safları sıklaştıralım

ceycey ceycey
emir verme egosu olarak değil, bir düzen nizam sağlamak maksadıyla ilk önce imam tarafından söylenen, sonra arkaya doğru yayılan, ya da birisi tarafından yüksek sesle söylenen söz (imam, müezzin veya caminin sürekli takipçilerinden birisi).
saflarımızı sıklaştıralım, peygamberimizin şefaatinden mahrum kalmayalım.
dbk21 dbk21
camide safları sıklaştırın, araya şeytan girmesin söylemi ile bütünleştirildiğini duyduğum cümledir, boşlukların doldurulmasını sağlar.
kalpsisss kalpsisss
bunun bi başka versiyonuda otobüste olur. üç kuruş fazla kazanmak uğruna insanları göt göte sokarlar. allah düşmanımın başına vermesin.
danko danko
safları sıklaştırın, safları sıklaştırın çocuklar / uzaktan duyduğunuz çakalların ulumasıdır / bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır /... nazım hikmet ran
sinefilolog sinefilolog
memleketimizin ihtiyacı safları sıklaştırmak değildir; kuşkusuz saflar sıklaşınca kitleler daha kolay ikna edilir hale gelir, belki de en başından beri saftırlar.

el insaf... saflarla işimiz olamaz. bizim esas ihtiyacımız insanımızın içindeki zeki yönleri açığa çıkarmaktır.

not: yanlış anlaşılmasın, iyi niyetli, temiz yürekli anlamında kullanılan "saf"a karşı değiliz. hem zeki hem de saf olabiliriz o anlamda, ki bu büyük erdemdir.
kulmuel kulmuel
ortalıkta amele amele dolaşan safları bulup bir alanda toplayıp kapladıkları boş alanı azaltma işlemidir böylece saftan kazanç zamandan kayıp oluşturandır.
41kere 41kere
görünen köy kılavuz istemezdi. istendi.

görmek ile duymak arasında fark vardı. farkın farkına varamayanlar da vardı. umursamazlık gözler önüne serilirken, art niyetler saklanılıp durdu. sular duruldu. kara denizde gemiler hiç batmadı.

bilmek ile bilmemek arasında fark vardı. neyi bilmesi gerektiğinin farkında olmayanlarda var idi. biliyor olup bildiklerini unutmakta vardı. yaşlandıkça kuru kalındı.

atmak ile tutmak arasında fark vardı. bol keseden atıldı. atılanın ne olduğunu bilmeden de tutuldu. tutulunca da boş yer kalmadı.

iyi niyet ile kötü niyet arasında fark vardı. tavşanın ağzında tutulan niyetle karıştırıldı. neye niyet neye kısmetse, baş tacı edildi. yarışma bitti. kral ve kraliçe muradına erdi.

değerli olanla değersiz olan arasında fark vardı. değerin ne olduğu ise akıllarda kaldı. aklın yolu birdi. iki aranmadı. akıl yorulmadı.

çıkar ile çıkmaz arasında fark vardı. farkı görmeyenleri heyecan dalgası sardı. çıkar emreden kelime olmasına rağmen çok sevildi. çıkmaza ise girenler az oldu. çıkar çıkmaz alınacaktı. yan yana gelince vazgeçildi.

yaşanan ile yaşanmayan arasında fark vardı. ne yaşar ne yaşamaza bağlandı.

- çok safsın!

- neye göre safım?

- bana göre safsın.

- sana göre safım öyle mi?

- evet!

- peki.

sözler ile algı arasında fark vardı. söz bitti. algı kaldı. öyle ki uzaktan gelen ses bile hemen algılandı.

- safları birleştirin.

