salda gölü

1 /
untouchable untouchable
burdur'a bağlı yeşilova ilçesinden yaklaşık 4 km uzaklıkta yer alan şirin, küçük göl. türkiye'nin en derin ve suyu en berrak gölü diye geçerdi eskiden. derinliğini hala muhafaza etse de kirlenmeye karşı direnemedi salda. sığ bir göl olmasına karşın aniden derinleşir. salda civarındaki köylüler her yaz salda'nın güzel suyunda boğulup gidenleri konuşur. çünkü salda güzel olduğu kadar da nazlıdır. geri vermez bazen koynuna aldığı insanları. çekiverir girdaplarından içeri. çevresi ormanlarla kaplıdır. eşler yaylasına çıkan insanlara en güzel yüzünü gösterir akşamüstleri batan güneşle elele verip. sularını çeker, beyaz kumlarını ve maviliğini bırakır insanlara. pamukkale'ye giden turist gruplarının da uğrak yeridir. aynen içmeyi çok seven yeşilova akşamcılarının olduğu gibi. benim çocukluğumda denizli'den, burdur'dan, antalya'dan gelen ve genelde memur olan aileler burada çadır kurarlardı bütün yazlarını salda'ya karşı geçirmek için. şimdilerde eskisi kadar rağbet yok salda'ya. arada gelen turistlerin ya da gençlik kamplarıyla gelen çocukların sesi duyulur.
eyledebeylede eyledebeylede
salda gölü 185 metre derinliği ile güzide ülkemizin en derin gölü ünvanını elinde bulunudurmaktadır. google earth den baktığınızda bile gölün maviliği derinliği hakkında bilgi verir bizlere.. gölün çevresi 44 km olup denizden yüksekliği 1193 metredir.gölde yüzmek tehlikeli olmakla bereber bununla ilgili uyarılar da vardır ancak uyarıların hemen yanında soyunma odaları ve duş kabinlerinin olması uyarıları uyarılıktan çıkarmaktadır. göle işemek serbest olup yüzerken dikkat etmek gerekir.. insanı içine çeker, yutar, yer. güzelliği ve cazibesi de tehlikesinden gelmektedir.
desmodus rotundus desmodus rotundus
sodalı suyu nedeniyle bembeyaz kuma sahip yer.. denizli'ye 96 km olan yeşilova'nın biricik beldesi, hedesi, hödösü öhöm öyle işte.. ayrıca belli tesisler sayesinde konaklama imkanınızda bulunmaktadır. kısacası görülmesi gereken yerlerden biri. ben de görmedim ama göreceğim en kısa zamanda..
kızıl kurt kızıl kurt
hayatımda unutamayacağım bir yolculuğu bana bahşetmiş, harika göl.

cuma günü birden kafama esti ve ''ben kendimi hiç iyi hissetmiyorum, kaçmam lazım abi benim bir yerlere, bir kamp atıp kendime gelmem lazım'' dedim. bir düşündüm, ''salda gölüne gitmeyi ne zamandır istiyordum, hazır sezon da kapanmamışken hem yüzer, hem bir kamp atar kendime gelirim'' dedim. akşamdan ekipmanlarımı, yiyecek/içecek her şeyi tedarik edip kapıya dizdim, sabah 10'da da eşyaları arabaya yerleştirip son ses depeche mode ile yola koyuldum.




daha önce rotaya bakmadım, korkuteli üzerinden gidilmesi lazımmış(antalya'dan gidiyorum bu arada) navigasyon bazen saçlamadığı için onu dinlemeyip ben direk burdur tabelalarını takip ettim ve baya baya burdur'a girmiş bulundum, göl ise çok alakasız bir yerde kaldı. en sonunda baktım başa çıkamayacağım, navigasyona bıraktım kendimi. navigasyon ise beni nerelere soktu hayal bile edemezsiniz.

bir süre sathi kaplama köy yollarında ilerledikten sonra, artık sathi kaplama yol bitmiş, bildiğin stabilize yol üzerinde off road yaparak ilerlemekteydim. haliyle hızlanamıyorum, ve gözümdeki 170 km'lik yol bana 770 km olarak gelmeye başladı. acayip acayip köylerden geçiyorum, sokaklar bomboş, bazı köylerde ''nüfus 47'', ''nüfus 150'' gibi oldukça seyrek oranlar var. derken gps ile bağlantım koptu, mobil veri ise tamamıyla sıfırlandı. yolun ortasında kaldım, arabadan indim, bir fotoğraf çektim ve tekrar yola koyuldum(manzara çok güzeldi)

az ileride bir köye denk geldim. bahçede teyzeyle amca çay içiyordu, bir de 45'li yaşlarda bir abi vardı.

