sağcılık

eternalsunshine eternalsunshine
bünyesinde popülist ekonomik nasyonalizm, nativizm (doğuştancılık), reaksiyonizm, militarizm, radikalizm, nasyonel sosyalizm, faşizm ve kökten dincilik gibi dallar bulunduran bir siyasi görüş olsa da, herhangi bir sağcı görüşe sahip olan insanlar toplu olarak "faşist" diye adlandırılabilirler. "ülkemizde, bütün solcuların komünist olarak algılanmalarındaki yanılgı sağcılık için de mevcuttur" demek isterdim aslında. ama bu durum sadece türkiyede değil, dünyanın her noktasında böyle işlemektedir. karşıt görüşlere saygı döstermeyi birtürlü beceremeyen insanoğlu sağcıyı faşist, solcuyu komünist yapmayı çok erken öğrenmiştir. vezgeçmeye hevesi yoktur.
earendill earendill
"ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu" diyen kişinin tavrıdır. solcuları "solcuyum" demelerinden tanırsınız, sağcılarıysa "ne sağcı ne solcuyum" demelerinden.

daha teknik bir tabirle söylersek sağcılık iktidara ilişkin pozisyonumuzu anlatan bir meta ideoloji dikotomisinden ilkidir, ikincisi ve onun karşıtı solculuktur.

sağcılık sağcı kişinin içinde olduğu meta ideolojidir, bu meta ideoloji şu anki "iktidarın" ezeli ve ebedi olduğu düşünmek ve bundan hareketle o iktidarın varlığını kabullenmektir. bir sağcı için iktidarda olan güç her neyse onun öyle olması tarihsel bir kaderin gereğidir. bu bir kader olduğu için bunu değiştirmek de imkansızdır, ancak buna uyum sağlamak mümkündür. bu anlamda bir ailenin çocuğuna "aman evladım sen olaylara karışma, bu işler böyle gelmiş böyle gider, bizim zamanımızda da böyleydi, sen okulunu oku" demesi tipik bir sağcı tavırdır. "gerçek iktidar devleti ve ekonomiyi elinde tutan güçtür, bu hep böyleydi, hiç de değişmedi ve değişmeyecek, bununla mücadele etmek bir şey kazandırmaz, bununla özdeşleşmek bir şey kazandırır, özdeşleşmenin de yolu okul okuyup iktisadi güç elde etme yarışında bir mevzi kazanmaktır." demek istemektedir aile.

sağcı meta ideoloji hayatın ürettiği doğal bir "tavır"dır, iktidarın bizzat kendisi tarafından "bir refleks olarak" üretilir ve veya desteklenir. böylece iktidarda olan kişi ve/veya kişilere itiraz etmek zorlaşır. iktidar der ki "böyle gelmiştir ve böyle gidecek." bunu demenin de yolu tarihsel örnekler seçerek bunlar üzerinden lineer bağlantılar kurmak ve bugüne getiren bir süreçten bahsetmektir, her şey tarihte yazdığı gibi oluyordur ve olmaktadır, tarihin gösterdiği çizgide de devam edecektir. çünkü "biz" diye bir şey vardır ve bu "biz"'in bir "özü" vardır ve tarih bu "öz"ün tezahür etmesi sürecidir, dolayısıyla yapılması gereken şey bu tarihsel süreci en iyi okuyan çünkü bu "öze" en çok vakıf olan lideri takip etmek, özü en iyi bilene inanmaktır, (ya da kendin lider olmaktır, "ya lider ol ya da sus" mottosu tipik bir sağcılıktır, oysa insan pekala lider olmaya yeltenmeksizin de eleştirel olabilir. stanley kubrick'in "full metal jacket'inde er joker, animal mother'a filmin sonundaki yaralı sniper kızla ilgili ne diyordu? "ben lider olmak istemiyorum, onu böyle bırakamayız diyorum").

