sadakatsiz

1 /
akarui akarui
hep karşısındakini aldatan için kullanılan, hiç üstüne düşünülmeyen içi boşaltılmış bir kelime. daha kötüsü kendine olan sadakatini kaybetmesi değil mi insanın? sadakatsiz ve tek başına olan bir adam.

o adamın iki parçası vardı zihninin. "bir"i kendini kontrol konusunu eğlence haline çevirmiş, hem marjinal hem gelenekçi, kendi belirlediği ve sertten öte kanunlarına hayran bir mazoşist. ve de iyi şeylere olan inancı sarsılmaktan paramparça olmak üzere neredeyse. zihninin ikinci parçası ise tam bir boşvermiş, kadınlara hayranken, sadece yattığı kadınların sayısını bile hatırlayamaz olmuş bir sadist. onun ise inanmadığı şeylerin sayısı çok daha fazla sanki. zihninin iki parçasının da ortak olduğu noktalar bir şeylere inanmamaları ve de sadakatsiz olmaları. şu günlerde bakıyor iki taraf birbirine bir yandan alkol alırken ya da salonda vakit öldürürken. benzer sorular var: "ne yanlış?". iki parça odaya yayılmış durumdalar. birinci parça köşede oturmuş, cidden de umrunda değil hiç bir şey. "umrum olmaz kimse." ikinci parçanın hali de içler acısı. bir tiksinti hakim havada, ikincinin tiksintisi. (birinci parçanın umrunda değilsiniz ve buradan sonra o sadece durumu anlatan sesin sahibi; anlatılacak olan da ikincinin halet-i ruhiyesi.) düşünüyor artık kimseyi sevemez olmuş. sadece "götürdüğü hatunlar" var ve de aksi durumda olanlar. bu aslında insanın kendine sadık olamaması işte. sadece skora bakarak egoyu tatmin etmek ve bilerek kendini aç bırakmak asıl sadakatsizlik. yoksa bir insanı aldatmak hiç bir şey, yıllardır kendini aldatmanın yanında. anlamak için bu durumu belki de psikoanaliz uzmanı olmak lazımdır, belki de sadece mantıklı biri olmak gereklidir. kendine olan inancını kaybederken acılarını kalbine perçinlemiş. o kadar korkmuş ki acıdan, unutmak istememiş ve bağımlısı olmuş. attığı perçinler üstüne kırdığı kalplerden piramitler inşa etmiş. "bana bir mi vuruyorsun kahpe? ben bunun için senin kalbini sökerim ve annene yediririm." mottosu olmuş. sonrasında ise basit bir döngü, aynı yatak aynı adam ve gelip geçenler... hiç sevmeden de bu kadarı insanın kendine haksızlık etmesinden öte bir şey değil. ne çektin sen bu kadar!

ikinci parçanın da birinci parçaya bakışı aslında bir o kadar acımasızca. ama jargonu daha sert. "üstünde sigaramı söndürsem belki sinirleri çalışır." diye düşünüyor bazen çözüm olarak. "derdimiz yok ama niye dertliyiz ulan?" kendi kuytusunda oturmuş "umrum değil kimse" diye dayıyor cool'luğu. sırf o durmayan beyni odaklanamasın diye oradan oraya koşmak yaşam stili olmuş. yadırgamıyor bile. aslında bıraksa kendini biraz daha rahat olacak. ama kainatın sonuna kadar bu herif de aynı kalacak. çünkü kendini kandırdığının farkına varmamak da onun huyu. düşününce kırdığı her kalp için bir mazereti var. o derece aziz, her gün zemzemle yıkanırmış gibi... bazen savaşır gibi hatta kadınlarla. açıkça çok darbe yedi; ama bir gün ardına bakmadan, bir şey demeden bırakıp gittikleri de onların diyeti oldu.

