saçlar

ceket yok pantolon verelim ceket yok pantolon verelim
ey dalga dalga omza kadar uzanan yele!
ey bukleler!ihmalle yüklü güzel kokular!
bu akşam loş odamı bu saçlarda uyuyan
hatıralarla -ne haz! ne gayş!-doldurmak için
onları havada bir mendil gibi sallasam!

gevşeklik veren asya ve yakıcı afrika,
bütün bir uzak alem,kayıp,nerdeyse ölmüş,
ey kokular ormanı, yaşar derinliğinde!
müzik üstünde başka ruhlar yüzdüğü gibi
benim ruhum da yüzer senin kokun üstünde.

gideceğim öz dolu ağacın ve insanın
iklim sıcaklığıyla baygın yattığı yere;
beni alıp götüren dalga olun, ey saçlar!
ey abanoz denizi,sende göz kamaştıran
bir yelken,kürek,alev ve direk rüyası var:

ses dolu bir liman ki orda durmadan içer
ruhum bol bol kokuyu,güneşi ve renkleri;
yaldız,hare içinde kayıp giden gemiler
ebedi sıcaklıkla pırıldayan bir göğü
kucaklamaya geniş kollarını açarlar.

sarhoşluğun aşıkı başımı daldırayım
bu siyah ummana ki öbür ummandan derin;
ve benim sallatıyla okşanan ince ruhum
yeniden bulsun sizi,ey verimli tembellik,
sonsuz sallanışları gül kokan işsizliğin!

sümbül saçlar,gerilmiş karanlıklar bayrağı,
bana veriyorsunuz çepçevre mavi göğü;
boğumlu örgünüzün tüylü kıyılarında
sıcakça mest olurum birbirine karışık
hindistan cevizi,mis,katarn kokulariyle

uzun zaman!boyuna!elim senin o ağır
yelene,yakut,inci,safir ekecek;
ta ki arzuma asla duygusuz kalmayasın
sen,rüyaya daldığım bir vaha,hatıranın
şarabını içtiğim bir testi değil misin?

charles baudelaire
november and roses november and roses
böyle, birine karşı çok masum duygular beslersiniz, onu dudağından öpmek istemezsiniz de saçlarını okşarsınız, sonra o saçlara bir öpücük kondurursunuz, öylesine naif. saçların böyle de bir hissettirdiği var.
smyrnahk smyrnahk
hayatınızda evlenme kararı verip, parmağına yüzüğü takmasını sağlayan tek adam ile 4 yıl sonra bir kahve içmeye sözleşti kadın..

yıllar önce evi olan bu şehirde tam da her zaman aldığı yerden aldığında arabayla aldığında adam ilk hissettiği "bazı şeyler hiç değişmiyor..." du. çünkü kadın arabaya bindiğindeki adamın bakışı, duruşu, gülüşü... o küçücük selamlaşma sırasında yanak yanağa geldiğinde ilk parfüm kokusu girdi burun deliklerinden o bile değişmemişti. geceler boyu eşliğinde uyuduğu kokuydu bu. gözleri doldu ikisinin de.. sebebini açıklamak zorunda hissetmedi hiç bir taraf...

yolda gülüştüler. hayatın onları nerelere sürüklediğinden konuştular gülerek. o küçük kafede bir fincan kahvenin sonunda geçirdikleri zaman ikisine de yetmemişti ama yeniden görüşmemek üzere ayrıldılar.

adam kadını evine bıraktı, dudağının kenarında buruk bir gülümseme, gözlerinde sayfalar dolusu kelimeler ile...

kadın uyurken kapı çaldı. kadın uykusunun arasında arkadaşının gelen kişiye kapıyı açtığını duydu ama gelenin kendisine olduğunu hiç düşünmeden uykuya devam etti. gelen adamdı. duramamıştı. saat oldukça geçti, belki rahatsız ediyordu ama bunun huzursuzluğu yoktu üstünde. aynı şehirde nefes alırken sevdiği kadının bir başka yatakta uyuyor olmasının huzursuzluğu vardı. onunla sevişememenin, belki onu bir daha göremeyecekken şimdi ona bu kadar yakın olup dokunamamanın..