sağcı düşüncenin ilk örnekleri için herhalde hinduizm ve sonra sırasıyla sümer, mısır ve yunanistandaki evrensel yasa düşüncelerine dayalı kastlı toplum modelleridir diyebiliriz, sonra önce herakleitos ve sonra platon bunları estetize ediyor ve batı uygarlığının kullanımına sunuyor. ama sağcı düşüncenin tavan yapması için hegel'e kadar beklemek gerekiyor. hegel'de günümüz sağcılığının her tür teorik kökünü bulmak mümkündür. marx da tabii sağcıların, özellikle platon'un kavramsal çerçevesini birebir alıyor fakat ilahi kader anlayışını platon'daki gibi sonsuz döngüler biçiminde değil hegel'deki gibi sonlu döngüler biçiminde alıyor ve sosyalist bir sağcılık versiyonu ortaya koyuyor. tarihsel akışa uyum sağlayan devrimci birey mantığı, bu yüzden bir marxiste göre kapitalizm doğal değildir, zorlama ve tercih ürünü olarak sürdürülen bir rejimdir, doğal ve kendiliğinden ortaya er geç çıkacak olansa tarihin kendi deterministik yasalarıdır. devrimci bunları hayata geçirmek için uğraşan, süreçle özdeşleşen kişidir. sağcı liberalse tam tersini savunur, kapitalizm doğal bir olgudur ve bizim ona müdahale etmemiz tarihin kutsal akışına müdahale etmek olur, asıl sosyalizm birilerinin keyfince yönettikleri ve evrensel ekonomi yasalarına uyumsuzdur, ve doğal akışa bir müdahaledir.

gerçi marx bu vizyonuna direk lidere itaat diye bir şey koymamıştı, o daha çok deterministik sürece itaati esas alıyordu, çünkü onun mantığında bizim "özümüz" iktisadi birer varlık olmaktı ve tarih bu "öz"'ün serpilip tezahür etmesiyle oluşuyordu ve herkesin iktisadi özü serpilip tamamen açığa çıkınca herkes de eşit olacaktı, çünkü herkes eşitlenene dek gerilim sürecek, çatışma devam edecekti. (birileri arasında bir eşitsizlik olması aşağıda olanların iktisadi özünün yeterince açığa çıkmadığı ve koyun gibi bu eşitsizliğe itaat ettikleri, dolayısıyla henüz daha çıkacak bir zorunlu gerilim ve çatışma olduğu anlamına geliyordu.)
ama bu sağcı sosyalizm versiyonu ete kemiğe büründükçe "öncü ülke teorisi" gibi adlar altında lider ülkeye (ve tabii lider ülkenin diktatörüne) tabi olma gibi sonuçlar da ortaya çıktı, yani sağcılaşma daha da arttı.

sağcı ideolojinin hegelyen platonik anlamıyla düzünden okunarak devam etmesi de bildiğimiz kıta avrupası faşizmlerini ortaya çıkardı, ki bunlara göre "öz" iktisadi çıkarlarımız değil ırkımızdı, dolayısıyla tarihsel süreç ırkımızın egemen olmasıyla tamamlanacaktı, ırkımız batar çıkar ama hep ayakta kalırdı, kökleri ezelde olan ırkımızın kaderi de ezelden beridir böyleydi. lidere itaat edilmeliydi ve onun gösterdiği doğrultuda devam edilmeliydi, bu zaten tarihin bize yüklediği bir misyondu, bik bik bik.

burada göstermeye çalıştığım şey sağcılığın bir ideoloji değil bir meta ideoloji olduğu. yani gerçek ideolojiler olan sosyalizm, muhafazakarlık ve liberalizm gibi olmadığı, sadece savunulan ideoloji her ne olursa olsun o ideolojiyi bir sağcının iktidar perspektifinden savunacağıdır. bu tanımlar türkiye ölçeğinde de geçerli ama, türkiye'de muhazakarların muhalefette, sosyal demokrat bir partinin orduyla işbirliği içinde olduğunu falan düşününce kime neden solcu ve sağcı dendiğini daha uzun düşünmek veya bu görünümün nasıl ortaya çıktığını çözmek gerekiyor belki. bu bakımdan türkiye boyutunu karıştırmayalım çok, ama normal siyaset teorisi standartları açısından sağcı muhafazakar (ideal faşist ve ideal koyun) ve sağcı liberal (ideal ekonomist ve ideal iş adamı) ve sağcı sosyalist (ideal marxist lider ve ideal "parti" üyesi) arasında savunduklarının içeriği açısından çok şey farklıdır, ama savunma biçimleri aynıdır. bizim özümüz böyle olduğu için, evrensel yasalar gereği tarih şöyle tecelli etmiş ve böyle bir devlet kurulmuştur ve en iyisi o devletin koyduğu kuralların gereğini yerine getirmektir.