''afiyet olsun, ben salda gölüne gitmek için yola çıktım ama sanırım kayboldum, tüm gps sinyalim kesildi, navigasyon beni en son buraya sokmuştu, sanırım korkuteli üzerinden gitmem gerekiyordu ama ben farklı bir rotadan gittim inat edip, en azından korkuteli'ye nasıl geri döneceğimi bana söylerseniz oradan bulmaya çalışayım ben''

''yeğenim doğru yoldasın ama yolu gereksiz uzatmışsın, bu yollar kötü, sen şu yolu direk takip et, karşına bir köy daha çıkacak, kemer-fethiye diye elle yazılmış ahşap bir tabela var, o tabelayı takip et seni ana yola çıkaracak oradan yeşilova'ya git bulursun, ama gel bir çay iç sohbet edelim, çok öksürüyorsun hastasın galiba çay iyi gelir''

hasta değildim fakat alerjim azmıştı ve 3 gündür yoğun geniz akıntısı ve öksürükle boğuşuyordum. memleket, yapılan iş, biraz üzüm ve çay eşliğinde sımsıcak bir sohbeti tattım. insanın bazen akdeniz köylerinde kaybolması gerekiyormuş bir başına. bu insanlar şehirlerden izole öyle mutlu bir hayat inşa etmişler ki kendilerine, güzel bir köylü kızıyla evlenip buralarda yaşayasım, arada bir salda'ya ya da olympos'a kaçasım gelmişti.

teşekkür edip teyzenin ve amcamın elinden öperek köyü geride bıraktım. dedikleri rotaya gelmeye 700 m kala gps sinyalim tekrar aktifleşti, oradan yeşilova'ya geldim ve nihayet salda'yla buluştum.

önce güzel bir çadır lokasyonu belirleyip çadırımı kurdum, biraz yüzdüm, dinlendim, 2 saat kadar uyudum ve etrafı keşfe çıktım. bu keşiflerde de bol bol fotoğraf çektim. çok tatlı bir arkadaş grubuyla karşılaştım, onlarla sohbet ettik, üniversite öğrencileriydi, biraz tavsiyeler verdim, kadın erkek ilişkileri üzerine bir dizi sohbet ettikten sonra çadırıma dönüp konserve yiyeceklerimi atıştırdım, etrafta hiç gece lambası yoktu ve kamp lambasını unutmak gibi bir hataya düşmüştüm. fakat önemli değildi. hava kararınca güzel bir kamp ateşi yakıp bir süre kitap okudum, sonra çadırıma girdim ve uyudum.

akşam saat 11'e doğru inanılmaz bir fırtına çıktı. çadır inanılmaz sarsılıyor, rüzgar ağaçların arasından bildiğin çığlık atıyordu. etrafta ay ışığı ve ay ışığının yansımasını veren gölün kendi ışığı dışında hiçbir şey yoktu fakat mavi gözlerimle geceyi aydınlatmışçasına her şeyi net bir şekilde görebiliyordum. çadırın kazıklarını zemine biraz daha çaktıktan sonra üstlerine ağırca taş parçaları koyup dağılma ihtimalini minimuma indirdim. başıma gelebilecek en kötü şey fiberglas çubukların kırılması olurdu ki öyle bir şey olmadı çok şükür, fırtına da gece 2'ye doğru etkisini kaybedip yerini soğuk bir havaya bıraktı.

uzun kollu kapşonlumu giyip uyku tulumunu kafama kadar çektim ve tekrar uykuya daldım. gözümü açtığımda saat sabah 7'ydi ve güneş daha yeni yeni doğuyordu dağların arasından. sabah yürüyüşü, kahvaltı, akabinde biraz çay içmeceden sonra çadırımı, eşyalarımı toplayıp kendimi tekrar antalya yollarına verdim ve evime geldim, malum yarın pazartesi, ama bende sendromdan da, moral bozukluğundan da eser kalmadı.

salda gölüne tekrar gideceğim, ama bu yolculuk ve ilk benim için unutulmaz olacak, o belli.
mncdprssv mncdprssv
olm bi numarası yok esasında ama güzel kırmızı etler var civarda..

