roger penrose

recai pengül recai pengül
boş konuşanlar arasında başta gelen bir sör. tuttuğu yolun bilimin içine metafizik öğeler sokmaya kadar gidebileceğinden korkmaktayım. sadece fiziksel fenomenlere dayanarak yapay zekanın neden gerçeklenemeyeceğini açıklamaya çalışıyor. dualizm batağına düşmüyor yani, hakkını yemek istemem. ancak hem dualizmi hem de yapay zekayı reddedebiliyor olması beni şaşırtıyor.

ilk çıkış noktası zekanın algoritmik olmayan süreçlere dayandığına dair duyduğu inanç. sonra bu iddianın doğru olabileceğini gösterecek kanıtlar aramaya başlıyor. yok kuantum olayları, yok miktotübüller derken insanların zekasının neden hesaplanabilir bir süreç olmadığına dair elle tutulur tek bir bulgu veya gözlem yokken sadece "şöyle de olabilir, böyle de olabilir." diyerekten hiç bir yere varamadan bitiriyor yolculuğu. tek dayanak noktası insan beyninin hesaplanamaz bir soruya cevap bulabildiği (matematikçilerin hisleri?!) gibi hayretlere düşüren bir iddia ve ilk başta belirttiğim kişisel inancı / isteği.

tübitak yayınlarından çıkan üçleme kitabını eğer eleştirel bir gözle okursanız ali kamber'in dediği gibi pek çok alanda ufuk açıcı yeni kavramlarla tanışma fırsatı elde edebilirsiniz. dualizme düşmeden, sadece fiziksel dünyayı kullanarak neden yapay zekanın gerçeklenemeyeceğini açıklamay dair ilginç (ama bence anlamsız) bir deneme okumuş olursunuz.

(bkz: kralın yeni usu)
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
kağıttan rüzgar gülü yapardık ya, ben de kant'tan penrose yapmayı öğreteceğim şimdi sizlere.

ilk olarak önceden (18. yüzyılda) hazırlanmış kant'ımızı alıyoruz (üzülmeyin geç kalmayacaksınız, siz de doğrudan bunu alın):

1- dilimizde ve düşüncemizde "meli, malı" gibi kipler; hak, görev, onaylama, övgü, suç, ceza gibi kavramlar var.
2- özgür irade olmasaydı bu kavramlara gerek olmazdı. demek ki özgür irade vardır.
3- bilimsel olarak incelediğimiz deneysel dünyada herşey belirlenimci*.
4- demek ki özgür irade, algılarımızın ötesindeki numenler dünyasından doğar.

şimdi özgür iradeyi biraz kabartma tozuyla bilinç yapıyoruz.

1 ve 2'yi gödel in eksiklik teoremi ve "anlama" kavramı ile güçlendiriyoruz. burada isteğe göre bir tutam çin odası* da eklenebilir.

3'teki belirlenimciliğin algoritmik süreçleri vurgulamasına ve bilim kısmı için sadece newton-einstein bilimi kullanmaya dikkat edelim.

4'teki numenleri iyice ayıklayıp onların yerine hameroff'un mikrotübül hesaplaması fikriyle karıştırdığımız kuantum olaylarını koyuyoruz. ikisi de latince, uyum sorunu olmuyor.

dört kişilik bir ailenin gözünü doyuracak kalınlıkta bir kitap istiyorsak 20. yüzyılın evren ve beyin hakkındaki bilgi birikimini serpmek mümkün. isteğe göre penrose döşemeleri ile süsleyebilirsiniz.

roger'ımız hazır. afiyet olsun.
recai pengül recai pengül
kulaklarından çıkan kuantumsal dokungaçlar ile platonun evrenine dokunan, oradan aldığı gerçek bilgiler ile diğer matematikçilerle anlaşabilen bir matematiksel fizikçi. sadece algoritmik süreçlerle işleyen dokungaçsız matematikçilerin aralarında anlaşabilmeleri ve önermelerin geçerli olup olmadıklarına karar vermeleri bizi çelişkiye götürürdü. bunu ben söylemiyorum, roger penrose söylüyor.