saçmalama özgürlüğü üzerine denemeler

1 /
paradoksyasayanadam paradoksyasayanadam
genel doğruluk kuramına göre, doğru bir noktadan diğerine gittiği varsayılan hayali çizgidir. ağır depsesif ya da şizofreni başlangıcında bu doğruluk anlayışında bir kırılma ve diyalektik sorgulama mümkündür. toplumun geneli tarafından kabul edilen yasaların gelmişine geçmişine saydırmak isteği de kendini açığa çıkarmak istemektedir. yine de anormal bir çıkış, cinnet gibi kontrol dışı reaksiyonlar beklenmez.

bu ruh halinden kurtulmak oldukça mümkün ise de, sebepsiz bir devamlılık da olağandır( temsil-misal şu an). her konuda bir miktar saçmaladıktan sonra gelen rahatlamayla kişiliğe dönüşler gözlemlenmektedir.

ülke gündemi hakkında söz söyleme sorumluluğunun ve bu sorumluluğu sosyal medya üzerinden başından def etme rahatlığı üzerine saçmalamak farz oldu. malum terör olayları sebebiyle, gündemimiz terör ve sorumlulara ana avrat düz gider söylemler paylaşmak ihtiyacı baş göstermektedir. beklenenin aksine bir aksiyon olmamakla beraber milletçe terörü ve sorumlularını bilmem kaçıncı defa ayıpladık ve devam ediyoruz gündelik hayatımıza. buna karşı değilim elbette olması gereken de bu olabilir. fakat ben böyle bir ihtiyaç hissetmiyorum, bu yüzden de bir suçluluk hissetmiyorum. eğer bu konuda konuşmak istersem, çevremdeki insanları bu konuda yeterli bulurum. demek istediğim profilini karartıp, bunu yaparken de "ohhh bir rahatlama geldi " ruh hali ile gündelik hayatına hiç de sirayet etmeyen bir sorumluluktan kurtulma sevinci içinde bulunan ikiyüzlüler var. işte bu iki yüzlülere de bir kaç rencide edici cümle kullanma sorumluluğu hissediyorum şu anlarda. ama sonra vazgeçiyorum.

bir miktar alkol tüketmek bir çok duyguyu açığa çıkarabiliyor. bu gerekli mi? duygular açığa çıkmak zorunda mı? çıkmak zorundaysa aracı olarak neden alkol kullanılsın? bu aptal salak sorulara cevaplar aramakla uğraşmayacağım, çünkü kolaycılık kuramına göre kolay her zaman en basit olanı seçmektir. örneğin ; seni kınıyorum, bak şimdi üzerinde bir ağırlık hissedersin, çünkü kınandın! tanrı seni kınasın!

bence hükümet tererö kayyum atasın! fetö'ye yaptı aynısını, diğerleri de görüp beğenmiş efenim. insanın aklına ya yaptıysa diye delice bir düşünce geliyor. aman haa!

konuyu tatlıya bağlayıp bu cümle israflarını internetin orasına burasına göndermenin telaşı ile...
1
paradoksyasayanadam paradoksyasayanadam
gündem dışı saçmalama özgürlüğü üzerine


bir şeyler söyleme ihtiyacı hissedip ne söyleyeceğimi bilemediğim durum. beğenilme ihtiyacı mı, yoksa ifade etme ihtiyacı mı bilemiyorum. neyse ne işte sebebi merak edilesi öneme sahip değil.

insanlar ölürken ne söylenebilir bilemiyorum. insanlar ölmeli sanırım sebepsiz ve zamansız. yoksa sebepli ve beklenen ölümler mi sıradışılaşmalı. organ yetmezliğinden kaynaklanan ölümlere alışmayacağız demeliyiz belki de, belki de yüz küsür yaşında birinin kalp yetmezliğinden ölümünü kabul etmemeliyiz. sıradan ölümleri kabul etmemeliyiz. evet evet insan ölecekse de illa, ya bir meydanda ölmeli bombalı şekilde, ya kurşunlanmalı bedeni habersiz biçimde. sıradan ölümleri kabul etmeyeceğiz.


insana kendi ülkesinde, kendi yönettiği devlette yolsuzluk yaptırmıyorlar. yolsuzluğu güvence altına almalıyız. yolsuzluğu duble yollar ile telafi edeceğiz. bu yola giden yolsuz kalmaz, kalmamalı. rızası dışında yolsuzluk yapılamaz. her yolsuzun mutlaka rızası olmalı.


