reha erdem

1 /
sahra sahra
a ay, kaç para kaç, beş vakit, korkuyorum anne filmlerinin yönetmeni. istanbulu çok sevdiğini ve ankarada film çekemeyeceğini belirtiyor kendileri. ayrıca a ay filmi ile ödül almıştır.
pilat pilat
bir yönetmen olarak hayran olduğum insan..uzun metrajlı üç filmide harika..görüntüleri yerleştirmeleri zemin ve şekil ilişkileri ve daha bir sürü ustalık..sanki bir fotoğraf sergisindeyiz ve reha erdem fotoğrafları izlioruz..her bir filmi mutlaka izlenmeli.son olarak iki filmi de en iyi filme aday gösterilmiş ve kendine rakip olmuştur (bkz: radikal )
yeşilçam yeşilçam
1960 istanbul doğumlu yönetmen, 1980-83 yıllarında boğaziçi üniversitesi tarih bölümü'nde okudu, 1987'de paris üniversitesi sinema bölümü'nü bitirdi, ayrıca plastik sanatlar dalında eğitim gördü, fransa'da 3 kısa film çekerek sinema çalışmalarını başlattı, 1989'da siyah-beyaz bir çalışmayla ilk uzun metrajlı filmini çekti.
cenaze kaldırıcısı adem cenaze kaldırıcısı adem
bir otel hikayesi anlatsa keşke dediğim yönetmen.
odalar huzur değil buram buram hüzün koksa; içlensem , hiçlensem...
"buradayım" diye seslendiğinde yüzü gülmeyen her kahraman "sağlığınıza" diyememenin mahcubiyetiyle kelimelerim nefessiz kalsa...
director director
türkiye'nin en iyi, dünyanın sayılı yönetmenlerinden biri, aldığı eğitim bir yana, doğuştan gelen o fotoğraf yeteneğini florent herry ile insanlara belgeleyen adam, bir gün altın portakal alırsam, ödülümü adayacağım ilk insan
karamuratbenim karamuratbenim
zeki demirkubuz, semih kaplanoğlu ve son zamanlarda biraz popüler olsada nuri bilge ceylan ile beraber yaptıkları filimler, herkes tarafından beğenilen, süper olmuş denilen, muhteşem bir tema diye göklere çıkarılan, çok sade bir anlatım diye tarif edilen, ama filmlerine gidilmeyen yönetmendir. adamlar sırf bu yüzden, filmlerini oynatmak için sinema kuruyorlar. 12 - 15 bin kişiye oynuyor filimleri.. ulan istiklalde dolanan entel sayısı bu yahu .. entellektüellere daha gelmedim ..hele bağımsız, deneysel, festival filmi sevenlere hiç gelmedim..
shadow journal shadow journal
sparklehorse little fat baby'de "he got dragged by a donkey/through the switches and the myrtle/but he was once a little fat baby" cümlelerini ne de güzel söylüyor. çocukluğumu geçirdiğim eve döndüğüm nadir günlerden birini yaşıyorum. zor gelinip zor dönülen o kutsal yerlerden biri bu da. gözlerim her dolduğunda annem dalga geçmeye başlıyor:


"büyüdük ve kirlendi dünya klişesine girip duygusallaşacak mısın sen de! memleket edinmeyip dünyalı olmayı öğrenmek zorundasın."


algılamak, düşünmek, hissetmek. bu söz sırayla bu etkileri yaratıyor bende. hissetmek kısmı olmasa burdan troposfere doğru yola çıkabilirim. sonradan arkadaşlarımla konuştuğum kadarıyla herkeste başka bir etkisi var sanırım bu duygunun. ben mesela baharı hissederim çocukluk denince. sonra daha bahara çok olduğunu hatırlar o malum "hissetmek" kısmına geri dönerim.


gelelim işin sanatla alakalı kısmına. açık söyleyeyim ne kadar sinema tutkunu bir insan olsam da, benim bu duygusal ve daha bir tematik olan "çocukluk" gibi tek kelimelik, geniş zamanları hatırlatan anlamlarda aklıma gelen ilk sanat edebiyattır. derrida' nın yaptığı edebiyat tanımına göre o 'her şeyi yapmanın mümkün olduğu alandır'. edebiyat, sansürü her an ensemizde hissettiğimiz bu ülkede en geniş ifade özgürlüğüne sahip olan sanat dalı belki gerçekten de. şu malum durumu hatırlıyorum aslında, bir kitap film yapıldığında hayal gücünü kısıtladığı bu nedenle edebiyatın bir adım önce olacağı sorunsalı.


mesela anneannem insalara benim köpeğimin sidiği ilaçtır diye içirirken kendi gülmekten katıla katıla rakı içerdi. bu sahne yönetmenin bakış açısına göre farklı şekillerde çekilebilecek olsa da iyi bir yazarı kaleminden daha çekici hale getirilebilecek gibi gözüküyor.


biraz fazla iddalı gibi dursa da söylemekten çekinmiyorum; benim için çocukluk'u bu ikileme sokmayan tek yönetmen reha erdem'dir. hem edebiyatın dahası şiirin hayal gücünü kullanabilmeye pay bırakırken hem de sinema gibi olağanüstü bir sanatı hakkıyla yapan önemli bir adam. ben insan nedir ki'de bile işin çocukluğu hatırlatan kısmıyla kafayı bozmuşken, siyad'da hayat var'ın en iyi film seçilmesiyle mutlu oluyorum.


spinoza bireyselleştirmede farklı varlıklardan oluştuğumuzu, her kaybolan varlık yerine diğerinin geçeceğini anlatıyor. bir fizikçi olarak bu döngüselliği, tek bir varlık üzerinden newton'un inertiası ile bir tutabilir miyim?
reha erdem beni için, bu soruya cevap olarak 'evet' dedirtebilecek kadar latent bir somutluk taşıdığı için bu kadar önemlidir.


not: reha erdem üzerine daha fazla şey okumak isteyenlere öneri kitap: fırat yücel ed. reha erdem sineması: aşk ve isyan.
picamalı dicey picamalı dicey
siyad ödüllerinde en iyi yönetmen ödülünü almıştır.gazetelere bu haber 'siyad bu kez de reha erdem' dedi.' diye yansımış.o ne yahu?'seni seçti pikaçu' gibi.
1 /