sandman

1 /
eglaia eglaia
endless ailesinin üyesi. düşlerin prensi rüyaların lordu.
uyandığınızda gözünüzdeki çapağın sebebi, geceleri rüya görmeniz için gözünüze serptiği tozdur. neil gaimen ın yazdığı çizgiroman. çizgiroman olmasına rağmen kısa hikaye dalında nobel almış tek çizgiromandır. başyapıt...
(bkz: mr sandman)
(bkz: enter sandman)
(bkz: blind guardian)
(bkz: metallica )
bin dolar var mi bin dolar bin dolar var mi bin dolar
neil gaiman da alemlere nispet yaparcasına amerikada, yeri belirsiz koca, kara bir evde, egzotik balkabakları yetiştirip bilgisayarlarla kediler biriktirerek yaşıyomuş..eşşek sıpası.
sandman sandman
yüzlerce kez anlatılmış masallar vardır.kadınların anlattıkları masallar var.erkek çocuklara hiçbir zaman öğretilmemiş ve yaşlı adamların da öğrenemeyecek kadar akıllı oldukları özel bir dilde anlatılan masallar.bu masalları erkeklere anlatmıyorlar.erkeklerin geceleri kendi klubelerinde boğuk bir sesle birbirlerine anlattıkları masallar var.kaba saba hikayeler..
daima bir defaya mahsus olmak üzere anlatılan bir tek masal vardır..
genç adam sünnetin acısını hala hissediyor ama yeni kazandığı erkekliği ile bu acıya gururla göğus geriyordu.çölde iki gündür yürüyorlardı.kabileye döndüğü zaman gerçek bir erkek olacak;masalı dinlemiş olarak,gece olunca genç erkeklerin klubesinde uyuyacak.
rehberi genç adamı durduruyor ve ona gitmesi gerektiğini,bir şey bulup ona getirmesini o şeyi getirdiğinde masalı ona anlatacağını söylüyor.genç adam soruyor:
-iyi ama neyi bulmam gerekiyor??
-bulduğun zaman ne olduğunu anlayacaksın...diye yanıtlıyor yaşlı rehber.
bir süre sonra genç adam elinde yeşil camdan bir kalple geri dönüyor..elinde tuttuğu şeyin ne olduğunu anlamadığı açık.yaşlı adam cama dokunuyor.bir an için annesinin erkek kardeşinin onu buraya getirişini ve benzer bir cam parçası bulması için onu gönderdiği anı hatırlar..
ve sonra masalı anlatmaya başlar....

