saibogujiman kwenchana

1 /
rahatsız rahatsız
chan wook park'ın müthiş filmi.. psikotik şizofren kuzey kore aşk filmi.. ingilizceye i m a cyborg but that s ok diye çevrilmişti.. izlenmesi şiddetle tavisye edilir..
çıkar mefhumundan bağımsız, menfaatin çok uzağında tahayyül ettiğimiz aşk paradigmasının bile boğazına kadar çıkara, menfaate battığı günümüz zamanlarında "delice" bir aşk hikayesi..
nvr ws a crnflk grl nvr ws a crnflk grl
perşembeyi çalma fikrine ve nezaketinden dolayı sürekli geri geri yürüyen delisine pek bayıldığım filmdir. bu filmi izleyip deli olmadığı için üzülen bir insan bile tanıyor olabilirim. hatta bu insan muhtelif ortamlarda kendinden üçüncü kişi gibi bahsedip şizofreni teşhisiyle bu delilerin arasına karışmak için taktik bile yapıyor olabilir.

ayrıca uzun cümle kurmayı da seviyor kendisi.
tatito tatito
hayatımda izlediğim en güzel 3 filmden biri kesinlikle. diğer ikisini sormayın lütfen armut gibi.

özellikle pirinç megatron zımbırtısının montajı ve yemek yemeyen cyborg kızımıza yemek yemenin öğretildiği sahne kadar güzel sahneler sanırım sayılıdır.

yönetmen chan-wook park'a hakikaten teşekkür etmek lazım. böylesine mükemmel bir konuyu, böylesine mükemmel işlediği için.

harika yahu. o kadar aradım orjinal dilde olan divx'i bulmak için. hakikaten iyi ki orjinal dilinde izlemişim.

siyah saçlı, sarı kaşlı cyborg kıza buradan gül demetleri yollarım. pirinç megatronu icad eden ruh çalıcı teknisyene ise saygılarımı.

amınakoyim. acayip etkileyici be. sevgi, intikam hissi, aşk, dostluk, komedi ne ararsan var. kızın doktorları katlettiği sahne ise hakikaten çok acayip.

kesinlikle yapılmış en iyi filmlerden biri.

izleyin lan.
setheleh setheleh
tim burton'un kıyısından geçtiği , michel gondry'nin ise benzer işçilikler sergileyerek görebildiği saykodelik gündüz düşlerinden biri.

biz yetişkinlerin dünyası dışında var olan rengarenk gerçeküstü hikayeler ile hayatımızın temelinde duran, yetişkin kaygısı taşıyan siyah beyaz hikayelerin iç içe geçtiği ender filmlerden biri.

bu filmlerde detaylar her şeyden önemlidir. chan wook park'ın filminde ise bu detaylar hayran kalınacak ölçüde iyi işlenmiş. pirinç megatron, küçülerek hiçliğe karışmaktan korkmak, her gün silinen anıların yerini tutacak yalanlar uydurmak, kendini fare sanmak, yedi alternatif günah, varoluş amacının peşinde koşmak... ve de emsalsiz bir sevgi.

el kadar bebelerin varoluşçu animeler izlediği asya'nın çocuklarına kısmen normal gelse de dünya üzerindeki hiçbir yerde normal karşılanamayacak kadar masalsı bir film bu. zaten chan wook park'ın elinden çıktıysa bir film, her zaman için izlemek izlememekten bin kat daha iyidir.
death death
'' bir insan perşembeyi nasıl çalabilir ki?''

filmin türü romantik komedi diye geçse de beni, izlediğim dramatik, yerden yere vuran filmlerden daha çok üzen film. var olma amacını arayan bir kız ile hiçliğe karışma korkusu yaşayan bir çocuğun aşk hikayesini anlatılıyor...
kizgin kumlardan serin sulara atlamak kizgin kumlardan serin sulara atlamak
tıpkı oldboy gibi insanı allak bullak eden, duygudan duyguya sürükleyen bir film bu. biraz önce hüngür sümük ağlamak isterken, az sonra delice bir kahkaha atıveriyorsunuz. sevimlilik ötesi diyebileceğiniz sürüyle sahne var, hayran hayran bakakalıyorsunuz. duyarlılık ve delilik üzerine son derece üzücü ve son derece keyif veren bir yapıt. en güzellerinden biri.
desmodus rotundus desmodus rotundus
normal olmayanların filmi.. hani şöyle bir yerinden açık verse de beğenmesem diye çok uğraştım ama yok. hüzünle ekrana bakarken birden bilinçdışı kahkahalar attıran türden. karakterler, müzikler nasıl da oturmuş. bir yerinde de açık olmaz mı filmin. olmayınca olmuyor işte. hele o ayrıntılar. birçoğu silinse de zihinlerden park il-sun'un cha young-goon'a "psycho" dediği sahne, sonra bir türlü anlaşılamayan "varoluş amacı" bunlara örnek. spoiler oluyor burada biraz ama olsun o kadar da. neyse. öyle ya da böyle şahane bir film. bir kere izlenip bırakılacak türden de değil. chan wook park iyi iş çıkarmış vesselam..
ziyadesiyle seksliyim ziyadesiyle seksliyim
içindeki metaforlarla insana beyin amcıklaması yaşatan chan-wook park filmi... hayranlıktan mütevellit bir amcıklama hem de.

öncelikle, başrol'ün mütemadiyen sorguladığı şeyin "nihai amacı" olması, insanı mest eden bir şey. sonrasında esas oğlanın sürekli korkusu ve onu delirten şey olan "küçülerek hiçliğe karışmak" aklın alabileceği gibi değil. öyle güzel...

ve sonrasında, belinde kuşakla gezen adamın öyküsü... göbek kordonu... ve nezaketin eleştirisi... ve deliliğin güzel yalınlığı...

anlatılabilecek türden bir şey değil. güzelliği ve doluluğu ile baş döndüren bir film. defalarca izlenesi ve her izlemede farklı bir anlama aşık olunası...

izlemeyen kalmamıştır diye umuyorum ben.
tmb tmb
iyi iyi. eğlence dersen eğlence. şiddet dersen bolca. hastalık dersen manyağın teki dolu. bi ara one flew over the cuckoo s nest filmindeyim gibi hissettim. çok güzel karakterler var. birbirlerinin güçlerini aktaran adam mı dersin, 2 farklı renkte patik yapıp bunlarla uçtuğunu iddia eden mi dersin, yoksa sadece geriye doğru yürüyen mi. daha saymadığım 3-5 karakter daha var. hanım kızımız ise kendini sayborg sanıyor. pile dilini değdirerek besleniyo falan filan işte. güzel güzel. bizi izlemeye devam edin. iyi seyirler.
bilebilebiikikere bilebilebiikikere
(bkz: delilere özgürlük)

herkesten bir tane var filmde. ben buldum kendimi, yok yok. karakterleri toplasan 10, 15 kişi. ama şu bilmem kaç milyar insanda olan her şeyi bulabiliyorsunuz onlarda. hangi sahneyi öveyim derken beynim bellendi hakikaten, şiddetin tavan yaptığı anlarda sakin sakin, en dingininden piyanolu, kemanlı parçalar çalmasıysa, abi neyse ya bir şey demiyorum ben...

edebi edit: oha lan kafiyeli yazmışım. en'ler tam kafiye.
1 /