sağcılık işte budur. bir ara da solculuğu dinlersiniz benden

bu konuda yazılmış ve benim gördüğüm en iyi makale şu:

radikal
earendill earendill
serbest piyasa ekonomisine dayanan ülkelerde sermayedarlık ya da tüketicilik, milli birlik ve beraberlik üzerine kurulu ulus-devletlerde milliyetçiliktir.
olguuu olguuu
solcular duruşlarını ve politikalarını halka anlatırken fikirlerinden ve projelerinden yola çıkarak kendilerini bu doğrultuda sosyalist, sosyal demokrat diye adlandırırken, sağcılar halka kapitalist ya da liberal olarak gidememekte, gitmemektedirler. bunun yerine aslen hiç de üzerlerine vazife olmayan etnik aidiyetlerin ya da manevi duyguların kılığında propogondalarını yapmakta ve bu propogondalarını düşünceden, projeden ziyade iftira, çamur, yaftalama ve bilgi saptırmalarından oluşturmaktadırlar. düşüncesinin ve eylem planının odağına halkı (en büyük varlığı ve umudu, özemeği olan kitleleri) koymamış olan, insanın en büyük varlığı olan emeği ucuzlatmayı bir politika olarak sürdüren ideolojiler halk ile bağını ne ile kuruyor olursa olsun herkes tarafından bilinmelidirki halkın karşısındadır. umuyor vede biliyorum ki sonunda düşünce mutlaka kazanacak ve halk aslen karşısında olan bu ideolojilere haddini bildirecektir.
tembel tembel
bazen, özellikle de kafası karışık çocuk toplumların yaşadığı ülkelerde, fazla sola gidildiğinde de varılan yerdir sağcılık. ne de olsa dünya yuvarlaktır ve mütemadiyen de döner. bu dönüşü iyi takip edemezsen bir de bakmışsın ki yirmi sene önce sana işkence yapan adamla şimdi kol kolasın. sonra istediğin kadar düşün "dünya sabit kaldı da ben mi değiştim, yoksa ben sabit kaldım da dünya mı değişti?" diyerekten.
olguuu olguuu
seçkinler ideolojisi... kafasını sürekli olarak patronları zenginleştirmeye ve bu zenginleştirme sırasında halkı neyle meşgul edeceğine yoran siyasi taraf...
orgomelih orgomelih
bir türk sağcısını tanımanın 7 yolu
- bir: atatürk"e vuramayınca inönü"ye abartarak vururlar.
- iki: japonya"yı pek severler.
- üç: solu eleştiren solculara bayılırlar.
- dört: “tarihi çevir nal sesi kısrak sesi bunlar” edebiyatı yaparlar.
- beş: “batı"nın ilmini alalım, ahlakını almayalım” derler.
- alti: komploya acayip yatkındırlar. masonlar, dönmeler falan.
- yedi: soğuk savaş döneminde oynadıkları kirli oyunları hiç hatırlamazlar
rahatsız adam rahatsız adam
milliyetçilik dahil birçok siyasi hastalığı içinde bulunduran ideolojimsi. ulus devlet saçmalığı bunların yüzünden var, göçmenler bunlardan dolayı sevilmiyor, ırkçılık bunların içinde vs vs. oysaki sağ görüş olmadan ne kadar da kardeşçe geçinebilirdik.. bir yüzyıl sonra tarihin kara sayfasına atılan bir ideoloji olacağını düşünüyorum.