bu cam bir zamanlar bir şehre aitti..çevrene bakarsan bunun gibi bir çok kırıkcam parçacıkları görebilirsin.onları buradan alıp götürmek yasaktır.sana o şehrin hikayesini ve o şehri nasıl kaybettiğimizi anlatacağım...ve bir gün..yeteri kadar uzun yaşarsan sen de bir başkasını buraya getirecek ve ona bu masalı anlatacaksın.çünkü her zaman böyle olmuştur.her birimiz bu yerde bu hikayeyi bir defa duyarız ve yine burada yalnız bir kez bu masalı anlatırız...eğer büyük anne ölüm hikayeyi anlatabileceğimiz kadar uzun bir zamanı bize tanırsa..o zamanlar burası bir çöl değildi,bereketliydi.bir çok meyve ağacı vardı ve etrafta koşuşturup duran şişman hayvanlar..sadece gözlerini bağlayıp mızrağını fırlasan mutlaka mızrağına bir şey saplandığını görurdun.ve şu anda oturduğumuz bu yerde bir şehir vardı.camlardan inşa edilmiş bir şehirdi.öyle genişti ki bir adam bir günde bir uçtan bir uca yürüyemezdi.çünkü burası ilk insanların yaşamaya başladıkları yerdi.ve ilk insanlar bizim atalarımızdı.bu bizim sırrımız ve bunu asla yabancılara anlatmayız.çünkü bilseler bizi öldürürler ama gerçek olan da bu.
bu şehirde bir kraliçe hüküm sürerdi.ismi nada idi.16. yaşını doldurduğunda güneşin gökyüzündeki tüm seyahatleri boyunca görmüş olduğu en güzel kadın nada idi.akıllı bir hükümdardı ve ülkesini iyi yönetiyordu.verdiği emirler hemen yerine getirilirdi...ama bir erkeği yoktu.kabiledeki kadınlar ne zaman ona evlenmesi gerektiğini söylese arkasını döner ve onlara şöyle derdi:
-peki ama bana göre olan bu erkek nerde ki?
...ve bütün kadınlar sessizliğe gömülürlerdi.
bir gün şehre bir yabancı geldi.boyu uzundu ve siyahlara bürünmüştü.kaftanının karanlığında alevler dansediyordu ve gözleri karanlık ve derin bir okyanus çukurlarının dibinde parlayan yıldızlardı.ve hiçkimseye tek kelime etmedi.ama,o gece kraliçenin kulesinin dibine geldi ve yukarıya baktı.nada penceresinden dışarı baktı ve aşağıda onu gördü kalbini çaldırmıştı.o gece kraliçe uyumadı.sabah olunca yabancının bulunarak huzuruna getirilmesini emretti ama yabancı sırra kadem basmıştı.kraliçe adamlarına yabancıyı aramalarını emretti.ormanlarda dağlarda ve çöllerde yabancıyı aradılar ama o adamı bulamadılar.ve nada gözyaşlarını içine akıttı çünkü aşkını bulmuş ve onu kaybetmişti.kuşların kralını bulana kadar ormanın derinliklerine doğru yürüdü.kuşların kralına hikayesini anlattı.çünkü o zamanlar tanrılar yeryüzünde dolaşır ete kemiğe bürünür ve kuzeyin sıcak topraklarında yaşarlardı.kuşların kralı sordu:
-insan mı tanrı mı?....
-..............
-..onu senin için bulacağım nada hepimiz zaten birer kral ve kraliçe değilmiyiz?
ve büyük kuş gökyüzünün tüm kuşlarını huzuruna çağırdı..ve onlardan bir ricada bulundu..
-bu adamı gördünüz mü?
her kuş hayır dedi..ta ki konuşmayan hiçbir kuş kalmayana kadar.ama bir kuş daha vardı.bu beyaz bir dokumacı kuşuydu.öyle küçüktü ki onu görmemişlerdi.;küçük dokumacı kuşu,sen bu adamı gördun mu?;..
küçük kuş başını salladı.adamı görmüştü.bir gece yarısı ayın altında küçük kuşa gülümsemiş ve ona yem vermişti.sonra da gözden kaybolmuştu.kuş kral başını salladı.
-öyleyse bu ne bir insan ne de bir tanrı ama başka bir şey.unut onu nada,tenden etten kemikten ve kandan yapılmış nefes alan bir erkek bul...öteki asla senin olamaz..
