selim temo

1 /
ben hakimim masum bey ben hakimim masum bey
kendi sitesindeki http://www.selimtemo.com biyografisi şu şekilde:

"selim temo, 27 nisan 1972’de batman’a bağlı mêrîna köyünde doğdu. ilkokulu köyde, ortaöğrenimini batman’da tamamladı. 1992 yılında dtcf etnoloji bölümü’nü kazandı. master ve doktora çalışmalarını bilkent üniversitesi türk edebiyatı bölümü’nde tamamladı.1997 yılında yaşar nabi nayır şiir ödülü, 1998 yılında ise, halkevleri roman ödülü’nü kazandı. şimdiye kadar şu yapıtları yayımlanmıştır:

ah! tamara (türkçe-şiir, 1995)
kırgın nehirler meseli (türkçe-şiir, 1997)
çiftlere cinayet dersleri (türkçe-roman, 1998)
uğultular (türkçe-şiir, 2000)

çeviriler:
amidabad; göç, çocuk ve ırmak (fawaz husên’in amîdabad adlı kitabının çevirisi, 2004)
solgun romans (firat cewerî seçme öykülerinin çevirisi, 2005)
abdalın bir günü (mehmed uzun’un rojek ji rojên evdalê zeynikê romanının çevirisi, 2005)
sen (mehmed uzun tu adlı romanının çevirisi, 2006)
yaşlı rindin ölümü (mehmed uzun’un mirina kalekî rind adlı romanının çevirisi, 2006)
yitik bir aşkın gölgesinde (mehmed uzun’un siya evînê adlı romanının çevirisi, 2006)
aşk gibi aydınlık ölüm gibi karanlık (mehmed uzun’un ronî mîna evînê, tarî mîna mirinê adlı romanının çevirisi, 2006)

çocuk masalları: “serê şevê çîrokek” (her geceye bir masal) adıyla hazırladığı dizi, diyarbakır sur belediyesi tarafından yayınlanıyordu. devletin belediye yönetimini görevden uzaklaştırması nedeniyle 12 kitaplık diziden ancak 5’i yayımlanabildi. "

biyografi bu şekilde lakin bizi bu değil, şiirleri ilgilendiriyor. mesela:

ihanetin uğultusu

“söz, tene dönüşmüştür”(incil)


öylesine bir mayıs. bu

ikinci, sen yoksun. ruhum

çinko bir tepside. yalnız;

arayan değil dönen biridir


her yer bulaştı üstüme. kirliyim,

bir zenci kadar telaşlı, bağırın,

diye sustum,söz ve ses

yabancıdır, ten yanılmaz. ansızın

bir teleferik, termometre ya da aysar...

deliyim, bir gece bekçisi kadar dalgın. kefen

diye örtünmeden üstüme


işte herkes çekip gitti. geç oldu, ama

anladım insandan korkmam gerektiğini. söyler-

im,zaman ve veznadar cüreti:

“esrik bir kadını öpüyorum. bakmayın

adımı bilmiyor. nasılsa unutur

güneşin kuzeyden battığını. kasıklarımda

cinlenen hin’e sarılıyor. bildiğim

tek özgür ülke, nüfus:1,rakım:1.72!”


içime döndüm yine. seni severek

kullandım çarşı iznimi

(kavram karmaşa, 8)
mihman mihman
lütfen, edebiyattan başka bir iş yapmasın. programlar filan. beğenemedim bir türlü. ama kitabın içinde bir tanrı bile olabilir.
zd99 zd99
ah tamara'sı sözcüklerin sanki bir 'kudret' aracılıgı ile yan yana gelmesi gibi bir ihtimalin dahil oldugu anda peyda oldugunu düşündügüm müthiş bir şiirin müeellifi.
sözcükler bu kadar yerinde ve anlamlarını aşarak ve sözcüklerin eski anlamlarının yeni anlamlarının dayanılması çok güç agırlıgı altında ezilerek şekil degiştirmesi ile yeni bir şekil oluşturmasının görünür kılındıgı andır ah tamara.



mızgın ve frok için

ah! tamara
(bitmemiş bir şiirin ipuçları)
yaşam ve ölüm
iki hasım şimdi
iki şüpheli şahıs
her an birisindir
her an ikisi

ı

samanyolu uzanmış sereserpe
hasat bitmiş
erzak, kuruyarı istif
geriye bir şairin hüznü kalmış biçilmedik
boy vermiş, başak uçları göbekte!
incecik bileklerime batıyor ah, tamara!
büyüdükçe mi yitiriyoruz saflığımızı?

samanyolu çırılçıplak, gece yıldızlı
dut yaprakları hışırdıyor, orda mısın?