haydi anana babana selam söyle...
paradoksyasayanadam paradoksyasayanadam
magna karta vardı bilir misiniz? ben bilmem, öyle durduk yere aklıma geldi. sanırım okul yıllarından aklımda kalan bir ziyanlık, daha birçokları gibi. neler neler öğretmeye çabaladı da, öğretemedi garibim müfredat. amacı üniversiteye hazırlık olan bir lisenin sosyal bilimler bölümünden öss' yi kazanan hiç çıkmamıştı. kimse de bunu sorun etmedi, neyse! sonraları ismi gibi süresi de değişti bu amacına ulaşamayan okulun. dört yıllık bir çpl oldu. düz liseden düz bir nesil yetişti gitti. düz işçi, düz forvet, düz baba, düz insan, düz memur, düz sevgili...
yani bir numarası yok, öyle süprizli falan değil.


içimden konuşur gibi, tutarsız cümleler, anlam zorunluluğu bulunmayan fikirler. insan bir espri yapma zorunluluğu da hissetmiyor hani, tek taraflı konuşmalarda. zorlama bir tebessüm yeleşmiyor suratının bir yerlerine. suratını sevdiğim ! formata uyumsuz, herhangi bir bilgi kırıntısı barındırmayan entryler girmeye devam edeceğim sanırım. saçmalama özgürlüğü üzerine...
paradoksyasayanadam paradoksyasayanadam
başlıksız başlık

kelimesiz cümleler gibi
sessiz şarkılar gibi
kalabalık yalnızlar gibi
krallar çıplak gibi

olur mu, olmaz mı ?

ölümsüz ölüler gibi
yarensiz aşıklar gibi
işçiler işsiz gibi
zenginler parasız gibi

olur mu, olmaz mı ?

olurlar olmaz gibi
olmazlar olur gibi
hayatlar hayal gibi
rüyalar gerçek gibi
paradoksyasayanadam paradoksyasayanadam
televizyonu kapatırken, sunucuyu azarlamak!

- yawww bi suss aq!
- laa sus aq!

genellikle gece geç vakitlerde (temsil-misal şuan) televizyonu kapatacağım an içimden gelen hakaretvari ezikleme beyanı. o an yayında ne varsa artık. sanki bana özel canlı yayın yapılıyordu da ben beğenmeyip, sunucu, oyuncu, yorumcu, her kimse artık, "kes sesini sana daha fazla dayanamıyorum! " manasında dudaklarımdan dökülen bilinçaltı dilegelmesi.
- sen de beni duyuyorsun biliyorum, al işte suratına kapattım vuhaha vuhaaha!!


acınası haldeyim
paradoksyasayanadam paradoksyasayanadam
ağır konuşma çabaları üzerine


aklımla dalga geçiyor!

televizyonda yayınlanan doğrudan satış reklamlarında alenen insan aklıyla dalga geçme cürümünden, ana avrat düz gider söylemler paylaşma zorunluluğu. bu kadar aleni ve düpedüz kör göze parmak başka bir kandırmaca, insanların gözüne sokulmamalı. sokanlara sokturana, sokmalı aslında. ebesinin nikahından bir sigara kelimesine bile binbir, özür telakki eden baş divan, bu yayınlar hakkında bir icraat göstermemekte ve doğrudan ağız dolusu tükrüklü balgamlı küfürlerime muhatap olmaktadır.
bu yayınları zaping yaparken bile görüpte küfretmeyen zigotlar mevcuttur elbette. biz ediyoruz da ne oluyor!


geçen kandil yatsısında camiye gittim, daha camiye girmeden bir kabir azabı hutbesi. girdim kabir azabı devam ediyor...
imamın sesi ikiyüz metrekareyi geçmeyen camide kulak zarlarını taciz ediyor, hatta düpedüz ırzına geçiyor.imamın elinde mikrofon bi eliyle mikrofonu tutuyor diğer eliyle hutbenin yapraklarını çeviriyor. imam gaza mı geliyor ne, cemaatin artmasıyla orantılı ses tonu da artıyor ve kubbede seda ediyor. ne manevi bir doygunluk hissediyorum, ne dini bir sorumluluk. bunun suçu ben miyim, yoksa imam mı? allah bilir içimden geçenleri..