ve nada başını eğerek oradan uzaklaştı.ama dokumacı kuşu onu takip etti ve dokumacı kuşu ona dedi ki :
-güneşin dağlarında büyüyen bir ağaç olduğunu duymuştum ve bu ağacın dallarında aşk meyvesi yetişiyormuş..ve eğer insan bu ağaçtan bir meyve yerse onu gerçek aşkının yanı başına götureceği söylenir.
-peki ama ben o ağacın meyvesini nasıl alabilirim ki? diye sordu nada dokumacı kuşuna.küçük kuş dedi ki :
-senin için gider alırım.
küçük kuş gökyuzune uçmuş ,kraliçe aşağıda onu beklerken kuş o kadar yukseklere uçmuş ki gözden kaybolmuş.nada bir gün boyunca beklemiş ve sonunda gökyuzunde ufacık bir leke görmuş.bu dokumacı kuşuymuş ama guneşin ateşinden öyle yanmış ki tuyleri koyu kahverengi olmuş,ve gagasında guneşin dağlarında yetişen ağaçların aşk ateşi meyvesini taşıyormuş.(işte bu yuzden dokumacı kuşunun rengi hep kahverengi olarak kalmıştır.)dokumacı kuşu guneş ağacının alev alev meyvesini nadanın önune koymuş.nada meyveyi almış ve sarayına dönmuş.odasına gitmiş ve alev meyvesini yutmuş ama boğazını yakmış çok derin bir uykuya dalarcasına oraya yığılmış.ve ruhu bedeninden ayrılarak dolaşmaya çıkmış.sanki kapkaranlık bir dunyadaymış.burası neresi...
o sıradan birbirini ölduren kardeşlerden biri durup yanına gelmiş nada nın ve ona demiş ki
-burası rüya alemi hanımefendi..rüyaların lordu sandman in yönettiği uyku ve düş krallığı..şu ev de onun evi...
eve doğru yurudu ve içeri girdi.muhafızlar geçmesine izin verdi çunku içindeki alevlenen meyveyi hissetmişlerdi.taht odasında sandman i tahtına oturan rüya kralını gördu,kafasını saklamıştı ona dedi ki
-kimsin sen? neden buraya geldin?
-bir yabancıyı arıyorum.çünkü onu çok seviyorum.kaftanının karanlığında aşk ateşinin alevleri dans ediyor ve gözleri en derin okyanus çukurlarında parlayan ikiz yıldızlar.bir gece benim kuleme geldi ve yukarıya bana baktı ama bana tek kelime etmedi.
bunun uzerine sandman miğferini çıkardı ve nada sırça şehirde ki evinin önunde durmuş olan yabancıyı karşısında gördu.ve o anda kalbine bir kasvet çöktü.çünkü aşkını tanrılardan bir olmayan ve asla tanrılar gibi ölmeyecek olan endlesstan birine ithaf etmişti.ve gözlerinin ikiz yıldızlarında,onunda nadayı sevdiğini gördü.kalbi dehşete kapıldı.ve öksürdü,güneşin dağlarında büyüyen ağacın meyvesini rüya kralın taht odasının döşemesine kusana dek öksürdü.gözlerini açtığında kendi odasındaydı.yanında rüyaların efendisi duruyordu.ona sordu:
-neden benden kaçıyorsun?
-seni arayıp buldum çunku seni hiçbir ölumlu erkeğin bir kadın tarafından asla sevilmeyeceği kadar çok seviyorum.ve senden kaçtım çunku ölumlulere endlessı sevmek nasip edilmemiştir.bu ilişki sadece bir felaket doğurur...senin benim için,insanlarım için bir felaket olur.
ama sandman başını sallar.hiçkimse asla,arayıp bulacak kadar çok sevmedi beni....hiçbir zaman bana bu kadar yakın olan,bu kadar ait bir kadın görmedim.seninle evlenebilir ve seni rüya alemimin kraliçesi yapabilirim....benim yanımda bütün rüyaperestlerin düşlerini yönetebilir,sonsuza kadar benimle olabilir ve asla ölümlülerin bildiği şekilde ölmezsin..göğsümdeki bu yakut üzerine yemin ederim...

