sahne

1 /
juliette juliette
ufacık tefecik bile olsanız, karşınızda yüzlerce insan varken, birden kendinizi dev gibi hissettiğiniz yerdir.

sorumluluk muessesesi en yoğun olarak hissedilir burda. kulis arkasında '' utanma+ heyecan '' doluyken, çıktığınız anda her ikisinin yerini de '' görev bilinci '' kaplamıştır.

ve sağ elinizi sol göğsünüze götürüp, selam verdiğiniz an ordan hiç ayrılmayacağınıza yemin edersiniz.. nefes aldığınız sürece..
hadidışarıçık hadidışarıçık
gösteri saati yaklaşmıştır, kuliste koşuşturma en üst düzeye ulaşmıştır.
makyajını bitirmeye çalışanlar, çizmesini giymeye uğraşanlar, kendisini izlemeye gelenlerle telefonda konuşanlar, herkes tatlı bir telaş içindedir.
seyirciler içeri alınmaya başlanır. kısa bir süre sonra herkes 5 dakika içinde hazır olsun sesi duyulur işte heyecan burda yukarılara doğru tırmanmaya başlar.

ve herkes hazırdır. müzik çalmaya başlar. kalbiniz yerinden çıkacak gibidir.
sahneye çıkarsınız ve kendinizi müziğe bırakırsınız, birkaç adımdan sonra heyecanınız yerini çoşkuya bırakır. enerjinizi hissettirirsiniz seyirciye. seyirci de size katılır, sizi yüreklendirir. tempo, artar, artar ve en üst noktaya geldiğinde finali yapar ve pozunuzu verirsiniz.

seyirci tüm çoşkusuyla sizi alkışlamaktadır; o anda tüm yorucu çalışmalara, akıttığınız tere değdi dersiniz içinizden.
selamınızı verirsiniz. alkışlar devam etmektedir. bu an hiç bitmese diye düşünürsünüz...
smyrnahk smyrnahk
orada alacağınız alkışın muadili olmayan yerdir. ayrıca rivayetlere göre tozunu yutan inemezmiş. evet arkadaşlar ben bugün bunu gördüm. çok güzel bir şey lan. ne yaparsan yap seyredilmek , beğenilmek, alkış almak insanın tüm egolarını ayaklandıran birşey. sahne her insanın hayatında bir kere mutlaka çıkması gereken birşey..
coey coey
arter' in üçüncü katında serbest performans alanı olarak sunulmuş olan bir nevin aladağ sergisidir. sanatçı yapay saçları kullanarak tasarladığı üç metrelik perdelerle izleyicisine aynı zamanda bir sahnenin önünde duruyormuşçasına bir his yaşatarak bizlere hangi sahnenin oyuncusu olduğumuzu sormaktadır.
saç şüphesiz ki bir insanın tarzını bizlere en net şekilde yansıtan unsurdur üç numaraya vurdurulmuşu da dahil. gerek rengiyle gerek boyuyla oynayarak kendimize bambaşka imajlar yaratabiliriz bu sayede. hatta bir saç boyası reklamında şöyle bir slogan kullanılmıştır "her yeni saçta başka bir kadın". sanatçının tasarımından çıkan bu perdeler de toplumdaki türlü çeşitli kadın figürleridir aslında. bir yerde konu tarza gelmektedir ve her bir tarz beraberinde farklı dekorları, renkleri yani kendi karakteristik unsurlarını sergilemektedir dünyaya. yani tarz kimliğin bir yansımasıdır ve farklı kimlikleri farklı sahneler olarak düşünecek olursak tarzının sahibi kişi aslında müziğinden sahne dekoruna, senaryosundan kıyafet seçimine kendi oyununu sahnelediği bir perde sunmaktadır bizlere. önemli nokta da sanırım kendi dikmediğin kostümlerin içine sıkışmamaktır ve kendi sahnemizin izleneni olmayı başarabilmektir yani cesareti, yaratıcılığı hayata geçirip karizma denilen şeye ellerimizle hayat verebilmektir.
deli degilim deli degilim
bugüne kadar kime aşık olduysam, (ki hayatta az sayıda aşık olunur, bilirsiniz), genellikle onu ilk kez sahnede görmüşümdür.

bilmeden girersin, bir toplantıya, bir salona, bir bara. bilmezsin az sonra hayatının bir kırılma yaşayacağını. bir dönüm noktasına doğru adım attığını. ruhunda irreveribl etkisi olacağını. ordadır işte. ders anlatıyordur, şarkı söylüyordur, enstrüman çalıyodur, oyunda can alıcı bir cümle sarfediyordur. girer oturursun sessizce.

sahne büyülü bişiydir. sahnede etkili olabilen bir adam devleşir. bakıyorum mesela, "sözlük kızlarının yakışıklılık kriterleri" geyikleri dönüyor falan. sanırım hiçbir şey "etkili konuşmak ve özgüven" kadar bir adamı hoş gösteremez.

ilginç bir şekilde de hikaye burda bitmemiştir, o büyülü insan sahneden inince kaderin cilvesi sonucu tanışılmış, aynı ortamda denk gelinmiş ya da daha sonra bi yerde tesadüfen karşılaşılmış ve ilerleyen yıllara damga vuracak hikayeye giriş yapılmıştır.

geçmiş geçmişte kaldı ama beni ben yapan da ne yaşadıysam o.

bu şarkı sahnede devleşenlere gelsin:
kiya kiya
sahne ölmen için kurulmuş tabutunda eğleniyormuş gibi yapmaktır.
bütün sahneler aynı tonda içsel bir hüznün direkleri üstünde durur.
replikler tutarsız bir gecenin sayıklamalarından araklanır.
kostümler ellerinin çarpıklığını ve iğne tutmaktaki beceriksizliğini gizlemek için havanın renginde gibidir.

sahneyi ilk sen terk edersin, miden bulanır ama son alkışta bile hala astıkları sensindir.
cocuksukorkular cocuksukorkular
istiklal caddesi mesela, türkiyenin en büyük ve gösterişli sahnesidir. mobeseden izlenebiliyordu, lise önü olaylar nedeniyle haşmetli devletimiz askıya aldı. karşı pasajı çekiyordu bir ara, onu da kaldırdılardı.
emdara emdara
sanat'ın, yalan'ın, insan'ın ortaya konduğu yer.
ışıklar altında yüzlerce kişinin seyrinde olmak için...yeteneğini sunmak için verilmiş mekan.
tozu vardır bir de, bağımlılık yapan.
en iyi yalan söyleyen en iyi takdiri alır; ama 'sahnenin yalanı' gerçek yalandan çok farklıdır.
hepimiz kandırılmaya geliriz, kandırılırken eğleniriz, dolarız, ufkumuz açılır. kandıranları alkışlarız. alkışlanmak, sahnede olan için en güzel erdemdir.
bazen sahneye çıkmak için içinizdeki pırıltı sönene dek ondan uzak kalmak zorunda bırakılırsınız. bu acıdır, gerçek trajedi budur işte.
eğer gerçekten hissediyorsan neden gösteremiyorsun?
yargılanma, eleştirilme, dışlanma korkun yüzünden orada sanatını icra edemiyorsun.
değer mi?
ben de bilmiyorum.
1 /