sanat

3 /
quarterback quarterback
nevizadede çok güzel fasıl yapan bi meyhanedir.
çalgıcı grubu huysuz ve tatlı kadın'ı, huysuz ve şekerli kadın şeklinde söyler.. şeker insanlardır..
eselectica eselectica
ilk sanat dalı resim ve grafik sanatıdır... insanoğlu mağara duvarlarına kendini, çevresini, yaşadıklarını anlatmak istemiştir bu sayede... bu ilk ve ilkel adımlar her ne kadar yapan kişi tarafından sanat olgusu adına değil de ifade etme dürtüsü için yapılsa da daha sonraki çağlarda ilk sanat eserleri olarak kabul görmüştür... pictogram, resimyazı olarak kayda geçirilen bu ilk anlatımlar resmederek şekil verilerek bir anlatım yolu olarak görüldüğü içindir ki ilk sanat dalı resim ve grafik ya da yazı grafiği'dir... ispanya'da altamira, fransa'da lascoux mağaralarında bulunmuştur ilk resimyazılar... daha sonraki çağlarda bu birleşik sanat dalları ayrılmıştır... mimarlık ise ikinci sanat dalıdır... insanlık içinde yaşamaya başladığı mağaraları önce dekore etmiş ardından da ( ekolojik yaşam alanlarına göre değişkenlik göstermek kaydı ile ) çalı, kamış, dal, yaprak ve çamur gibi doğal gereçleri kullanarak ev inşa etmeye başlamışlardır... inşa etme yetisini geliştiren insanoğlu bu yetisini çizme resmetme yetisi ile birleştirip, öncelikle tapabilmek için putlar yapmaya başlamıştır... bilinmeyen ve kendisinden daha güçlü olan bir varlığa olan sadakat ve beğeni duygularının sonucu olarak üçüncü sanat dalı olan heykeli yaratmıştır farkında olmadan... dördüncü sanat dalı edebiyat olmuştur... resmetmeyi, yazmayı ve barınmayı geliştiren insan güzel hitap etmeyi de ihmal etmemiştir... yazı artık duvar ve taş bloklardan kağıt ve benzeri gereçlerin üzerinde sanata dönüşmeye başlamıştır... doğadaki seslerle beslenen insan ruhu tıpkı aristonun sanat için söylemiş olduğu önermeyi doğrularcasına ( sanat doğanın taklididir ! ) önce bu sesleri taklit etmeye başlamış ( ağız yolu ile ) çünkü anlam veremediği ve kendisine hiç benzemeyen diğer canlılar ile iletişime geçmeye çalışmıştır... müzik beşinci sanat olarak insanoğlunun yaşamının önemli bir parçası haline gelmeye başlamıştır artık... çeşitli amaçlarla da olsa dans, insanlık ve sanatın tarihine müzikten sonra altıncı sanat dalı olarak girmiştir... animist inançların ve kültlerin etkin olduğu dönemlerde, insanlar tanrılara adak adama törenlerinde müzik eşliğinde dans etmeye başlamışlardır... edebiyat, müzik ve taklit etme isteği ise yedinci sanat dalı olan tiyatroyu doğurmuştur... anlatılagelen metinde anlaşılmaktadır ki sanat önceleri bir ihtiyaç nesnesi olarak var olmuştur... çok çok uzun zaman sonrasında da gelişen ara sanat dalları sayesinde ve sanayi ile teknolojinin ilerleme kaydetmesi sayesinden durağan ışıkyazı ( fotograf ) dalının akan ışıkyazı biçimine dönüşmesi ile içinde birçok sanat disiplinini barındıran ve sekizinci sanat diye anılan sinema doğmuştur...
sanat sözü dilimize arapçadan geçmiştir sana yi'den gelir... türkçe karşılıkları uz ya da ar'dır... kaba bir tanım ile sanat güzeli anlatma biçimi olarak görüldüğünde ar sözü temiz ak namuslu olan ve güzel anlamlarını taşır... uz ise öztürkçe de iyi güzel beceri gibi anlamları barındırır... az olsun uz olsun deyişinde taşıdığı anlam gibi... ingilizce karşılığı art ise latince ars sözünden geçmiştir... latince de ars yöntem usul vasıta yetenek hüner disiplin anlamlarını taşır...
de perros amores de perros amores
somut gerçeklikten farklı olan bir gerçeklik anlayışına sahip kavramdır.