nada çok korkmuştu,onu sevmesine rağmen bunun kaderinde olmadığını biliyordu ve onun ve kendisinin bu yıkıma sürüklenmesine göz yumamazdı.çünkü aşk rüyaaleminin bir parçasi değildir..aşk arzuya aittir ve arzu daima insafsızdır.
nada bir ceylanın bedenine bürünür ve koşamaz hale gelinceye kadar koşar.ama arkasından bir avcı olarak gelir ve ceylanı öldürür.tekrar kendi bedeninin formunu alan nada çıplak arazide koşmaya başlar.hala onu takip ediyor.nada yuksek bir dağa tırmanır ama izini kaybettiremez.onun eşi olmamı istiyor diye düşünür.eğer bekaretimi kaybedersem artık beni istemez..sivri bir taş alır ve bununka bekaretini bozar.bakire kanını toprağa döker.kanının damladığı topraklarda kırmızı çiçekler açar.arkasını döner orada duran sandman dir..
-artık bir bakire olmadığımı biliyorsun!..dedi artık onu kendi haline bırakmasını ve gitmesini umarak..
-ben bir ölumlu değilim ve seni herhangi bir ölumlunun asla sevemeyeceği kadar çok seviyorum..senin bedeninin benim için ne önemi var??
eliyle bacaklarının arasına dokunur ve dokunuşuyla nada iyileşir.acısı kaybolur,bekaretini kaybetmiştir ama yarası iyileşmiştir.nada nın elini tutar,onu kaftanının karanlığına çeker,,,orada karanlıkta ve alevlerin içinde sevişirler...bütün bir geceyi beraber geçirirler.ve o gece rüya gören her canlı rüyasında nada nın yüzünü,vücudunu,tenini görür..terinin ılık ve tuzlu tadını hisseder.....o gece rüya görebilen her canlı aşkın rüyasını görür..
o sabah güneş çıkıp ikisini beraber gördüğü zaman,olmaması gereken bir şeyin gerçekleştiğini bilir..güneşten düşen dev bir meteor sırça şehri yakar,yokeder geride bir çöl bırakır...tıpkı buraya benzeyen cam parçacıklarının her tarafa saçıldığı bir çöl.nada dağın tepesinden güneşin fırlattığı meteorun şehrini eritmesini ülkesini kavurup kurutarak geriye bomboş bir arazi bırakmasını seyreder.bu yaptıklarımız yuzunden oldu dedi ona senin yanında kalmaya devam edeceksem başımıza daha kötü şeylerde gelecek!..
sonra nada rüyaların lordunun elini tutar sevgililerin elele tutuştukları gibi..ona sımsıkı sarılır..
sonra elini bırakır ve daha rüyaların lordu onun ne yaptığını anlayamadan kendini dağın tepesinden aşağı atar...bedeni aşağıdaki kayalıklarda ölümle tanışır.....
bu da masala dahildir..dayımda bana bu şekilde anlatmıştı..ve onun babası da..bir çok nesle böyle anlatılmış..
nada öldükten sonra ölüm krallığının sınırındaki ormanlarda ruhu uyanır.arkasında birinin olduğunu hisseder döner ve rüyaların lordunu görür.
-beni incittin.kraliçem olabilirdin ama sen büyükanne ölümün krallığını seçtin..
nada başını eğer..
-bir kez daha sana aşkımı sunuyorum yalnızca bir defa daha ve hepsi bu.eğer beni üçüncü defa reddedersen ruhunu sonsuz acılara mahkum edeceğim...işte aşkım..son bir kez soruyorum..kraliçem olurmusun?..
cevap ver dedi,rüya lordu ölü kraliçeye..
-nasıl senin kraliçen olabilirim ki..ölüyüm ben..yaptıklarım yüzünden artık tebam yok şehrim bir harabe..seninle kalsaydım kötülükler peşimizi bırakmayacaktı,ölümlüler the endlesstan biri ile evlenmezler sevgilim.şimdi beni büyükanne ölüm ün krallığında bırak ve beni unut rüyaların lordu.
büyükanne ölümün krallığına giden güneşsiz yolda yürümeye başlar.ama nadayı yakalar..lütfen diye yakarır nada.
-bir daha eşin olmamı isteme benden.çünkü bir kez daha sorarsan seni yine reddetmem gerekecek ve bunu yaparsam beni ebedi acıya mahkum edeceksin.bırakın beni lordum...
ama rüya lordu gururluydu...ve son bir defa ona kraliçesi olmasını teklif etti.......
.
bebek evi kitabından...
azureel azureel
neil gaiman'ın yazdığı muhteşem kurguya sahip öyküler dizisi. bir çizgi roman ilk kez edebiyat ödülüne layık görülmüştür, başyapıttır.(bkz: neil gaiman)
eserde konuşma balonlarından sandman'in sesinin yansıtılışına her ayrıntı farklıydı ve ilkti. kapaklarında sandman örümcek adam gibi boy boy çıkmazdı. dave mckean'in çizdiği, çizgi roman dünyasına aykırı soyut kapaklar ve karakter modellemeleri çizgiromanın kulvarını değiştirmiş, sanatsal bir hale getirmiştir, entellektüelitesini tavan yaptırmıştır.
ps : yoshitaka amano sadece bir eserde kapak yapmıştır, bunun dışında hep dave mckean gözlerimize batırmıştır bu dergileri raflarda.
guenever guenever
üçüncü kitap da bundan birkaç ay önce berbat türkçe çevirisiyle piyasaya sürüldü.
ayrıca neil gaiman hayranları amerikan tanrıları ve coraline adlı kitapları görmeliler.
azureel azureel
çizgi romanın asıl ismi the sandmandir.
ancak dream (aka morpheus, `daniel) olarak bilinen rüyalar lorduna kısaca sandman denildiği için bu yapıtın da ismi sandman kalmıştır. aslında yazarın, eserine verdiği "the sandman" ismine saygı duyması beklenen fanlarından, bu şekil bir üşengeçlik görmesi onu üzüyor olsa gerek*.