çadır-mangal olayında başarılıydı ama onu kabul ediyorum..

pick-up'la gelen eşşek suratlılar bizdik eğer hatırlıyorsan..
ozzz2110 ozzz2110
bir çok kişi gibi benim de çadır kurmak istediğim yerlerden biriydi.

yıllarca eşe dosta gideceğim deyip gidemeyince madara olduğumda doğru.
2017 yazında antalya'ya giderken denizliyi geçtikten sonra es kaza salda tabelası gördüm. durdum ve daldım tabelanın olduğu yere. çok plansız gelişti.
korkuteli'ne daha vardı ve izmir'den 2,5 saat gibi süre de ulaştım. sanırım ben kamp sahalarının olduğu yerden değilde karşı taraftan geldim. dağlık taşlık kısa bir yoldu. keskin taşların üzerinden lastik patlasa ayvayı yerim diye düşünmeden de edemedim. ve vardığımda gerçekten keyif aldım. hatta iyi ki o kamp sahalarının oradan girmemişim dedim.

sular biraz çekilmiş olmalı ki 200 mt kadar çatlamış ve kurumuş toprağı yürüyerek geçtim. bembeyaz küçük taşlı sahilinde kısa bir mola verdim. tabi suya girmeden olmazdı. yasak tabelası da neymiş.

ileride belki bir gün çadır kurarım diye keşfe çıktım. biraz dinlendim keyif aldım ve döndüm. böyle yerleri gidip görmek lazım. beklentiyi yükseltmeyin ama keşfedin. güzeldi.
göle giren bir kaç yerlisi ile çadırını toplayan motosikletli bir bayan vardı. bir de tospa.

ha tabi ayrılırken suyun içinden ve dışından eşe dosta laf sokmalı videolar da çekilip atıldı. olmazsa olmaz.











piyano çalmayı bilmiyorum piyano çalmayı bilmiyorum
türk lümpeninin "bu yaz neyin içine sıçsak?" sorusunun cevabı.

bu sene abant yedigöller ve salda gölü kapışır. o güzelim suyun rengini pis insanımız bok rengine çevirene kadar da trendini kaybetmez.

bu tayfanın bir sonraki hedefi kuvvetle muhtemel denizli ve çevresi olacaktır. kaklık mağarası var mesela. orada 100 küsür fotoğraf çekip her hafta 1 tbt yaparak onlarca like alabilirsiniz çünkü tam bir doğa harikası. turizm şirketleri içine sıçmadan evvel, 99 senesinde gitmiştim. yüzme havuzunun korkulukları bile yoktu. babam ve abimle kendimizi çamura bulayıp çektiğimiz resimlere hala bakıp gülerim.

lan hadi madem yazdım, şu 'gezgin' takılan tiplere bi kıyağım olsun. aksaray, niğde, nevşehir kombosu da yapabilirsiniz. hatta tuz gölü'nden başlayın mevzuya, kervansaraylar falan derken sosyal medyanın reyizi olursunuz.

hadi göreyim sizi aslanlarım.
kiralık panda kiralık panda
"burası xxx olsa beğenirdiniz ama burası yyy" kalıbını fazlasıyla hakeden göl.
bu yaz giden arkadaşlarımın anlattığı kadarıyla 5 seneye kadar bizim millet yanına koyacakmış buranın. yeni yeni popüler olmasına rağmen çadır atıp gidenler rezil bir şekilde bırakıyormuş ortalığı.
çadır atan insan bunu yapmaz dedim kendi kendime ama işte vaziyet buymuş deyolla..
ferrarisi olmayan adam ferrarisi olmayan adam
mars' ın yüzeyine benzeyen dünyadaki bir kaç yerden biri olduğu söylenen göl.salda gölünün içi ve kıyı şeridi beyaz ama mars kızıl gezegen olarak biliniyor. o zaman nesi benziyor olabilir diye düşündüm ve bu konuda küçük bir araştırma yaptım. ve oldukça ilginç bilgilere ulaştım.

