sanki

1 /
chete chete
sorulu olmayan cümlelerde anlatılan düşüncenin gerçekte var olmayıp öyle sanıldığını gösterir, sözüm ona, sözde:
örnek: "hatta görünmez bir delikten biri sanki bakıyor."- r. h. karay.

(kaynak: `tdk)
marufmerru marufmerru
"sanki rezil bir koku var" cümlesindeki, ne olduğunu dilbilgisi olarak kesinlikle bilmediğim, bozuk kelimedir. belkilerle dolu bir geminin fotoğrafı yandığı zaman deniz kokusu gelmiyormuş, onu anlamıştım bir zamanlar. kendimden utanmalıydım. çünkü sigaranın yazısına gelmeden, küllüğe basmıştım. dedim ki "bozuk kelimelerle kurduğumuz bütün cümleler öyle ya da böyle arızalı sohbetlere yol açıyor yahu" ölümüne laf kalabalığı yapıyorduk. bir gün gelecek ölecektik, dedim ki, "sanki güzel kadınlara bakmak bunu değiştirecek" sanki, yüklemini öldüren en güzel bozuk kelimedir.
pikolata pikolata
sonu tam anlaşılamamakla birlikte, insanın aklında hemen yer eden sözlere sahip gevende şarkısı.

sanki uçtuğumu resmedip
irmağıma süzülüp
göğsüme doğsan
yağmur yağıyor uzun uzun
irmağımın üstüne bilmem ne diye
bu yol halime uzansa da
seslerime aksa da
boşuna boşa..
gssm gssm
yeni gevende albümünden yepyeni, şahane, akıldan çıkmayan, dinledikçe bağlayan, hüzünlendiren, sonra hareketlendiren güzel mi güzel bir şarkı. siz böyle nice güzel şarkılar yapın biz de patlayıp çatlayana kadar dinleyelim zevkten ayılıp bayılalım
visionario visionario
dinlerken derin derin içine çekersin sevdiğinin kokusunu, sıcaklığını hissedersin yanı başında, her türlü duygu geçer taşar içinden. sonra şarkı bi biter, bakmışsın hayalmiş hepsi.
mevlüt şekeri hüznü mevlüt şekeri hüznü
piiis, hayııın, yağmurluuu bir günde adamı gaza getirebilecek, "nerde lan o yıkılacak dağlar" deyü iş yapmaya sevk edecek yegâne şarkı olmasa da, işte o şarkılardan biri. yalnız listede kafaya oynar onu söyleyeyim.
pikolata pikolata
koca bir şehri arşınlayıp da her yerden geçerken aynı şeyi düşünüyorsa insan, hepsinin özünde barınan şey tekil ve özneldir. öyle sessiz sedasız kaplayıp çok fazla şeyi, yokluk anında çıkar ortaya. çok fazla yüz ve çok fazla sesten ziyade ona kalan tek bir şeydir. yürünen yollar mesela. kim bilir kaçıncı geçiş ama akılda kalan hep aynıymış gibi. bazen insan, en çok kendi olduğu zamanları anımsar ya hani, işte bu zamanlara tanıklık eden de bazen sadece kendi değildir. sanki, çevresindeki tüm atmosfer de ona eşlik etmiş gibi. bazen hatta en çok kendisi olduğunda yanında olanlarla birlikte. bulunduğu anı, yanındaki yüzleri sıfırlar ve o anlardan birini oturtur zamanın şimdiki parçasına. katılmışlıkları düşünür. neden zorlandığını anlar şimdilerde. koyduklarının yerini bilir; söylemez ama öyle.

sanki, gibinin bir türevidir.
öyleymiş gibi hissettirip, kandırmacadan başka bir şey değildir bazen.
uykusuz damacana uykusuz damacana
sanki beni kimse avutmadı...
sanki kimseyi kusturmadım...

çoktandır neleri yaşamamış ben sakınırım. kendini sakın olur mu, gerçekten...

tanım; ardından ha denilendir, bilmişce...
maszn maszn
içimde garip bir sıkıntı
bilmiyorum neden?
içim uzaklaşıyor sanki benden. sanki içim de sıkılmış gibi benden.
boşa bakıyorum semaya sanki, sanki bir labirent, sonsuz mavilik
içinde kaybolduğum, çıkış telaşında çaresiz.
yazılar yazıyorum, ne kime önemli değil; okuyorum dönüp; derin bir anlamsızlık,
heyecanım gitmiş sanki, sanki yavaş yavaş sarılan mumya gibi hayallerim, gözlerim donuk bakıyor aynalara, o da sorar gibi yansıyor; dudaklarım kıpırtısız; nefes alışlarım zoraki sanki; hep hayatım bir dolu sanki olmuş; sanki arayışın girdabında tutukluyum, anladım. soramıyorum, isteyemiyorum; selamlarım bile sönmüş balon gibi; uçamayan, takatsiz.
bir name bile değilim, serapa adressiz.

minik burjuva afacan sıkılırsa "sanki" böyle yazarmış.
ben de yalan yok; bazen çıkmazlarda içime böyle tarifsiz sıkıntılar misafir olur, istilacı nobran.
yüreğimi çıkarırım o zaman, koyarım bir kafese; "ah vatanım" der, güler geçerim.
hadi.
1 /