ek: protagonist deniyormuş böylelerine. the sandman'deki protagonist, dream oluyor falan.
spyder spyder
flint marko, yüksek güvenlikli bir ada hapishanesinden kaçar. polisten kurtulmak pek kolay olmaz. saklanabilecek bir yer ararken atomik cihazların test alanına girer. böylece kimsenin giremeyeceği bir sığınak bulmuş olur kendine. fakat uzun süre buradan çıkamayınca sonunda nükleer bir testin etkisinde kalır. iş bu ya vücudunun molekülleri o radyoaktif olayda bulunduğu çölümsü mekandaki kumların molekülleriyle birleşir. vücudu kumun niteliklerini kazanır.

the thing'in taşa dönüşüp bir daha eski haline dönememesi gibi bir sorun yaşamaz. istediği vakit kuma dönüşürken istediği zaman normal bir insan görüntüsünde yaşar. kumun yoğunluğunu ve şeklini ayarlayarak sahil kumu gibi yumuşak, parçalara ayrılabilir ve akışkan olabilirken yerine göre de kaya gibi sert olabilmektedir. mr fantastic gibi incelip, uzayarak, istediği şekle girebilir. bu şekilde aynı zamanda kılıç gibi keskin, çekiç gibi sert silahımsı şekillere sokabilir.

ilk defa amazing spider man #4'te banka soyguncusu olarak spidey'nin karşısına çıkar. webhead yumruk salladığında veya tutmaya çalıştığında kuma dönüşür, yumruk vücudu deler geçer. ne acı ne zarar verir. ağıyla sarar, yine kum parçacıkları halinde tozlaşıp akar çıkar, dışarda birleşir. karşı hamle yapacağı zaman sertleştirir vücudunu ve sert darbelerle can yakar.
hikayenin sonunda küçük bir trickle işini görür spidey. vuracak gibi elini kaldırdığında sandman sertleştirir kendisini. ama vuracağı anda örümcek adam'ın elleri sandman'i kavrar ve tuttuğu gibi fırlatır. daha sonra kuma dönüştüğünde elektrikli süpürgeye benzer bir aletle kum tanelerini hapseder.

hapishane üniforması olsa gerek daima üstünde yatay yeşil-siyah çizgili bir giysi bulunur. bir ara ismini değiştirir (william baker) ve iyilerin yanında yer alır. halen arada hikayelerde kullanılan bir karakter ve asıl olay spider man 3'te yer alacağına dair söylentiler var.
dream endless dream endless
neil gaiman in 10 cildden oluşan dream ağırlıklı olmak üzere endless ailesini anlatan güzel çizgi roman üstelik bir yaz gecesi rüyası adlı öyküsüyle dünya fantastik hikaye ödülünü kazanmış göndermelerle dolu güzide çizgi roman.ülkemizde 6 cildi türkçeye çevrilmiş olarak bulunulabilir.
saçmaladı yine bu saçmaladı yine bu
ciltler:
1-preludes and nocturnes (the sandman #1-8, 1988-1989)

2-the doll s house (the sandman #9-16,1989-1990)

3-dream country (the sandman #17-20,1990)

4-season of mists (the sandman #21-28, 1990-1991)

5-a game of you (the sandman #32-37,1991-1992)

6-fables and reflections (the sandman #29-31,38-40,sandman özel #1 1991,1992,1993)

7-brief lives (the sandman #41-49,1992-1993)

8-worlds end (the sandman #51-56,1993)

9-the kindly ones (the sandman #57-69 and vertigo jam #1,1994-1995)

10-the wake (the sandman #70-75,1995-1996)
underamoon underamoon
ilk basımları son derece kalitesiz olarak ciltlenmiş, neredeyse tutulan her sayfanın elinizde kaldığı,biraz daha özen gösterimeliydi dedirten,fakat içeriğinde bir şaheser barındıran çizgi romanlar serisi...
feamarth feamarth
dünyadaki her türlü çizgiromandan daha farklı, okumak için olmasa da tam anlamıyla kavrayabilmek için belli bir bilgi birikimine sahip olmanız gereken çizgiroman. endless ailesinin serüvenlerini anlatır. başkahramanı rüyalar lordu sandmandir. kardeşi death ayrı bir tapılasıca yaratıktır, hastayız kendisine..
entipüften entipüften
mükemmel bir hayal gücünün ürünü,çizgiroman tarihinde bombalar patlatmış bir şaheser. tek kötü yanı çizerlerin sürekli değişiyor olması,çok kaliteli çizerlerin yanısıra kolpa çizerlerin de bulunduğu şimdilik 6 kitaplık türkçeye çevrilmiş serisi bulunmaktadır.
1 /