sanatçı gördüğünü tuvalindeki renk cümbüşüne, sözlerinin arasına, notalarının sesine birebir aktarmak zorunda görmez kendini. bu yüzden sanatçıdır zaten. bizim görmediğimizi görür de onu çizer, onu yazar, onu söyler.

bir öykü anlatılır picasso’yla ilgili. ne kadar doğru ne kadar uyarlama bilinmez; ama tam da yeri gelmişken anlatayım ben de:

picasso’nun evine hırsız girer. yükte hafif, pahada ağır ne varsa alıp götürürken; ressam, ay aydınlığında hırsızı görür ve eline hemen bir kağıtla kalem alarak başlar karalamaya. hırsız , pencereden atlayıp kaçar tabi alacağını alıp bu sırada. picasso, elindeki desenlerle ertesi gün polis müdürünün yanına varır. çizdiği karalamaları verir müdüre. müdür eşkalleri alır tabi picasso’dan, sonra da birkaç gün sonra biz size döneceğiz diyerek kibarca uğurlar. aradan zaman geçer; fakat müdüre dair ne bir ses vardır ne de soluk. gün gelir picasso yeniden polise uğrar. polis müdürü gayet sakin picasso’ya şu yanıtı verir: “efendim, verdiğiniz eşkale göre üç kedi, iki at, bir de çalar saat tutuklanmıştır.”

şimdi! nasıl somut gerçeklikle sanatın gerçekliği bir tutulabilir ki?
aggressive aggressive
otoritelerin "sanat" dediği herşeydir.öyle ki, bir tasa sıçıp , sıçtığı boka sanat diyen kişi, eğer popüler kültürün yaratıcılarından ve o dönem içinde kabul edilen sanatın önde gelen isimlerindense, hemen o bokun üzerine uzun uzun makaleler yazılır,sergisine gidilip entellektüel yorumlar yapılır.

+bence bu bok hayatın kendisini simgeliyor.
-peki neden siyaha çalıyor bunun rengi ?
+bu da hayatın karamsar yönünü gösteriyor sanırsam.
-ne kadar yoğun bir anlatım değil mi..
+evet, kokusuyla olsun,görünümü ile olsun, hayata yapılmış bir başkaldırıyı, bir isyanı simgeliyor bence.

(bkz: modern sanat)
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
"why do we like music? we all are reluctant, with regard to music and art, to examine our sources of pleasure or strength. in part we fear success itself– we fear that understanding might spoil enjoyment. rightly so: art often loses power when its psychological roots are exposed. no matter; when this happens we will go on, as always, to seek more robust illusions!" - marvin minsky
draffut draffut
biraz boynu bükük, ölçüsüzlüğünü yitirmenin kırgınlığını yaşıyor sanki. kime kırıldığını dahi bilmeden, yüksek tavanlı odaların duvarlarında muhafaza kaplarına hapsedilmiş, üzerine vuran ışıklardan rahatsız, var olma amacını tümüyle yitirmiş ya da ona hiç sahip olamamış sanki.

korumalı ayakkabılarla üzerinde dolaşılmasından huzursuz sanki. onu icra edenin yüceltilmesinden, ona sahip olanın göğsündeki bir armaya dönüştürülmekten rahatsız; başka ellerde hırpalanmak, korkuluksuz balkonlarda çıplak ayak yürümek istiyor sanki.

