sanrı

1 /
demesterizasyon demesterizasyon
insanın;
yağmurda kendisinin aşındığını
ağzından bir elin çıkıp dudaklarını diktiğini
gözüne şırınga sokup irisini aldıklarını
kulaklarının içinde cücelerin tango yaptığını
karanlıkta birinin göz kırptığını
tavadaki soslu tavuk olduğunu
kapı zilinde mahkum kuş olduğunu
kibriti yaktığında ateşten bir canavarın sigarasını yaktığını
pet şişede duran suyun gözyaşları olduğunu
.....

ne olduğunu niye olduğunu bildirmeyen sanma çeşitlendirmesidir.
clvclnx clvclnx
alelade sokak, köşe başı
bir yürümektir sürdürmekteyim
ayaklarım cenaze marşı çalıyor
elektrik direkleri eğiliyor
günü geceye sermekteyim

yukarıda siyaha çalan bulutlar
yanıma gelince beyaz bir hale
ete kemiğe bürünmüş gibi şişman yanakları
terlerini lütuftan saymaktayım
başıma mı koysam bilemedim
alabildiğine darağacı
biraz hasretten iplik
ilmiklere asılmış tablolar gibi eskaza duruyor

lanete meraklı gözler
ölüme yenik
sohbette usta bir papağan gibi
bana başka dünyalardan bahsediyorlar
kimi renkli, kimi saydam
ben bakamadan yerle bir
yetiştiğim şehir gibi ucu ucuna her şey

ya bir yüz görümlülüğü
ya çanağa dökülmüş göz yaşı
logardan kayıveriyor
zaman bize yetmiyor
benzini bitmiş otobüsler
duraksız duraklayıp, zamandan yolcular alıyor
camdan dikizlediğim, tutunmadan;
elleri bağlı gezginler fel-fecir okumaklı

caddelerde kinyas
telefon kulübesinin camından eğilmiş
-yanlış numara, der bir kadın
adresi bilinmeyen icatlara
kim kıydı demeden ağlayanlar mezar taşlarına
gördüğüm bir, sandığım iki, saydığım sayısınca
okunaklı sayfalarınca ömrümün kiri pası, kurumlar
satır başlarından çıkıp manşetlere düşecek diye korkuyorum
rehavete kaplıcalar kentidir yaşadığım
aktığımca oluklar, bütün hepsi buradalar
cehennemden kanalizasyonlara dökülmekte
kara mizahlarım, kelebek kanatlarım
kirlendikçe bana benziyorlar
nihayetinde bulutlara rengini vermeli

ben bir karınca, aklım kadarınca
fikrim kararınca yürüdüğüm yol miktarı
sizlere muhtacım
yol anıları
kara kaplı dolunaylara gebe bıkkınlığım
yere batasıcalarında henüz pişmanlık
kemanımın telleri adedince
olsa olsa bir balığın kılçığı kadar
şafakta tarif edemediğim bir şeyler var

rutine bağlamışım bir sanrı vakti
tanrı öğüttepede baş ucumda
gelinlik kızlar kadar farkında ay, güzelliğinin
dağlara yansıtmak korkusu mesele
tetiği çekmekle çekmemek çizgisinde katillerim
olur da ay'ın gölgesi vurursa temizlerler
leş kargaları erken mesaide
unutmadan söyleyeyim
hiç leşim yoktur sabahleyin.
mihman mihman
karl jaspers tarafından, taa 1917'lerde belirlenmiş, sanrının varlığının ispatı için üç kriteri vardır:

1- inceleme anında varlığının su götürmez olması. hastanın sanrısından açık açık bahsediyor olması gerekiyor.

2- yanlışlanamaz olması. garajımdaki ejderha'da benim verebileceğim örneklerin tümünden daha iyi bir örnek var.

3- imkansız olması. sanrının herhangi bir şekilde bilimsel verilerin çok uzağında, var olarak kabul edilemez olması gerekiyor.
siklopentanoperhidrofenantren siklopentanoperhidrofenantren
'uyanık bir kişinin, kendi dışında var sandığı ancak gerçekte olmayan olguları algılaması, yaşaması, varsanı, birsam, halüsinasyon.' diye geçiyor tdk sözlük' te.

şimdi örneklerle açıklayalım. mesela 'modern olmanın gerekliliğini inancı bir kenara bırakmak olduğu sanrısına kapılmış kadındır.' cümlesini ele alalım. bu cümledeki sanrı kelimesi sırf hava atmak, 'ben çok fazla kelime biliyorum. sizi birkaç kelimeyle cümle kurmayan çalışan ezikler.' demek için kullanılmıştır ama kullanılan sanrı kelimesi sadece anlatım bozukluğuna yol açmıştır. sanrı yerine sanı kelimesi kullanılarak bu cümle biraz adam edilebilir.

bu giriden ne anladık sayın okurlar. anlamını bilmediğimiz kelimeleri sırf hava atmak için kullanmayalım. çok ayıp.
sylvius sylvius
zakkum'un 13 adlı albümünden, damardan alınması gereken bir şarkı. "oha resmen benim için yazılmış ve söylenmiş." dedirtti valla.

gün yeni doğarken odanın balkonuna,
sabahın ilk kahvesi doluyor yanaklarına.
birkaç saat daha var seslerin çoğalmasına,
bakir telaşlar için insanların uyanmasına.

her ankara sabahı gibi belki, biraz üşüyorsun
ama olsun eskiden beri üşümeyi seviyorsun
çöpleri karıştıran sokak kedileri gibi
kurcalıyorsun fark etmeden, geçmişteki günleri.

çocukluğun sessizce tırmanıyor kucağına
şöyle bir gülümsüyor kıvırcık saçlarıyla
babanı andırıyor sanki bu sessiz duruşuyla
ve ne kadar eksildiğini hatırlatıyor sana.

ne kadar güzelmişsin, hayat henüz çırılçıplak
hiçbir şey el değmemiş, günler birer salıncak
seni unutmuyor büyüdüğün sokaklar
dokunuyor arkadan gözyaşına, rüzgarıyla.
1 /