sanat

2 /
hexagram hexagram
"sanat bireyciliktir ve bireycilik altüst edici ve parçalayıcı bir güçtür.onun muazzam değeri burada yatar.altüst etmeğe çalıştığı şey,türün tekdüzeliği,adetlerin köleliği,alışkanlığın tiranlığı ve insanın makine düzeyine indirgenmesidir."

oscar wilde
hadapkol hadapkol
insanın kendine ve düşüncesine ve düşüncesini açıklama şekline güzellik katma şeklidir. isterseniz toplumsal bir güdü ile hareket edin eğer sanat yapıyorsanız kendinizi anlatıyorsunuzdur; bambaşka çabaların içine gizlense de sanatınız sizin güzel halinizdir.
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
biraz fazla liseli komünist kokuyor ama oldukça ilginç bir tanım yapıyor john berger amca ways of seeing'de:

"the art of any period tends to serve the ideological interests of the ruling class. if we were simply saying that european art between 1500 and 1900 served the interests of the successive ruling classes, all of whom depended in different ways on the new power of capital, we should not be saying anything very new. what is being proposed is a little more precise; that a way of seeing the world which was ultimately determined by new attitudes to property and exchange found its visual expression in the oil painting, and could not have found it in any other visual art form.

oil painting did to appearances what capital did to social relations. it reduced everything to the equality of objects. everything became exchangeable because everything became a commodity. all reality was mechanically measured by its materiality".
vandal mimar vandal mimar
sanat, etimoloji ilmi esas alındığı takdirde türkçe'de suni'den türemiş, ingilizce'de artificial'ın, almanca'da künstlich'in kökü olan bir kelime. doğrultular ikiye bir oranında ters olsa da ana temanın "yapaylık" olduğunu fark edememek ayıp. hoh. şimdi neymiş? sanat yapay demekmiş özünde. kötülüklerin anasıymış. neymiş? ne? hâlâ bilmiyoruz. bakalım.

yine sanat, eski yunan'da teknik'e mukabil bir anlam taşıyorken; bunun idrakine varmak ve ayrımı oluşturacak sürece kayıtsız kalabilmek çok kolay değil elbette, zira yaratım sürecinin keyfilik faktörüyle açıklandığı bir devirde sanat mutlak surette matahtır. bu keyfilik yitirildiği vakit; sanatı anlamlandırma zorunluluğu doğar. bu hep doğar. bu, sanatı sanat olmaktan çıkardığı iddia edilen şeyin, sanatın ta kendisi olduğunu kabak gibi doğrular. anlamadınız değil mi? tüh. sanat bu işte.
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
sanat öyle bir şeydir ki, tanımlandığı zaman sanatçılar o tanımın dışına çıkmaya çalışacaktır ve o tanım bir süre sonra geçersiz olacaktır. tanımı ilaç, sanatı da virüs olarak görebiliriz bu noktada. sanatın en sevmediği şey tanımlanmaktır, tanımlanmayı en sevmeyen şey sanattır. bu yüzden "gerçekte sanat diye bir şey yoktur, sadece sanatçılar vardır".*
gölgeningücü gölgeningücü
muhteşem bir arif nihat şiiridir;

san'at

sen, mermer yaratırsın;
ben, ondan saray yaparım!

suya ektiğin kamışı
keser, biçer ney yaparım!

yuvada havvâ'yı gelin,
âdem'i güvey yaparım!

şu manâsız mesafeyi
en yaparım, boy yaparım!

yeter ki sen... ver ben ondan
mutlaka, birşey yaparım!

bir yalıncık gönderirsin;
tarar, süsler bey yaparım!

gökteki öksüz dilimi
bayrağıma ay yaparım!


arif nihat asya
why georgia why georgia
bütün kısıtlamalardan arındırılmış özgür bir bireyin duygularının bazen ironik, bazen dramatik bazense iğneleyici bir tavırla dışavurumudur. gerçek olanı sanat için olması gerekirken insan için sanat, yani para için sanat, sanat değildir. zira beğenilmek sanatçı için pek de önemli değildir, o sadece yapar, isteyen beğenir istemeyen beğenmez ancak asla insan için değil sanat için yapmıştır dolayısıyla aslında ne insan için ne de sanat için, biraz da kendi için, kendini ifade edebilek için yapmıştır ne yaptıysa.
aytok aytok
faruk nafiz çamlıbel'e ait bütün lise son edebiyat derslerinin ilk şiiri. şiirde cumhuriyetle beraber yüzünü batıya dönen sanatçılara bir çatma vardır. bir grup sanatçının yüzü zaten doğuya dönüktü, bir kısmı da cumhuriyetle beraber yüzünü batıya dönmüştür; şairse ikisine de karşı çıkıp yüzümüzü "karşımızda yazılmamış bir destan gibi duran anadolu'ya" dönmeliyiz der bu şiirde. ama şair yanlış sözcükler seçerek yapmıştır bunu o ayrı. yani bir insan pekala baleden de zeybekten de zevk alabilir:

sen raksına dalarken için titrer derinden
çiçekli bir sahnede bir beyaz kelebeğin
bizimde kalbimizi kımıldatır derinden
toprağa diz vuruşu dağ gibi bir zeybeğin

ya da bir insan hem bozlaktan hem de klasik batı müziğinden zevk alabilir:

fırtınayı andıran orkestra sesleri
bir ürperiş getirir senin sinirlerine,
istırap çekenlerin acıklı nefesleri
bizde geçer en yanık bir musiki yerine


ama şair bu duyarlılığa henüz erişmemiştir anlaşılan. siz yine de,
(bkz: han duvarları)
2 /