sapan

1 /
karakancalos karakancalos
çocukluğumuzun vazgeçilmez aksesuarı, mühim gereç. hayıttan kesilip ateşte şekillendirilmiş çatal, ince kesilmiş bulaşık eldiveni ile bağlanmış serum lastiği ve ayakkabı dilinden uydurulmuş (tercihen mekap) meşinden oluşan bir sapana sahip çocuğun kendisini kral ilan etmemesi için herhangi bir sebep yoktur. kuşa, kedi - köpeğe veya topunuzu kesen komşunu camına karşı gayet etkilidir. caydırıcı bir unsur olarak sahibine güven verir.
bir yetişkin olarak bugün bile taşınabilir. düşünsenize, bir güvenlik kontrolünde (havaalanında falan) cebinizden çıkarıp, kendinden emin bir ifadeyle görevliye uzattığınızı. off be, karizmaya gel..
anosias anosias
küçücük çocukların eğlenme amaçlı, oyuncak olarak kullandığı ama aslında silah olan nesne. küçük çocukların eğlence anlayaşının içine şiddetin nasıl yerleştiğinin bir göstergesi. vurdulu kırdılı mafya dizileri, savaş-dövüş içerikli çizgi filmler derken, yetişme çağında her tarafta şiddet gören çocukların bu şiddeti dışa vurumudur.

oyuncak silahlar bir yerden sonra iş görmez, çünkü kimsenin canını yakmaz, o sadece oyuncaktır. oysa sapanla kuşlar, diğer çocuklar vurulur, canları yakılır ve çocuk farkında olmadan sadistik duygularını tatmin eder.
eminsaydut eminsaydut
y şeklinde bulunan ağaç dalının kollarına, sert bir lastiğin takılmasıyla yapılan kuş öldürme makinası. köyde eski traktör lastiklerinden yapmaya çalışırdık. küçüktümm, ufacıktım o zamanlar. tüm çocuklarda sapan var. dede dedim en masum halimle, bana şehirden lastik al, en fiyakalı sapan benimki olsun. bir hafta sonra şehirden dönünce bir de baktım ki o da ne! almiş. çocuklar gibi şenlendik. zaten çocuktuk; ama dedenin yanında şenlenmek ayıp kaçardı o zamanlar. dedenin otoritesi oyle korkutucuydu.

sapanı yaptım. üstüne adımı bile yazdım. aldım elime. takıldım kus terminatorlerinin ardına. dağ aştım, tepe aştım. dere bile aştım. çok yoruldum. dut agacının dibine oturdum. kulaklarıma bir ses geldi. bülbül sesi. ne de güzel sakırdar bu kuşlar. sesleri cok güzeldir*. benim sesimde çok çirkindir bu arada. çocuk aklı işte o sese sahip olmak istedim. sahipliği nerden öğrendiysem o yaşta. çıkardımm cebimden sapanı, aldım elime. yerden büyükçe bir taş kaptım, nişanladım bülbülün tam orta yerine. lastiği gerdikçe gerdim. gerdikçe gerdim. birden bırakıverdim. zavallı kuşcuk yere düştü.

sevinçle koştum. kuşu aldım elime. şakımıyordu artık. ses çıkmıyordu. hasta zannettim. götürdüm anneme. sordum "niye sakimiyor" diye. "şakımaz o, ölmüş" dedi. "ölmüşse ölmüş, ben yaşasin istemiyorum ki, şakısın ses versin istiyom". annem "ölüler ses vermez ki" dedi.

ağladım.

o sapanı ve kusu, dut agacının altına gömdüm. tanrı sapanı tanısın, kuşu benim öldürdüğümü anlasın diye. cezamı alayım diye.

ölümün şakımamak olduğunu bilseydim, hic yapar mıydım...***
vela vela
çelik ve bez olmak üzere iki çeşidi bulunan ve yük kaldırmaya yarayan bir nevi halattır.sac plakaları kaldırırken genelde çelik sapan kullanılır. bez sapan kullanmak oldukça tehlikelidir.en son bez sapan kullanan bir işçi maalesef hayatını kaybetmiştir.
(bkz: insanımız cahil)
morkedi morkedi
bostancı lunaparkı'na gelmesiyle önünde 50 kişilik kuyrukların oluşması bir olmuş yeni alettir. tabii oyuncağın bu üne kavuşmasında katkısı olan facebook videolarını da göz ardı etmemek lazım.