salda gölü, toprak ve kaya yapısı (rengi değil) ile ilkel canlılar olan mavi-yeşil algleriyle mars'taki yaşamın sırlarını taşıyor aslında.

peki siyano bakteri nedir?
siyanobakteri, güneş ener­jisini kullanarak "fotosentez yapma" özelliği kazanmış ve oksijensiz olan okyanuslara oksi­jen aktarmaya başlamış bakterilerdir. kısacası, şuandaki canlılığın temel nedeni. iki milyar yıl önce dünyadaki tek canlı formu fotosentetik siyanobakterileriydi desek yanlış olmaz. bu bakteri­lerin oluşturduğu jeolojik yapılar "stromatolitler" olarak biliniyor. iyi korunmuş bir stromatolitten milyarlarca yıl öncesinin iklimi, jeoloji­si ve coğrafyasına ilişkin verileri elde edilebilir.

stromatolit, siyanobakterinin çok uzun zamanda inşa ettiği biyo-kimyasal yapılar (yani aslında göl içindeki beyaz kayaçlar) olarak da tanımlanabilir.

şimdi asıl hikayeye geçebiliriz. salda gölünün içerdiği bol miktardaki magnezyum, göldeki bakteriler (siyanobakteriler) tarafından tüketilir ve beyaz renkli hidromanyezit mineraline dönüşerek onların yapı taşlarını oluşturur. hidromanyezit minerallerinden yapılı bakteri kolonileri de bir araya gelerek stromatolitleri meydana getirir. bu stromatolitler, göl içinde yer alan kıyı adalarının oluşumuna neden olur. bu stromatolitler, dalgaların ve aşındırmaların etkisiyle, bu ana kayaçlardan/yapılardan ayrışarak sahil kumları olarak çökelirler. gördüğümüz, gölün içindeki beyaz kumların ve gölün etrafını bembeyaz saran kuşağın sırrı işte bu. mars' tan gelen fotoğraflarda da bu türde beyaz görünümlere rastlanıyor. görülen bu beyazlıkların, fizikçiler tarafından stromatolit yapılar olduğu ve bu yapıların ancak ve ancak sıvı suyun bulunduğu ortamlarda siyanobakteriler tarafından üretilebileceği düşünülüyor.

yani salda gölü, mars' a benzer kayaç yapılarıyla, kızıl gezegende yaşamın izlerini çözmek için önemli ipuçlarını barındırıyor olabilir. gölde bulunan yüksek magnezyum içerikli beyaz kayaçların mars'ta da bulunması, göldeki benzer koşulların bir zamanlar bu gezegende de hâkim olduğu fikrini doğurdu. bu nedenle, salda gölü mars' ta hayat ve (en azından bir zamanlar) suyun olup olmadığına dair yapılan çalışmalar için dünya üzerindeki bir laboratuvar durumunda. bir sürü ilginç bilgiler, kavramlar ve tanımlamalar vardı ancak çok da konuya girmek istemiyorum. zaten beni de biraz aşan konular. ama bilim insanları için, salda gölü gündemde….
(bkz: burdur )
(bkz: saldivler )
rene rene
bu yaz çok isteyip, bir türlü gidemediğimiz bir yer oldu. ikinci rotayı burası düşündük, nerede kalabiliriz diye araştırdım biraz. bungalov evler var bir de çadırlı kamp alanları var. bir de göle çok yakın olmayan bir oteli varmış. e kamp mamp sivrisinek gına gelmişti bu yaz, klimalı daha normal bir şey yapalım dedik aradık bungalov evleri. kliması yokmuş, e çok geniş de sayılmazlar. boşver klimayı falan maksat doğal ortamı yaşamak o bembeyaz kumlarda manzaraya bakıp rahatlamak dedik ama parası çok. yani verdiği hizmete göre çok. sevgili belediye, ya o bungalov evleri tam teşekküllü hale getir öyle koy fiyatı, ya da çadırdan biraz yüksek tut ki mantıklı olsun. sırf kamp tuvaletini kullanmamak için tuvaletli bungalov eve neden çadırın iki katı para ödeyeyim ki ben bir kaç gün için. tabi sevişmeli tatil düşünüyorsanız çadırlar birbirine çok yakın rahat olmaz, o zaman illaki bungalovu tutacaksınız.
1 /