ıı

meyva dalları ağır, yorgun
ersabah doğuracaklar yarın
şimdi geceye karışıyorlar simsiyah yapraklarıyla
kapımın yüzyıllık mavisi
bir sağımlık çiyi çiçeklerimin
-en çok şafakta tazedirler
hep tükenmez bir umudun habersiz sebepleridir

ağzımda dağılan toran üzümü
sapsarı tınazlarla sağılmayı bekleyen harman
saçları tutuşan dağlar
havaya akan kuru buhar!
hep bu umudun dirilişidir tamara!
bundan tenim bu kadar esmer
ve savrulup gidişim
adı geri verilen diyarlara..

ııı

tandırdan ahker eksilmez olmuş
yapışmış hamuru yakıyor, bu koku ordan
batman çayı, malabadê’nin ayaklarını öpüyor
ve tutsaklığının farkında
bunca yıllık kalıbında böyle aktığı görülmemiştir
bezgin, biteviye..
ve sesler eksiliyor geceden
hasretlik bir fa vurulmuş en son
dört mi yaralı requiem’den
re teslim olmuş, pişmanmış
diğerleri karanlıktan..

ama alev aydınlatır dumanı da
saçılmış bir beyinden içeri
kara burunlu kara postal
işte her şey bu kadar açık, tamara..

ıv

adım, soyadım da söyleniyormuş gibi uzundu
çok dövdüler beni, çok ağaçtan düştüm
kafamda on dört kırık izi var, sıyrıkları saymadım
katlayıp katlayıp boyuma uydururdu annem
yine de çıplak ayaklarımı gizleyemezdi pantalon
derken kırmızı bir kundura aldılar bir yaz çermik’ten dönerken
eskimesin diye hiç giymedim
sonra ayağıma dar geldi..

yüzlerce bilye bulurdum düşlerimde
uyanınca hiçbiri olmazdı
hep ütüldüğüm günlerde görürdüm
karışım büyüdü, düşler seyreldi..

bir sabah ayrı bir dünya, intizam!
öğretmenin yazısı kadar yabancı..
paydosta kendi harfleriyle ağlayan annem
hangisi bendim.. ben hangisiyim..
biraz kafka okumak gibi bir şey galiba
kapkara olmak belki
belki ismin ne? hâli

v

- a ha! bu atlı mıhlıso’dur
ilerde itirafçı olacak!
nuro bir kolcu daha vurur
bu kırkıncı!
sıtma çaputuna birebir ellerinin şifası..

edip vurulmuş.
edip vurulmuş..
edip vurulmuş... hawaaar!

jandarma.
sıkıyönetim..
harekât...

ictima.
işkence..
terörist...

sıtma.
verem..
kolera...

ölüm.
yas..
taziye...



dört parçalı göğsümü
paletler çiğner her gün
yürür giderler kirpiklerim boyunca
önüme atılan kardeş başları
taşırır yoksul gözlerimi de
inadına ağlamam işte
acım, yaşadığımca ağlasam bitecek değil!

birilerinin kahır doluyor içi tamara!
birileri yakıyor kendini yunmak için acılardan
yeter
yeteeer
y e e e t e e e e e e e e e r r r...

vıı

kaç çiçek kurusu
kaç kelebek ölüsü
kaç yüz buruşuğu
yaşanamayan kaç aşk
olası kaç heyecan
kaç eksik ürperti
hiç saramayacak kaç beden
bir
taş
oynuyor
yerinden
bir adam güç bela öpebiliyor sevgilisini
bir saz kırılıyor
bir civan uçuruma salıyor ağırlığını
bir köprü uçuyor bakmaktan
ellerim yanıyor kâğıtta
ellerime ağustos yağıyor durmadan
en çok baharları ağlıyorum
bir yanardağın batısında

vııı

beklemek zamanı çoğaltır tamara!
belki bir deprem, hadi bir deprem
taşırır yoksul denizleri

ilk kurşun.
ilk sağım..
ilk ağızsütü...

dışarda fırtına var:
bütün pencereleri açın!

ve kederli bir yüze kapanır kapı
tanrı kadar mağrur kadınlar bekler
köylerde, şehirlerde acır yalnızlık
başkasının ölümü: tek gerçek felaket!
sapsarı bir endişeyle sokaklara çıkılır:

agit vurulmuş.
agit vurulmuş..
agit vurulmuş... ah, heval!

hiçbir romana sığmayacak
hiçbir yüzyıla hasretimiz
alnımdan kırgın sloganlarla bir şehir geçer her gün
bültenler kelle başı söz eder öldüğümüz ülkeden