unutmamak lazım denizleri, denizlerden küçük gibi bahseden dere kurbağalarına da iki çift söz etmezsem olmaz. yada olur sindirek!
paradoksyasayanadam paradoksyasayanadam
modern şarlatanlık üzerine

burada şarlatanlık kelimesi yalnızca tıbbi alanı dışında kullanılmayacaktır! daha çok çakallık, şerefsizlik, yetimin bir lokma ekmeğine göz dikmecilik, dolandırıcılık anlamları içerir!

eski çağlardan günümüze değişerek ve gelişerek ulaşmış ve teknolojik kolaylıktan nasiplenmiş bir alan, şarlatanlık. malumunuz şarlatanlık bir konuda yetkisi ve bilgisi olmadığı halde varmış gibi davranarak kazanç sağlama yeteneğidir. yetenektir çünkü insanların zaaflarını bilir ve yöntemlerini bu zaaflar üzerine kurar, ve olmayan bir şeyden yarar sağlar. hayal satıcısı bir nevi. dolandırıcılığın sektörleşmiş ve yasal hali. ancak benim itirazım yöntemlerinin oldukça yavan ve ipin göründüğü bir ilizyona insanların nasıl kandığıdır. yani artık bunu paylaşma noktasına geldim. aslında mağdur olmama rağmen mağdurlar adına öfkeleniyorum.
bu konuda bir şey yapamamaktan mı bilemiyorum! bu insanları savunan, savunabilecek bir kurum ya da örgüt de yok bildiğim kadarıyla, çünkü resmi olarak suç teşkil etmiyor yaptıkları. edenlerde ise, şirket değişikliği, isim değişikliği vb taktiklerle olaydan sıyrılıyorlar bildiğim kadarıyla. bazıları ise gönüllülük esasına dayandığı için, kimse yıllarca beni kandırdınız demiyor, ya da diyemiyor. çünkü kimse kandırıldığını kabullenemiyor ki paylaşsın. bu konuda çözüm önerim yok, ancak bir isyan dile getirmek elimden gelen. şimdi devlet bu işe el atsın desem, diyemem de desem, aklımdan da mı geçirmeyeyim, geçirmeyeyim de..


başlıca şarlatanlık alanları;

astoloji ve astrologlar
şimdi bu konuyla ilgilenenleri kızdırmak ya dolandırıldıklarını beyan etmek istemiyorum, yıldızların hayatımıza yön verdiğini düşünerek, benim hayatıma yön veren yıldızlara feveran edebilirler elbette.
bu konuda uzmanlaşmış insanlar parayı cukkalamıyor, amaç para değilse niye fakir astrolog yok, fakir ögretmen çok, fakir astrolog yok.

ufologlar
konuyu hep evrende şu kadar gezegen var illa ki yaşam vardır, ve yaşam varsa bizden az gelişmiş ve çok gelişmiş canlılar da vardır. gelişmiş canlılar da dünyamıza geliyordur. mantığıyla kendilerini doğrulamaya çabalarlar. önermeleri doğru ve katıldığım bir önerme olmakla beraber yöntemleri komik olmaktan öte gidemeyen ve işin içine yine para girmiş ve kâr amacı güden bir alandır. kendilerine uygun her alandan beslenirler, din, teknoloji, arkeolojik buluntular, resimler, beyanlar, uzay araştırması kuruluşları ( bilimsel ), görgü tanıkları, vb vb. geçenlerde biri çanakkale savaşında görüldüğü rivayet edilen beyaz savaşçılarıdan dem vurarak uzaylı olduklarını iddia etti, çüşşş demek istedim sadece. hepimiz uzaylıyız aq!

siyasetçiler
yine hayal satan meslek gurupları, ancak pek yadırganmazlar. seçim dönemlerinde verilen vaatleri bir düşünmek lazım... ne güzel pembiş pembiş hikayeler anlatıp insanları kandırmaya çalışıyorlar, yersen. tabii burada genelleme yapmamak lazım, bi kısmı diyelim.
ve yine ne hikmetse, devlet memurları (üst düzey bürokrat) askeri personeller, iş adamları, ağalar, gazeteciler vb toplumun üst tabaka kesimleri tarafından yapılan bir uğraş. yıllardır su idaresinde çalısmış bir insanın bakan olabileceği bir sistem. bakanlık okulu mu var aq! siyaset bölümü var ancak, pek tercih edilmiyor.