bu iki parça da sadakatlerini benzer yollarda kaybettiler işte. ikisinin karbon fiberden kabukları sert! savundular kendilerini, farklı parçalar farklı yöntemlerle, bir şeyler kaybederek ve öğrenerek. en azından kendilerini aldattıkları için kendilerini affedebilirler, başka kimseyi kandırmadan.

birinci parça: "oğlum vardır geri dönmenin yolu. ileride kabuklardan kurtulup yolumuza bakarız."
ikinci parça: "gerek yok bence, takılmamıza baksak koçum."
birinci parça: "görürüz..." (narsist pezevenk, hep böyle diyor)

not: birinci parçadan ikinciye ithafen...

not2: kurgusal bir yazıdır.

düzeltme: imla hataları
yaşam kaymağı yaşam kaymağı
sadakatisiz;

çocukluğum, gençliğim, yerden topladığımız sigara izmaritleri, avucumuzdaki dikenler, ilk bira, ilk böbrek sancım, ilk aşk sancın-ilk aşk sancım, yakılabilir ve yıkanabilir mendiller... sokağın ortasında uzanıp yıldızlara bakılarak söylenen şarkılar, müstakil evler-bahçeler, erikler- çağlalar... fakircilik oyunu (sanki zenginmişiz gibi), bayramda eskimiş şekerler, tütün kolonyası kokusu, tiftik saçlı barbie bebek...

ankara, kızılay, gülveren, etimesgut, akdere, keçikıran (önemli detaylar)... seksenler, doksanlar, ikibinler... ufak notlar, mektuplar, mesajlar... ama illede saatlerce süren muhabbetler, sabahlamalar. hayaller, gerçekler, hayal kırıklıkları, dibe vuruşlar, dipten çıkışlar...

hepsi ve daha milyonlarcası...

bana, herkese, her şeye sadık insan...
aptgetpurge aptgetpurge
bu sıralar gözlemlerime göre, kadınları sosyal medyada kenetlemiş olan kanal d dizisi. tüm kalbi kırıklar, "asya'nın intikamını bekliyoruz" diyerek kılıçları kuşanmış. dizideki aldatan volkan karakterine küfürler gırla. ne çok üzmüşler bunları insan hayret ediyor. özeleştiri yapan tek kadın görmedim. paso küfür. bu kadar nefret görünce haliyle beter olun diyor insan.
bitli piyade bitli piyade
dr foster dizisinin türkiye uyarlaması. orijinal dizi hakkında bir bilgim yok sırf tekirdağ'da çekildiği için izliyorum. fena değil ama sıradan türk dizilerinden de farkı yok.
1
touslesmemes touslesmemes
bahar'ın içinden ne şeytan bir şey çıktı öyle.
asya'nın aldatıldığını öğrenen ve gizlemiş olan herkesin o yerin dibine girme halleri beni aşırı keyiflendirdi. derin'in oyunculuğu beni kusturacak ama olsun o sahnelerde telefonumla falan uğraşıyorum.

tanım: dr. foster'dan uyarlama türk tv dizisi.
hayaletin garip huyları hayaletin garip huyları
bu akşam denk geldim. hanımdan "kanalı değiştireyim deme" şeklinde sert bir nota aldıktan sonra "e anlat bari konusunu" diyerek kısa bir birifing alarak mecbur izlemeye başladım.

gerçekçi buldum. volkanın hem suçlu hem güçlü şeklinde mal mal hareketleri hiç yabancı şeyler değil. uzun uzun yazmak isterdim ama şimdi durduk yere hemcinslerimi gömmeyeyim. kadınlar da masum değil neticede.
jitemci astsubay jitemci astsubay
çarşamba akşamları reyting yarışını karıştıran dizi. bu akşam hanım sadakatsiz, doğduğun ev kaderindir ve fox'un kerem bürsin'li dizisi arasında mekik dokumaktan bitap düştü. allahtan netflix var, prime video var kaçıp kendimizi kurtarıyoruz. ahahahha.
1 /