sefaletin prensesi

kıskanmayankıskançhatun kıskanmayankıskançhatun
nikinde de belirtildiği üzere tam bi piremses. fsakjhkhlda.

anarşist ruhlu birtaneciğim benim. saçmasapan bi ortamda tanışmış olup iyi ki tanışmışım dedirten cinsten bi arkadaş. arkadaş da değil lan can o can.

beni bu yaban ellerde bırakıp ankara'ya kaçsa da yine bi tren seferinde ben geliyom hazırlan derim elbette. çünkü sisteme karşı olmak bunu gerektirir.

seviyom. özlüyom ve daha niceleri.
maszn maszn
(bkz: sefaletin felsefesi

edit: "bakınız" çağrışımdan ibaret sadece ve sade. bazen oluyor, yazılanları bütünüyle okuyamıyorum; meğer başlık bir yazar arkadaşa aitmiş.
gecikmiş bir merhaba.
richie richie
kendini sefalet içerisinde sanan yazar.

inşallah benim durumumdan haberi yoktur. iki oda, bir salon, yarım banyo, çeyrek mutfak bir evde dünyaya geldim ben. o kadar fakirdik ki annem doğumdan önce açlıktan ölmüş. sağolsun beni fatma teyzem doğurmuş. hakkını ödeyemem.

babam o kadar tipsizdi ki, kimse iş vermiyordu. bir ara dilencilik yapmaya başladı sırf bu yüzden. ama görenler para vermek yerine suratına tükürmüşler. allah belanı versin bu tiple sokağa mı çıkılır demişler. hergün eve sırılsıklam gelirdi babam. sanırım bunun en iyi yanı banyo yapmaya ihtiyacı olmamasıydı babamın. su parasıda az geliyordu. aylık 10 kuruş geliyordu su faturamız. günde yarım çay bardağı su doldurup içme hakkımız vardı musluktan. bir keresinde suyu taşırmıştım da çok temiz bir dayak yemiştim babamdan. temiz diyorum çünkü okşayarak döver babam bizi. hastane masrafı çıkmasın diye.

hiç unutmam bir gün yine ekmek arası ekmek yiyoruz. babam dediki her gün her gün sıkıldım ekmek arası ekmek yemekten. bu gün bir değişiklik yapalım da farklı bir şeyler yiyelim dedi. şaşırmıştım. heyecanlanmıştım. çok merak ediyordum bugünkü menüyü. ilk defa değişik bir şey yiyecektim ömrü hayatımda. bu bir rüya olmalıydı. babam elinde yemekle gelirken, kalbim duracak gibi olmuştu. içinde ne var diye soramamıştım bile o ekmeğin. dilim tutulmuştu sanki. ekmeğin içinde pek bir şey varmış gibi gözükmüyordu ancak babam var demişse vardır. sözünün eri adamdı babam. babam yavaş adımlarla bana doğru ilerliyordu. zaman durmuştu sanki o an. gelemiyordu bir türlü yanıma. ama bir an önce gelmeliydi. o yiyecek benim olacaktı. olmalıydı da.

zeytinyağlı kuru kayısı reçeliyle marine edilmiş, enginar yatağında üzüm suyu ile lezzetlendirilmiş, kremalı patlıcan söğürme ve cherry patates ile servis edilmiş, senkronize su balesi kıvamında, avokado sosunda çektirilmiş, okaliptüs yaprağına sarılmış, baharata yatırılmış, amuda kaldırılmış deniz kestanesi makatında penda edilmiş, özel yetiştirilmiş ilgiyle beslenmiş sevgiyle büyütülmüş ve grup seksten uzak tutulmuş pesto soslu pekin ördeği

yiyen insanlardan ne farkım vardı ki benim?

bende arada bir böyle değişik şeyler yemeliydim. allah baba sesi mi duymuş olmalı ki o anda babam çıkageldi eline getirdi fal taşı gibi açık gözlerle beklediğim yemeğimle. eğer gözlerim beni yanıltmıyorsa yeşil birşeyler görüyordum ekmeğin arasında. ekmek küflü ve bayat olmasına karşın içindeki yeşil şeyler taze görünüyordu. içimden üç kulu bir elham okuduktan sonra esirgeyen ve bağışlayan allahın adıyla araladım ekmeğin arasını. aman allahım bunlar babamın sabah karıştırdığı belediye çöplüğünde bulduğu salatalık kabuklarıydı. o gün dünyalar benim olmuştu sanki. yavaş yavaş yedim o ekmek arası salatalık kabuklarını. sindire sindire. midem bayram ediyordu sanki. sevinçten ağlamanın nasıl bir şey olduğunu o gün öğrendim ben.

işte böyle sevgili prenses. sefalet dediğin böyle olur. ojeli parmaklarla giri girmeye benzemez. eee ne demişler,

bittim gözün aydın.
bittim helal olsun.
bensiz yediğin tüm,
pesto soslu pekin ördekleri boğazına dursun.

saygı bizden...
1
director director
mutlu yaşlar dilediğim yazar.