alternatif tıp pazarlamacıları
her derde deva, gergedan boynuzlarını garibim insanlarımıza geçiren, geçirebilen, geçirmekten kazanç sağlayan bir dal. yine insanımızın zaaflarını dibine kadar kullanan dolandırıcılık yöntemlerinden birisi. adam iktidarsız, olabilir, ama kimseye diyemiyor kendine bile, zaten kendinden de şüphe etmiyor ki, karıdan deyip geçiştiriyor. ama bir denemek lazım! özellikle toplumun çoğunluğunun müzdarip olduğu hastalıklar üzerine geliştirilmiş 'ilaçlardır' bunlar. basur, kellik, iktidarsızlık, romatizma, bel boyun ağrıları vb vb. güvenilirlik beyanları ise tarım ve köy işleri bakanlığı damgasıdır! tarım mı?


kişisel gelişim uzmanları, hayat koçları
bunlar da yolunu, kitap satışları, gündüz kuşağı matina programları vs ile bulurlar. başarılı olmak için diye lafa girerler ve madde madde ilerlerler. kandırma taktikleri ise oldukça aptalcadır. einstein mesela, ilkokuldan atılmış, atatürk de hayatı hep kötü gidiyormuş, sonra birden cumhurbaşkanı olmuş. hee aq senin kitabını okudu ondan öyle oldu. kendine inanırsan neden olmasın. özgüven kazandırma teknikleri bir nevi! kazandırma, kazandır-ma!


saadet zinciri grupları
bir dönem hayli popüler bir alandı, ben şimdi on kişi buluyorum, onlarda onar kişi buldu mu? buldu mu? bulursa işte gelsin paralar!
gelsin! gelsin de önce bir miktar para yatırmak lazım! peki ne iş yapacağız? mırın kırın, ıvır zıvır!


bahis foreks şirketleri
kumarın yassak değil mi? kumar yasak, iddia serbest! maç satanlar ve buna inananlar. foreks daha kurumsal, ancak yine de kumar! anassının nikahındaki şirketin hissesini alıyorsun!

doğrudan pazarlama tv furyası
samsung galaksi s4, 900 tl yerine sadece 190 tl! doğru soruyu bilen ilk 100 kişiye sadece haa.


şimdilik aklıma gelenler başlıca bunlar. siyesetle, osman pazarlamayı aynı kefeye koymayaydım iyiydi. siyaset daha çok fayda sağlamak adına, sonuçta bir ütopya vaad ediyor ancak yeterli kaynak olsa da yapılsa değil mi, zaten yer altı kaynaklarımızı çıkaramıyoruz, bor var ama işlettirmiyorlar. şimdi benzine iki kuruş zam yapsa millet ayaklanır, eee nerden bulacak parayı da yapacak bunları, zor abi zor, sen bak daha kendini idare edemiyorsun, adamlar seni bile idare ediyor, düşün! gönül isterdi ki, resimli videolu bir kompozisyon olsun, ancak zor, kolaycılık her zaman kolaydır!
paradoksyasayanadam paradoksyasayanadam
hikayeleştirme çabaları üzerine deneme!

yazdıklarımı silmeden bu sefer!

osman abinin de işi iş. kım görse yerinde olmak ister, adalete olan inancı sarsılır, kadere isyan eder. osman abi kendisine sebepsiz yere miras kalan bir miktar menkul ve gayrimenkulü değerlendirmeyi iş edinmiş kendine. hiç çocuğu olmamış teyzesinden kendisine kalanlar. zaten vasıfsızdı osman abi, nerede boş dükkan görse burada bir iddia bayii açsak iyi iş yapar diyordu. şimdi vasıfsızlığı üzerine tez yazıyor neredeyse. tek işi dükkan kiralarını toplamak, hangi arsayı müteahhide versem kaç daire alsam, altına mı yatırsam, dolara mı?
osman abi kendince servetinin yatırım uzmanı. yani "madem vasıfsızsın al bununla oyalan" bari demiş teyzesi, teyzesi de küstahmış amma! gerçi osman abiyi değiştirmedi bu "osmanca" servet. hakkı var, hala neyse o. yine, yemeği kim söylüyor ayakları, yine bi dal sigara versene ağızları. cimri değil mizacı bu .

