renk

1 /
my dying bride my dying bride
yüksek güçlü dizeller; pompalar, iş makineleri, tanklar, lokomotifler, gemi makineleri vb için kaliteli şanzıman sistemleri üreten alman firma. manın alt firmasıdır. isim itibariyle türk zannedilip gurur duyulabilir fakat gerçekler öyle değildir, maalesef...
eminsaydut eminsaydut
ışığın kırılma açılarına göre değişen görünümleri olarak bilinir. ancak asıl tanımı herhangi bir maddenin farklı sıcaklıklarda yaydığı ışığın dalga boyudur. kırılma açıları da zaten ışıkta var olan enerjilerle değişir.

insanlık tarihinde bir çok anlam yüklenmiş renklere. dolaysız bakarsak kırmızı tutkuyu, hareketi ve devinimi gösterir, bu anlamıyla harekkettir. mavi ise durgunluğu, huzuru ve dinginliği gösterir ki bu da devinimsizliktir. ancak fizik kanunlarını göze alarak bu anlam verme işini derinleştirirsek durum biraz çetrefilleşiyor , şöyle ki;

herhangi bir maddeyi alıp hiç ışık almayan bir ortamda ısıtın. yaklaşık 1000-1500 kelvin dolaylarında bu karanlık ortamda bu madde kırmızı görünecektir. ısı arttıkça renk sarıya sonra beyaza ve sonra maviye dönüşecektir. daha sonra mor ötesine geçecek ve göremediğimiz ışıkları yaymaya başlayacaktır. buna göre, aslında kırmızı en düşük enerji seviyesinde görünür oluyor. enerjisini biraz kybedince rengini kaybediyor ve renk deviniminden sıyrılıyor. en yüksek enerji seviyesi ise mavi(bu noktadan sonrakileri gözlerimiz göremez).

bu bağlamda kırmızı mum alevi, sarı ampül, beyaz gün ışığı(güneş tepedeyken) oluyor.

şimdi renklerin anlamlarını biraz daha yorumsayalım. kırmızı dediğin düşmekten gelen korku ile gelen bir devinimi gösterir. titrekliği insana tutkulu bir dinamik gibi görünür. ama aslında tüm çabası karanlığa gömülmemektir. tutkulu dediğimiz insanlara da aynı yorumu yapabilir miyiz? kanımca evet. güçten düşme korkularından ötürü sürekli bir şeyler yapma ihtiyacı hissederler, halbuki mum alevi gibidirler, üflediniz mi sönerler. aşkta tutku diyenler genellikle birlikteliğin sorumluluğu altında ezilir, güzçsüzlüklerini ve sadakatsizliklerini tutku perdesi arkasında gizlerler. ayrılıklardaki klişe sözleri şöyledir: ben tutku arıyorum berkcan. asıl içindekiler ise şöyle: şimdi biz iyice derinleştik. sorumluluklar artıyor yakında evlenmesek de iyice kaynaştık ve ben bundan sıkıldım çünkü bunlara katlanacak kadar enerjiye sahip değilim.

şimdi renk skalasının tam ters tarafına göz atalım, yani maviye. mavi ise dinginlik verir demiştik. dingin durur. fakat bu dinginliği yanlış anlaşılır. pasiflikle suçlanır ve devinimsizliği güçsüzlük addedilir. ama yanlıştır mavi dediğin içindeki gücün farkındadır. güçsüzlük korkusu olmadığı için tozutup durmaz. kendine yeterdir. zaten güven verir yaydığı büyük enerji nedeniyle. sağladığı huzur dinginliğinden değil etrafa saçtığı güçtendir. aslında gözün maviye takılması bu enerji yoğunluğundandır. denize seyre dalarsınız ve içinize serinlik dolar ve gözünüzü alamazsınız gökyüzünden çünkü çevredeki en yoğun enerjili ışık ordan gelmektedir.

beyazdan hiç bahsetmiyorum. dengedir işte. orta karar bir enerji olduğu için çok bakınca gözü yorar zaten. kimine göre meleklerin rengidir. bu konuyu elbette bilemeyiz ama bana öyle geliyor ki ölümden sonra açık mavi meleklerle etrafımızın sarılması daha bir mantıklıdır.
galiba galiba
renk, ışığın değişik dalga boylarının gözün retinasına ulaşması ile ortaya çıkan bir algılamadır. işık dahilinde renkleri barındırdığına göre, renkler de birleşerek ışığı oluştururlar. "primary colors" dediğimiz "kırmızı - yeşil - mavi" birleşiminden nötr bir sonuç (beyaz) elde ettiğimiz gibi; "kırmızı - turuncu - sarı - yeşil - turkuaz - mavi - mor" renklerinin birleşiminden de "beyaz ışık" meydana gelmektedir. yani renkler kendi başlarına yalnızca kendi algı durumlarını oluştururken, muhtelif renkler bir araya gelince ışığı ve aslında bir nevi tüm renkleri içinde barındıran renksizliği açığa çıkarmış olurlar.
screw you guys im going home screw you guys im going home
soğuğun tadı dudaklarımda
bir pamuk şekerde yürürce düşünceler,
sarhoş gibi adımlarım senden uzağa...
ben kuşları gece uyur sanırdım senden önce,
meğersem kuşlar gece sessize alırlarmış kendilerini
sen hiç dertli baykuş gördün mü?
sen hiç bir serçeyle kadeh tokuşturdun mu?
ben tek oda bir saman yuvada uyandım çoğu gece ..
yanımda üç-beş sızmış kanatla...
hepimizin derdi aşktı, hepimizinki aşktan kaçmaktı.
bir tanesi vardı hele hikayesi benimkinin karbon kağıtlısı...
bir gök kuşağına aşık olmuştu, bir tenha uçuş eyleminde...
gök kuşağı bir açarmış , bir kaçarmış senin gibi...
her kanat vuruşunda sevdiğinin üzerine
bir hiçlikte kendi rüzgarı kendi tenini ürpertirmiş...
sen hiç aşık güvercin gördün mü akşam vakti?
ben gördüm her çamur birikintisinde bir tane...
kimi soğuktan ölmüş der, kimi düşmüş der...
kimi yaramaz çocuklara suç atar...
ama ben bilirim aşktan atlar çoğu...
ben bilirim vardır hepsinin bir renk cümbüşü ulaşamayacağı...
sen hiç kanat çırptın mı peki gece gece?
ben sarhoşken aldığım her mektupta çırptım senden ise...
uçamazdım biliyordum ama o rüzgarı hissetmek ellerimde...
o sıraya geçmiş ayakta tüylerimle,kapattım gözlerimi...
kapattım gözlerimi dinsel bir ayin gibi hayal ettim gözlerini...
senden şimdi son isteğim hiçbir pazar gecesi
bakma ne kadar merak etsende bir çamur birikintisine...
duyma dışardan biri soğuktan derse benden için...
sadece kapat gözlerini ve o gökkuşağının altında buluş benimle...
ve dudaklarını dudaklarıma batır sonmuşçasına...
1 /