- oldu.

kafadan yapılan hesabım. ama her zaman tutmayanım.
mindrust mindrust
yaşım 13 -14 bayram namazına gittim, millet tüm senenin günahlarını tek çelsede boşayıp kurtuluşa ermek adına camiye akın ediyor. hoca da ne yapsın adam sevinçten gözlerinin içi dolmuş resmen safları sıklaştırın, safları sıklaştırın derken ortada saf falan kalmadı. tenceredeki süt misali kaynama eşiğimizin sonuna gelmiştik, camiye bir kişi daha girerse tüm düzen bozulacak ve süt taşacaktı. önümdeki cemaat-i müslimin şahsa bir cetvel boyunda yaklaşmıştım.

bunun bilincinde olan imam efendi de saatin gelmiş olmasıyla beraber daha fazla riske atmak istemeyip namaz faslına geçti. arapça son bir ayet okuyup "yani diyor ki" ile beraber mealini arz etti.

niyetler edildi, imama uyuldu, eller iliştirildi. rükuya eğildiğimizde öndeki müslüman kardeşimize temansta bulunmamak adına olağan üstü bir çaba sarfetmemiz gerekse de başarıyla atlattık. ancak secde devreye girdiğinde olay farkli bir boyut aldı. hoca direktifi verdi ancak gidilecek bir secde yoktu. bi an bekledim 2 sn düşündüm nerelere gitsem, yokmu bize göre bir yer dedim. ancak namazı bozmak bize yakışmazdı. cenin pozisyonunda secdemizi de ettik çünkü biz onu da çok iyi biliriz, sizden öğrenecek değiliz. takibinde sağa sola selamımızı verip hep bir ağızdan tekbirleri getirdik.

namaz kabul oldu mu olmadı mı bilinmez ama ben büyüyüp genç bir adam olunca yine bir bayram namazında gittim hocanın yanına. hocam selamünaleyküm iyisiniz inşallah size bir sorum olacak dedim;

ben küçükken bi bayram namazına gelmiştim buraya, millet oluk oluk akıyor dualar hep bir ağızdan okunuyordu. açıkça söyliyeyim ben bu işlerle aram pek iyi değildir, inancım da bir yere kadar götürse de çok kuvvetli değildir. anlayacağın cennet bana biraz uzak gibi, size hep burdasınız bilirsiniz, bu safları sıklaştırma şeyini senede kaç kere söylüyosunuz dedim.

hoca ilmii gözlerle baktı, temiz yüzlü bi adamdı. evladım çok doğru yolda olmadığını başta söyliyeyim ama efendi birine benziyorsun dedi. buranın sabit 10 kişisi vardır her gün gelirler, cumaları da bir nebze kalabalık olur ama safları senede 2 kez sıklaştırırız burda, birisi kurban diğeri ramazan bayramında. af dilemek iyidir ancak yılın 2 günü buraya gelen insanlar kendini cennetlik sanarken, senin cennet bana biraz uzak demen bile güzel bir şey dedi. ve devam etti, sen farkındalığın nedeniyle ilerde bir gün kafana dank eder kendini dine biraz daha verirsin belki ama bu safları sıklaştıran cemaat cennetlik olduğunu düşündügünden sittin sene yola gelmez dedi.

güldük ettik, hocam bana müsade sizin vaktiniz gelmiştir dedim. yolda yürürken düşündüm acaba islamiyet bu hocanın dediği gibi midir acaba diye. acaba ben de bayramlarda safları sıklaştıran samimi olmayan insanlardan mı olmalıydım. hayır dedim kendi kendime, yatmadan önce dua etmek de yeterdi belki veya iyi bir insan olmak da işi kurtarabilirdi. ancak iyilik çok göreceli olduğundan bu imkansızdı.

her şeyin göreceli olduğu bir dünyada dinin tek bir doğruya yöneltmesi imkansızdı. çünkü tek bir doğru olsa birden fazla din olmazdı dedim. ve her ikisi de olmadım, olamadım. ne safları sıklaştıran tayfa olabildim ne de devamlı katılımcı. ben kendi doğrularımı inanç ile bütünleştirmeyi seçtim. cennet varsa ve ben gideceksem ben olduğum için cehennem varsa ve gideceksem yine ben olduğum için gitmeyi seçtim.

çünkü ben kendi kuyumda boğulup gerektiğinde kendi başıma o kuyudan çıkmayı seçtim. tanrı benim içimdeyken dışarıdan birinin arabuluculuk yapması işi karmaşık hale getirir.

oyuzden bırak saflarım boş kalsın, boş kalsın ki içimdeki tanrıya gerektiği kadar yer açabileyim.