ıx

soğuk olur anneciğim.. soğuktur beklemek
soğuktur kör umut biriktirmek sağır beyinlerde
yeni yükünü yıkmaya benzemez
ama en az senden eksilen kanlar kadar kutsal
ve yardan, yarenden yoksun, öylece,
birbaşına, sebepli bir intihar
sebepli bir koyveriş kendini, arkadan geleceklere..
yani anneciğim soğuk olur dizinden uzak her yer
ölüler.. ölümler artar ömründe
kaygıyla bültenleri izlersin.. soğuktur bahar gelmez
soğuktur, ihanet artar.. soğuktur, iftira..
ve ben cüzamlı bir yolcuyumdur kimsenin konuk etmediği
düşümde bir sevda bulurum, adı: tamara!
uzar, uzar sesim sessizlikte, bıkkınlığında sessizliğin
derken yarına inanmaya başlar birileri
düşlerinde umut bulur
saçlarında bölünmüş bir şefkatin sımsıcak izi
dudaklarında kaçak tütün tebessümü
ve tokalaşmaları sertçedir, samimidir
kendi renginde akar kızılırmak
dicle kendi dilinde çalkanır
ansızın hatırlanmış bir şey gibi

x

a a h, tamara!
niye mi tutuyorum ellerini
niye mi dönüyorum köklerime
sen ki birden çok, çoktan fazla
ve kelimenin birkaç anlamıyla dişi
ve ben tutuşmalıyım tamara
bir aşk da mutlu bitsin!



ayışığı sonatı’nı çaldığımız akşam..
tabanlarım ağrıyor
bıyıklarım gürültüyle uzuyor
hışmımdan korkuyorum tamara!
bir namlu ucundaki darağacında
tepinir, tepinir kesilmiş bir kuş gibi içim
bıraksalar sulardım, dallarına çıkardım yeşilken
şimdi savaşçılık oynar içimdeki çocuk
artık hep ebe değil
ve oyunlarına almıyor beko’yu..

korkarak
üşenerek büyüyen feyzo’yu vurmuşlar!
ensesine ölüm sıkılmış, iki el!

feyzo vuruldu.
feyzo vuruldu..
feyzo vuruldu... a a h, heval!

yaşam ve ölüm
iki hasım şimdi
iki şüpheli şahıs
her an biriyim, tamara
her an ikisi.
yakışıklı değil ama karizmatik yakışıklı değil ama karizmatik
trt şeş ile mardin artuklu üniversitesi'nde ki görevlerinden ayrılmıştır. ayrılma nedeni olarak;
"hayatta savunamayacağım tek şey trt 6'da program yapmaktır. trt 6 meselesinde de akp'ye inandım ama yanıldım. onun için bu konuda bana tepki duyan varsa sonuna kadar haklıdır. boynum kıldan incedir. herkesten özür diliyorum" dedi.

bianet’in haberine göre eğitim ve bilim emekçileri sendikası (eğitim-sen) midyat temsilciliği tarafından organize edilen "kürt edebiyatı" konulu konferansa katılan şair, "kürtçe beş yıl daha beklese ölmez ama türkiye'deki herkes bütün haklarına eşit olarak kavuşuncaya kadar bu mesele devam edecektir. midyat'ın ortasında, mardin'in ortasında, batman'ın ortasında üniversitemi kurdunuz, o kulda küçük bir birim olacak, bu lütuf değildir. bu kadar bedel verilmiş, böyle zavallı bir birim açacaksın alay eder gibi" diye konuştu.

"kürtçeyi kategorize eden ve statüsüzleştiren zavallı bir noktaya düşüren bir konumda" olmak istemediğinden trt 6 ve üniversitedeki görevlerinden ayrıldığını açıklayan temo, "antolojimi ve çocuk kitaplarımı trt 6'da resmen yağmalıyorlar. program yaptığım zaman trt 6 müdürü bana telefon açtı ve neden şiirlerin naat değil diye sordu" dedi.

diyanet tv’ye çevirdildi

"naat biliyorsunuz peygamberimizi öven şiirlerdir. yahu sen zaten kanalı diyanet tv'ye çevirmişsin orayı. bırak ta doğru düzgün iki şiir okuyalım. trt'nin herhangi bir kanalında haftada en fazla üç saat dini program yapabiliyorsunuz. trt 6'da ise 24 saatlik yayında 15 saat dini yayın yapılıyor. niçin bu. bundan kuşkulanmalı mıyız? evet kuşkulanmalıyız. yıllarca kürtçe hutbe okutmadılar, değil mi? dinimizi kendi dilimizle anlamak isteriz. yıllarca bitlis ve van'a hanefi imamlar gönderildi, öyle değil mi? öyle."
galiba galiba
yakında "jübile" adlı "toplu şiirler"i çıkacaktır.

