya devam eder.

bütün bu olay örgüsü arasında, dostoyevski gerçekten çok somut bir karakter yaratıyor. sadece olay hızına kapılıp, olayları okumak isteyen kitap severlerin haz etmeyeceği, sindiremeyeceği bir kitaptır. o yüzden çok duyulmamış, isim yapmamıştır. ancak, fikir ve cümle seviliyorsa eğer kitapta, kesinlikle okunmalıdır. yapılan hataları görmek ve hataların aslında nasıl birer saçmalıktan kaynaklandığı anlayabilmek için.

''delikanlılardan kuşaklar doğar.''


-- spoiler --
spacetusubozulanadamındramı spacetusubozulanadamındramı
fyodor mihayloviç dostoyevski'nin 1875 yılında yayımladığı kitabı. suç ve ceza ve karamazov kardeşler kadar ilgi görmese de içerisinde barındırdığı düşünceler bakımından oldukça sağlamdır. kanımca, biz aciz insanların hayatı boyunca kendisine sorduğu soruların veya oluşturduğu düşüncelerin, (bana göre) tamamını veya yakınını, bir kitabın içerisine dostoyevski'nin sığdırdığını görmek dehşet verici bir şey!

"insanın söze döktüğünden çok daha fazlası, ölçülemeyecek kadar çoğu içinde kalıyor. düşünceniz kötü de olsa, henüz yalnız zihninizde iken, her zaman daha derindir; gel gelelim, düşünceyi söze döktünüz mü, çok daha gülünç, daha adice bir şey oluyor. versilov'un bana söylediğine göre, bunun tersi ancak kötü insanlarda olurmuş. onlar sadece yalan söylerlermiş; kolayını bulmuşlar. ben ise yalnız ve yalnız doğruyu, yalnız gerçeği olduğu gibi yazmaya çalışıyorum. bu da o kadar zor bir şey ki! "


"evladım, insanları oldukları gibi sevemezsin, "dedi. "gelgelelim onları sevmemiz gerekiyor. bu yüzden onlara iyilik etmelisin. burnunu tıkayarak,gözlerini kapayarak yapmalısın bunu. (hele gözlerini kapamak şarttır.) onların sana yaptıkları kötülüklere elinden geldiği kadar kızmadan dayanmalısın, senin de bir insan olduğunu hatırından hiç çıkarmamalısın. tabii, eğer orta tip insandan birazcık daha zeki olarak dünyaya gelmişsen. onlara karşı sert davranmak istersin. insanlar yaratılışları gereği alçak varlıklardır ve birini ondan korktukları için sevmekten hoşlanırlar; sakın böyle bir sevgiye kapılayım deme ve bu gibileri hiçbir zaman küçümsemekten geri kalma. kur'an'ın bir yerinde tanrı peygamber'e, imansızlara fareye baktığı gibi bakmasını, onlara iyilik etmesini,sonra da geçip gitmesini buyurur. gerçi bu biraz gururluca bir söz, ama ne yapalım ki doğru. insanları, en iyi davrandıkları zaman bile küçümsemesini bilmelisin. çünkü çoğu zaman iyilik ettikleri vakit, kötülük ederler. ah yavrum, ben bütün bunları kendimden pay biçerek söylüyorum!
birazcık zekası olan bir insan, kendinden nefret etmeden yaşayamaz, ama namusluymuş, ya da namussuzmuş, hiç önemi yok. hemcinsini sevmek, severken de nefret etmemek imkansız bir şey. bence insan, fizik olarak hemcinsini sevmek yeteneğinden tamamen yoksun biçimde yaratılmıştır. senin anlayacağın, kullanılan kelimelerde bir yanlışlık var, daha en başta vardır bu yanlışlık ve bence _insanlığı sevmek_ sözündeki insanlık sadece senin kendi ruhunda, kendi hayalinde uydurduğun insanlıktır, (başka bir deyişle, sen kendini yaratmış oluyorsun, insanlığa duyduğun sevgi de kendi kendini sevmenden başka bir şey değil), bu yüzden de söz konusu insanlık, hiçbir zaman, hiçbir yerde gerçekte var olmayacaktır..."



spacetusubozulanadamındramı spacetusubozulanadamındramı
"tanrı, sevgi karşılığında bir mükafat teklif ettiğine göre sizin tanrınız ahlaksızdır",

gibi bir cümleyle, -benim için- dinlerin sahip olduğu tanrı çıkarcılığını gözler önüne seren dostoyevski şaheseridir.

dibin notu. şu güzelim kitap için -bunca yıl boyunca- topu topu üç yazarın giri girmesi kötü bir şey. böylelikle, bu eserin "hakiki" felsefi ve edebi değeri göz önüne alınınca, ülkemizdeki "düşünce" ve edebiyatın niçin yerlerde süründüğü de belli oluyor.