sanat, asla seçemediği ve seçebilse asla seçmeyeceği omuzlarda taşınmaktan bıkmış gibi sanki. buruşturulup sokağa atılsa, şu spotları bir çekseler üzerinden, tüm giysilerini çıkarıp birkaç anlığına soluklansa, akacak yepyeni kovuklar bulacak kendine ve biraz daha ‘kendisi’ olacak sanki.

sanat, barınacak daha karanlık bir köşe arıyor ve asla bulamıyor; bulamadıkça da hissettirmeden bizi terk ediyor sanki.
widowmaker widowmaker
arapça'da yapmak, imal etmek, inşa etmek anlamına gelen sun-e fiilinden kopan ve imalat, sanayi anlamında olmasına rağmen türkçede art anlamında kullanılan kelime.
emrahman emrahman
sanata bakış önemlidir. sanatçıdan önce sanatı seçmek daha da önemlidir. bir müzisyen, ressam, heykeltıraş veya her neyse dünyanın en kötü eserini de yapsa en müthiş eserini de yapsa bunu sanat olarak kabul etmek durumundasınızdır. gerçek bir sanatçı ya da gerçek bir sanat eseri diye bir kavram kabul edilemez. iki tür arasında mukayese yapılacaksa bu mukayesenin kriteri kalite olmalıdır. kalite derken kullanılan hammaddeden bahsetmediğimi açıklamaya gerek yok. kalite, eserin bize hissettirdikleri, oluşum evresi, sanatçının hissettikleri ile ölçülebilir. üzerinde yıllarca çalışılmış bir eser on dakikada ortaya çıkmış bir eserden daha değerlidir diyemezsiniz. esere bakmak, görmek, anlamaya çalışmak önemlidir. sanatı herkes yapabilir ama kaliteli sanatçılar hissettiklerini size de hissettirebiliyordur kalitesizler ise sadece zaman kaybettiriyordur.

mesela ajdar anık kişisini ele alalım. ajdar için sanatçı kelimesini kullanan insan yok denecek kadar azdır. belki de yoktur. ama beğenseniz de beğenmeseniz de o bir sanatçıdır. tercih etmek size kalmış. şimdi, ajdar'ın çikita muz şarkısıyla bach'ın toccata and fugue eserini karşılaştıralım. çikita muz sizde ne gibi duygular hissettiriyor? peki bach'ın fugasını dinlerken neler hissediyorsunuz? belki hiçbirşey, belki de çok fazla şey. müzik tercihinize göre değişecektir elbette. belki birini tercih edecek, diğerini tercih etmeyeceksiniz. ama ikisi de bir sanat eseridir. hiçkimse sanatı sınırlama hakkına ve lüksüne sahip değildir. kimse bir sanatçıya "sen sanatçı olamazsın" gibi saçma bir laf da söyleme hakkına sahip değildir. sanat eserini beğenmiyorsanız tercih etmezsiniz, tercih ettiğiniz ile ilgilenirsiniz. sanat, sanatçılık kimsenin tekelinde değildir. kimsenin sanatçıyı sınıflandırmaya, derecelendirmeye hakkı yoktur. kişisel görüşler elbette belirtilmelidir. bu da gereklidir.
void void
duyumsal uyarılarla arkaik saplantılarımızı tetikleyip nedensiz haz yaratan insan yapımı şeylerdir. kollektif bilinçaltına, evrimsel miraslarımıza hitap eder. sanatın amacı olamaz. insan denen organizmanın kendini bütün çıplaklığıyla özgürce ifade etmesidir. insanın primitif doğasına hitap ettiğinden dolayı sanat ilkeldir ve tabiatı gereği yargılanamaz, hukuki ve ahlaki değerlerden bağımsızdır.

milyonlarca yıl mağaralarda taş döşekte uyuyan insanın özlemlerini, arayışlarını, zayıflıklarını, seksüel açlığını, şiddet eğilimini, güce tapınmasını, doğaya karşı savunmasızlığını, bencilliğini amaç gözetmeksizin ifade eder.
3 /