şu da doğum günü hediyesi için amcam ezra'dan gelsin;

"no man hath dared to write this thing as yet,
and yet i know, how that the souls of all men great
at times pass athrough us,
and we are melted into them, and are not
save reflexions of their souls."

teyzemgil dorothy'nin de selamı varmış mıy mış.
ekmek arası maden suyu ekmek arası maden suyu
gü nay dın sevgili sözlük. toplaşın bugün size önemli açıklamalar yapacağım.

bizim sülalede alzheimer hastalığı genetik malesef. babannemi bunun yüzünden kaybedeli bir sene bile olmadı henüz. babannemin son zamanlarında hep yanındaydım. ölümünün son anına kadar sadece beni unutmadı. keza benim de vücudum yiyeceklerden b12 emilimi yapmıyormuş, ömür boyu iğneyle ilaçla dışardan takviye almam gerekiyor. o yüzden ailenin diğer tüm genetik rahatsızlıklarını taşıdığım için -migren, şeker hastası olma ihtimalimin çok yüksek olması vs- eğer ortalama olarak 60ımda falan ecelimle geberip gitmezsem muhtemelen alzheimer hastası olacağım ve teker teker sevdiklerimi unutacağım diye çok korkuyorum. yine de babannemin unutmadığı nadir şeyler ve kişiler gibi eğer bir gün alzheimer bile olsam ölüm döşeğinde dahi unutamayacağım şeyler de elbette yaşadım ömrümde. hayatımın belki de en önemli gününde birisi asansör yakalamaya çalışırken yere kapaklandı iki seksen. zırıl zırıl ağlarken yerde yatan bir bayanı kalk kalk diye kahkaha atarak kaldırdım. düşe kalka yürüdüğümüz bu yolda bana eşlik ett... dur ya öyle gitmeyecekti bu yazı. hah neyden bahsediyorduk. bir bayan vardı işte sevdikleri için koştururken yerlerde sürünüp kendini paspas eden. mesela ölsem gitsem babannem gibi olsam yine de unutmam ben o bayanı. insanın hayatında böyle şeyler oluyor işte yani naparsın. gerekli bilgi olsa hemen unuturum, ama nerde muzurluklar var ordayım malesf ki. birinin senin elini tutarak aynı heyecanla beklemesi, o güzel haberi aldığında koşarak sımsıkı sarılmak falan asla gitmiyor insanın aklından. bak şimdi senaryoyu düşün; kapının önünde seni bekliyor o bayan, senle aynı heyecanla. sesi titriyor konuşurken, cesaret veriyor olacak diyor. olacağına inanman lazım çünkü. oluyor da işte bazen böyle güzellikler. siz olsanız unutur musunuz? ben ölsem unutmam.

şimdi diyeceksiniz ki ee sadede gel bundan bize ne bacım? haklısınız valla, tutturmuşum bi' bayan aşağı bayan yukarı gidiyorum. ama işte insan bazen anlatmadan edemiyor. bazen eski sevgilini anlatıyorsun, bazen doğum sancını, bazen sevincini, bazen üzüntünü falan filan. insan anlatan bi' varlık. anlatmayı da çok seviyorum he, bilen bilir konuşurum ben hep. en çok da sevdiklerimi anlatmayı severim. durduk yere bakın şu karı çok güzel falan diye sevdiklerimi gösteririm millete. defalarca aşık olurum anlatırken sevdiklerimi bir kez daha. anlatmayı en sevdiğim kişilerden biridir sefaletin prensesi mesela. yukarıda bahsi geçen bayan da kendisidir hatta laf aramızda. evet yerlerde sürünmeyi seviyor malesef, malum türkiye ekonomisi alıştırdı zaten sürünmeye bizi. bize koymaz yani. bir de yanyanaysak hiçbir şey koymaz bize.

benle konuşanlar bilir laf sefalet hanıma gelince bi' iç çekerim. canım yaa derim. çünkü canımdır gerçekten. mesela bana iki yol gösterseler birinde steinhammer var diğerinde sefaletin prensesi var deseler hiç düşünmeden spyi seçerim mesela. çünkü biraz düşünürsem eğer stein beyin kaslı kolları, yakışıklı babyface yüzü ve yatları ile katları gönlümü çalabilir. o yüzden hemen sefalet bayana koşarım. derim ki gerekirse soğan egmak yeriz yine de yeteriz birbirimize. ıyy erk*k! derim diğer yoldakilere.

şimdi ben bunları anlattım ama niye anlattım? çünkü birinin böyle güzel anıları ömür boyu paylaşması için öncelikle var olması gerek. mesela sp hanım var olmasaydı dünyamız çurak bi köl olurdu. aman kurak bi' çöl. ama kendisi dünyamızda var olduğu için şimdi her şey rengarenk. gerçi dolar 10 liraya yanaştıkça azcık kararıyor gözüm ama onun dışında nereye baksam gördüğüm şeyden keyif alır oldum. çünkü sefalet bayanı çok sevdiğim için. var olduğu için. bazı insanların var olması bile yeterdir. gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür hatta.

ezcümle: ey köyümün güzeli; eğer olmasaydın hayat daha az yaşanır hale gelirdi. kediler daha ağlak miyavlar, erk*kler daha çirkin olur ve gıy gıy gıy çalan bazı şarkılar hiç çekilmez olurdu. kemanımı "yeter be gıy gıy!" diye yere atıp kırmıyorsam, katlanıyorsam o gıygıylara sen var olduğun içindir. gerçi ben fülüd bile çalamıyorum ama olsun sen istersen çello bile öğrenirim. var oluşunun 47. doğum günü kutlu olsun bebeğim. ay ağzımdan kaçırdım yaşını hay aksi. hayatında güzel izler bırakmayı istiyorum hep. sen istediğin ve izin verdiğin sürece de yanındayım. daha biber doldururken eltimin bileziklerinden bahsedeceğiz. iyi ki doğdun, iyi ki varsın.
6
purge me purge me
iyi ki doğmuş mutlu yıllar olsun sağlıkla neşeyle.. zaten üstteki girinin üzerine şu an vadideki zambak'ı yaz tırı vırı gelir sdkfj. çok güzel anlatmış duygularını ekmek arası maden suyu. yaş olarak 43 biliyordum, 47 olmasına şaşırdım ama neyse.
1