gidip uyuyan kadının yatağının başına oturdu. saçlarını sevdi.. o upuzun kıvır kıvır saçların evin her yerine dökülmesini özlemişti. şimdi evinde hayatına sık sık girip çıkan farklı kadınların saçlarını görüyordu bazen.

uyandırdı kadını. konuşmasına fırsat vermeden "seni almaya geldim bugünlük" dedi.. kadın sarıldı, konuşmadan kalktı giyindi.. hep yarı çıplak yatardı, hala yarı çıplak yatıyordu.. giyinirken adamın onu gözlerinde özlem ve sevgiyle izlemesine izin verdi.

evlerine gittiler.. eski evlerine..
kapıdan girdikleri anda öpüşmeye başlamışlardı. sonra ilk tshirtler çıkıp da yıllardır birbirine hasret olan iki ten kavuştuğunda tüm sevişme durdu. adam derin bir nefes alıp sarıldı kadına. kadın başını adamın omzuna koymuştu ve içinden kendine ağlamaması gerektiğini söylüyordu. bir süre öylece kaldılar...

sonra adam kadını alıp sakince odasına götürdü. eve gelen hiç bir kadını almadığı bu odaya.. eve gelen diğer kadınlarla salonda sevişmeyi tercih ediyordu. kendi yatağını paylaşmayı sevmiyordu kimseyle.. ama bu kadın öyle değildi. bu ona "kadın" nedir öğreten kadındı.
yatağa uzandılar. sevişmediler.
sevişemediler.
sevişmek istemediler.
o an orada olmak bile istemediler.
bu işin oluru yoktu.. iki tarafta o kadar güvensizken olmayacaktı. adam kadını 1000 kere yarı yolda bırakmıştı. kadın biliyordu 1001'inci kez de bırakırdı, adam da bırakmayacağının sözünü veremiyordu.

kadın adamın göğsüne yatmıştı, adam bir koluyla ona sarılırken gözleri tavandaydı.. tüm hayatını sorguluyordu belki, belki sadece yanlışlarını.. belki sadece son 4 yılını.. kadın farketmişti adamın bu düşünceli halini.
-tam ağzını açıp bir şey soracakken adam konuştu "20 gün sonra nişanlanıyorum."

içi titredi kadının. bacaklarının bağı çözüldü. elleri titredi. konuşamadı, ağlayamadı, gülemedi.. cevap veremedi kadın. zaten soru değildi ki o.. soru olsa gecenin bu karanlığında bu sessizliğinde söylenmezdi.. daha sıkı sarıldı adama. daha sıkı sarılınca belki gitmez diye düşündü.

ama giderdi.. adam hep gitmişti.. her defasında geri gelen o da olsa, biliyordu ki kadın " her gelişinin bir gidişi vardı."

adam da cevap beklemedi.
sonra telefonundan bir şarkı açtı gecenin sessizliğinde ; birbirlerine sıkı sıkı sarılarak o son gecelerinde bunu dinleyerek uyudular...

"her yerde saç var, yerlerde saçlar..
kimin bu saçlar , bilemiyorum.
uyandığımda yabancılarla
e kendi evimden de gidemiyorum.
sandım sen varsın, yok öyle değil..
özür dilerim diyemiyorum.

ben olsam almam beni,
adamdan saymam beni,
uzun uzun soymam beni... deli miyim...
ben olsam bakmam bana...
bir çorba bile yapmam bana

tüm bunları sen öğrettin bana..
sevgilim..."
dengesiz26 dengesiz26
anneme bu şarkıyı dinlettim ve bana döndü "eee ne var bunda ben sana her gün söylüyorum. birisi sesimi duymuş demekki. hadi al eline tosbiyi (elektrik süpürgesi) süpür şu ortalığı" okurken lütfen sesinizi yükseltin annemin sözlerini. çünkü kendisi beni sağır zannediyor.
hogwartstan kaçan kız hogwartstan kaçan kız
gnctrkcll reklamı sayesinde duyduğum ve ne zaman dökülen saç tellerimi görsem aklıma şu sözlerini getirdiğim şarkıdır:

her yerde saç var, yerlerde saçlar
kimin bu saçlar

(ve bu noktada yazar acı gerçekle yüzleşir her seferinde, o saçlar kendi saçlarıdır... yılın dram filmi)