ulan osman abi nerden geldin aklıma sebepsiz yere şimdi. sebepsiz yere değildir de o, sebebini ben bilemem. bu osman abinin evlenmek gibi bir derdi de yok, kardeşi de yok. sanki teyzesinin emanetçisi! -ben gelene kadar bakanak ol osman, bilirsin seni oğlum kadar severdim. sakın evlenip, çoluğa çocuğa karıya kaptırmayasın malı mülkü!
aralarında anlaşma olsa böyle olurdu kanımca.
ben bu osman abiye acıyor muyum yoksa! ulan adam madem evlenmeyeceksin, ne diye uğraşıyorsun, arsayla dükkanla. biraz hayatın tadını çıkar bari. güzel elbiseler al, güzel yemekler ye, gez dolaş, güzel kadınlarla tanış, seviş, kendine bak! böyle yapsa belki biz ondan çok mutlu olacağız. yoksa oyalama serveti! ömründe tatile gitmemiş, gitmezde. ben olsam neler yapardım oysa! ben olsam ah ben olsam. ama ben osman abi olmadan servet sahibi olsam, ben ben olarak servete konsam. yoksa osman abi olmadan servet sahibi de olunamıyor mu? eğer öyleyse ikimize de yazık, servete sağlık. bu durum en çok servetin işine gelir çünkü. hangi servet paramparça olmak ister, günden güne erimek, her an yok olma korkusuyla yaşamak ister? ulan servet hepimizle oyunuyor! osman abiyi bekçi tutmuş kendine, bana da hayalini kurduruyor şerefsiz.

ben osman abiye mi acıyorum, servete mi, kendime mi?
kendimden bahsetmeye gerek yok, kendimi biliyorum zaten. osman abiyi de anlattım. servet malum şerefsiz.
sahip olamadıklarımın hayallerimi yarattığı bir düzen bu. peki bana bunların hayalini kurduran ne ? kim bilmeden ferrarisi olsun ister, kim görmeden duymadan cennete gitmek ister? kim parayla saadet arzu eder, kim hayalleriyle saadetin ırzına geçer?
paradoksyasayanadam paradoksyasayanadam
genel ethernet sosyalliği üzerine

internetten sosyalleşerek bu ihtiyacını gidermeye çalışan-başaran insanlar malum. bu hem daha konforlu hem oldukça egosantrik bir durum ve herkesin işine geliyor. profilini hayalinde yarattığın, olmadığın ama olmak istediğin olarak oluşturduğunda seni özünde tanımayanlar için, gerçekten o kişi olarak algılanman sevindirici olabilir. tamam artık o'sun! onun gibi konuşup onun gibi davranabilirsin. marjinal, entel, feminen, mafyatik, duygusal vb vb yada hepsinden az az ama sossuz. seç beğen al. istediğin ol. istediğini yap. istediğini paylaş. sanal karakterlerin sınırları toplumsal sınırlardan oldukça geniş ve neredeyse uçsuz bucaksızdır. peki bu toplum için, iyi mi, kötü mü? bu tartışılabilir. ancak öz fikrim bunun toplumun degısimine ve gelişimine ışık tutacak olması. daha seküler ve açık toplumlar yaratmasını umut ediyorum. ancak durum bunun tersine kutuplaştırıcı ve ötekileştirici bir vaziyette ilerliyor. kimse çizgisinden ödün vermiyor sosyal medyada. daha tutucu ve radikal tavırlar sergiliyorlar. çoğunlukçular burada da daha baskın grupları oluşturuyor.
aykırılık, çeşitlilik, ifade özgürlüğü, konularında yine maalesef daha çok gerilerde. tektipçilik bu alanda da kendini göstermekte. böyle bir ortamda bile insanlar kendilerine duvarlar örüyor ve kendini buraya hapsediyor, ne yazık ki. oysa ne kadar özgürlükçü bir ortam. kahvehanede sendromu yaşamaya gerek var mı?

bu aralar almanya hakkında övücü cümleler yazılamayacağı gerçeği.
ülkenin dış politikasını kimsenin savunamayacağı gerçeği.
bir defa arda kötü dedikten sonra, aslında iyyimiş yaww diyememek.
bir kez feminizm yanlısı takıldıysan, karı kelimesi kullanılamaz.

özeleştiri; küfür edilemez ön yargısı!
paradoksyasayanadam paradoksyasayanadam
birisine şiir yazmak


ben birine şiir yazmak istiyorum,
yazamasamda çalışıyorum.
birisi için çalışmak !


ben şiir yazacağım birini arıyorum,
bulamasamda arıyorum.
şiir için aramak !

hani nerede şiir, nerede şair bozuntusu ?

ah şu başlığın hatrı da olmasa,
ne masa olurdu ortada,
ne kibirli yalnızlığım.
1 /