bende kalp var videosu için ;



oyuncak iki gergin halata bağlı 2 kişilik top şeklinde bir kabinden oluşur. sapan mantığıyla yerde gergin duran top bir anda fırlatılarak 60-70 metrelik bir mesafeye çıkar. en fazla 1.5 dakikalık bu zevki tatmak kişi başı 5 biletten 25 tl'dir..

binen ve sağlam inen arkadaşlar mevcuttur fakat alınan duyumlara göre açıldığı hafta halatlarından biri kopmuştur. yurtdışından yeni halat getirilmesiyle oyuncak yeniden çalışmaya başlamıştır.

(bkz: metin ağabey düşersek tazminatı abiden alıyosun)
159852 159852
etkisi nerdeyse gerçek tabanca kadar etkili olan silahtır çok simetrik,düzgün bir çakıl taşı ile bir domuz öldürebilirsiniz ( kendimden biliyorum avdayken kullandım)
puxa vida puxa vida
timur soykan- defne bilge ergun kitabı:




"rahip santoro'nun öldürülmesi, mc donald's'ın bombalanması gibi pek çok olayla gündeme gelen trabzon'daki "derin" örgütlenmenin arkasında kimler var?
dink cinayetinde tetiği çekenler ve emir verenler daha önce de pek çok olaya karıştıkları bilindiği halde nasıl bu kadar rahat hareket edebiliyorlar?
cinayetin göz göre göre gerçekleşmesine kimler duyarsız kaldı?
cinayette devletin rolü var mı?
hrant dink'in öldürülmesi kimlere hizmet ediyor?
dink cinayetinin arkasında hangi parti var?
dink'in katillerine, "kahraman" olacaklarını düşündüren dünyaları nasıldı? o dünyanın insanları kimlerdi?

bu sorulara yüzlercesini daha eklemek mümkün. elinizdeki kitap, binlerce evrakın incelenmesi, deliller, zanlı ve tanık ifadeleri, telefon konuşma kayıtlarından yola çıkarak dink cinayeti üzerindeki perdeyi aralamaya çalışıyor.

hrant dink, türkiye'de öldürülen 62. gazeteciydi. öldürülüp hayattan koparılanlar sadece bedenler değil, fikir üreten zihinlerdi. aslında hepsinin failleri belliydi. tetiği çekenler de emri verenler de düşüncenin de düşünenin de toprağın altına gömülmesini istiyordu.

siyasi cinayetlere yüzlerce aydınını, akedemisyenini ve gazetecisini kurban veren türkiye'de hep 'derin'lerde seyreden ve yıllar süren yargılamalara dink cinayetinin de eklenmemesi demokrasi ve hukuk adına son derece önemli..."
mihman mihman
satan'ın insanları günaha sevkederken kullandığı silahsa şaşırım. şöyle küçük bi "öyle mii" derim o kadar ama. çok da şaşırmam yani.
mihman mihman
daha okula gitmediğim zamanları düşünüyorum, sapan ve onu kullanan abiler bizim küçük topluluğumuzun ilkel liderleri gibiydiler (bu aralar ilkelliğe taktım, evvelsi gece de ağaç dalı kırıp ateş filan yaktık iyice tribe girdim).

tayfun vadı mesela, sapanla çat vuruyodu serçeyi, sonra öldürdüğü kuşun kafasını ağzıyla çat diye koparıp bizim önümüze atıyodu (biz dediğim altı yedi yaşındaki veletler işte, tayfun, yasin ve şaban abiler o zaman dört beşinci sınıfta filanlardı) neyse sonra biz de hayvanın içini temizliyor, tüylerini yoluyor ve pişirmeye hazır ediyorduk.

sonra inşaat kumlarını bir yere topluyor, küçük bir kümbet olacak şekilde düzenliyorduk, getirdiğimiz suyu yasin abi bu kümbete döküyor, sonra altından başlayarak içinden kum çıkarıyordu. nemden olacak, yıkılmıyordu da o kümbet. sonra içinde ateş yakıp yine bir tıfılların evden getirdiği patatesler, soğanlar ve temizlediğimiz kuşlar eşliğinde ziyafet çekiyorduk. tayfun yasın ve şaban abiler serçenin budunu yerken biz de geri kalan kısımlarını yiyorduk. ne acayip amk.
1 /