selahattin hilav

mümtaz mümtaz
hilmi yavuz ile yaptığı "ahmet hamdi tanpınar münkaşası"ndan sonra tanpınar'ın bir kez daha türk edebiyatının gündemine girmesine neden olan eleştirmen. hayırlı bir iş yaptığına şüphe yok.
demesterizasyon demesterizasyon
nazım hikmet hakkında:
-son sanar tartışmaları ve nazım hikmet başlıklı yazısından-
"nâzım'ı zindanlarda çürütenler, şiirlerini, güzel el yazılarıyla not defterlerine geçirirlerdi. kendi rütbelerinden kapıkulları arasında (yani yabancının, yani halkın bulunmadığı yerde), coşkunluğa kapıldıkları zaman ezbere okumaktan da geri kalmazlardı. sormaya kalkışsanız, nâzım'ı niçin beğendiklerini de kendilerince mantıki bir temele oturtup açıklarlardı : 'büyük şairdir, sanatçıdır, ama kişiliği ve şahsi fikirleri bizi ilgilendirmez,' derlerdi... 'biz onun sadece şair yanını sever ve beğeniriz.' aradan yıllar geçti, doğu faşizminin yıllar boyunca hem kendisini, hem şiirlerini sürgün ettiği 'söz sultanı' eserleriyle geri geldi. türk şiirinin gerçek sahibi dönmüştü; istense de, istenmese de tartışmanın merkeziydi artık. çeşitli sosyal olayların sonucu olarak resmi yasaklamalardan sıyrılmıştı ama, daha gizli ve geniş bir engellemeyle karşı karşıyaydı : 'nâzım bir mittir [efsanedir]; sanat alanındaki başarısını kişisel serüvenine borçludur, yazdığı şiire değil,' denildi bu sefer de... 'büyük şairdir ama kişiliği, serüvenleri ve fikirleri bizi ilgilendirmez', yani bunlar yanlıştır, batıldır diyenler onun şairliğini kabul ediyorlardı, ama bir mit haline gelmiş olan yanın kabul etmiyorlardı; yıllar sonra mit haline gelmiş yanını kabul ettiler, ama şairliğini kabul etmediler. bu iki iddianın, temel bakımından aynı olduğu ve iddialardan herbirini teşkil eden çifte yargılarda (nâzım şairdir, mit değildir / nazım mittir, şair değildir) sadece yüklemlerin yer değiştirmiş olduğu gözden kaçtı... mit olmayı ve şair olmayı birbirinden ayırmanın mümkün olduğunu sanan köhne bir düşünce yatıyordu bu iddiaların altında. şüphesiz ki nâzım aynı zamanda bir mittir. ama yirminci yüzyılın bağrından çıkan iki üç mitten biri... (... ) mit kelimesinin içinde, şişirilmiş ve sahte kıymetlerin yanı sıra eserlerini kanlarıyla yazanlar ve hayatlarını eserleri kadar coşkunluk, düşündürme ve duygulandırma kaynağı haline getirmiş olanlar da var. nietzsche'yi, rimbaud'yu, mayakovski'yi, artaud'yu düşünelim kâzip şöhretler ilgilendirmez bizi; onların hakkından zaman gelir. ama yukarda adlarını andığımız kimseler ve onların benzerleri, yani, hayatlarıyla eserlerini sınırsız bir çilenin, feragatın, cesaretin ve acının içinde eriterek yepyeni gerçekleri keşfeden ve herkesten önce sezdikleri bu gerçekleri insanoğlunun bilincine sanat aracılığı ile armağan edenler bizi ilgilendirir. (... )
"diyelim ki, nâzım bizim 'mit' ihtiyacımızı karşılıyor; bundan ötürü onun sanat değerini değil de mit yanını görüyoruz. diyelim ki, biz 'mit'e muhtaç bir ulusuz. peki sovyet halkları, peki çin halkları, peki güney amerika halkları, peki kübalılar, peki vietnamlılar da mı mite muhtaç? onlar da mı nâzım'ın mit tarafını önemseyip, sanat değeri konusunda aldanıyorlar?
mhe mhe
aziz nesin'den hilav'ı dinlemek keyiflidir.
dil beceresi yüksek olduğu için dünya adamı olabilmiş bir türkiye aydını idi.

hilav'ın kibri anlaşılabilir bir durum. fakat aydın kibrini mazlumun geri kalmışlığı üzerinden primlendiren organik aydın tiplemelerinden uzak tutabilmiş mi orasını cemiyete sormak gerekir.