hatta şöyle bir anımı da anlatayım:
facebook'ta idefix'ten bu kitabın satış linkini paylaşan bir arkadaşımın gönderisinin altına şöyle yazmış selim temo:

s.t.: çıktı mı yav?
x: ön siparişteymiş kardeşim. heyecanla bekliyoruz.
s.t.: iyi, ben de bekleyeyim hacım :)

(bu da böyle bir anımdı.)
yasince yasince
yazdığı şiirlerden çok yaptığı araştırmalarla takibe değer araştırmacı-yazardır.

kürt şiir antolojisi ile geçmişteki kürt edebi insan ve eserlerini günümüze taşımıştır. bu güne kadar aynı fikri paylaşmadığım yanlızca ahmed-i xani'yi saray şairi olarak yansıttığı cümleleridir.

kürt şiir tarihini isa'nın doğumundan önceki tarihlere kadar uzanan bir araştırma ile incelemiştir. hariri'den piremerd'e cegerxwine kadar çok sayıda şair gözlem altına alınmıştır.

mamoste selim'in diğer biri yönü ise şiire duyduğu yakınlıktır. yazanını bilmeselerde ah tamara şiiri çoğu kürt genci tarafından bilinmekte hatta özümsenmektedir.

açılan başlık münasebetiyle yaptığı çalışmalarda tekrar başarı dileklerimizi arz ederek eski kürtçeyi türkçeye çevirmişken onun yanında günümüz kürtçesi ile de araştırma yazılarını yayınlarsa daha anlaşılabilir olmasını düşünerek nacizane fikrimizide beyan ediyoruz.
sudan gelen eşek sudan gelen eşek
"bir dilin olimpiyatı olmaz ki. hadi onu yaptın, olimpiyat dediğin şey tek dalda olmaz ki. hadi onu da yaptın, olimpiyat "her yıl" ve aynı ülkede yapılmaz ki. hadi onu da yaptın, senin dilin istiklal marşı ve arif nihat asya'nın şiirlerinden ibaret değil ki. hadi onu da yaptın, sömürdüğün bu çocukların karşısında niye ağlıyorsun? e hadi anıra anıra ağladın, sen de iki kelime swahilice öğrensene ayı!"
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
''...
kimsiniz
bu boşluğu dolduran kim
gövdem mi soyunuyor anlamından

yok mu ruhun çeperinde bir mazi
yaşadım işte acı çektim yaşlandım
bu muydu herkesin benden beklediği.''

jübile'den...
gundist gundist
ve esmerdiler ,çoğun ve yoksuldular.
ve unutulmuş çatırtılar kuş sayıklamaları. alazdı,
zulümdü ve saireydi. duydular. geniş alınlı
bir çocuk söyledi:"yakındır uzak sel!"
yıkıntılar içinde gürleşince inilti
hanımlar beyler, yürümek mavidir! uçtular
köhne bulutlarla bir. """"doğaldır bir halkın
kırılırken ses çıkarması!"""" doğaldır devrim
gurbette. hem ağlarken yüzünü kapatmayan
bir kadın ne doğurur öpüldükçe? sorudur
dökülürken yanlarıma; ah, mezopotamya;
"""oralarda birileri ölüyor mudur hâlâ?.."""
kiminelikimincebindeci kiminelikimincebindeci
ülkenin en çok satan gazetesinde şiir okumamızı sağlayan muhteşem insan.

mes’ut bir tesadüfe üçüncü mektup

aynalardan geçen bir gecenin uzun ve aksak sesidir; seni hep hatırlamanın buğusu. minnacık harflerle yazanların parmaklarını merak edişim, durup dururken. yollar boyunca uykusuzluğuma eşlik eden bir yarım ayın anısı.


peki sen orada mısın?


ellerinin sıcak nemini eğitiyorum yanaklarımda, saçlarımda geçmiş baharların kokusu. öfkenin rengine karışarak sokağa duman içinde akmam bundandır, içimdeki cesur acı bundan. yine de burada geceye bulduğum adların bir yankısı yok. peki sen orada mısın?

gece dostumuzdur bizim.

bu banliyöde göğün siyah perdesi çekildi mi, göğsümde derin bir boşluk, odamda akışkan bir keder, bir bahçenin eylülü. bir yamacı tırmanan yoldaşların dizlerindeki gecikmiş uyku. ne varsa dışarıda unutulmuş.

sözcüklerin elleri var.

taşların seslendiği bir penceredeyim şimdi. ılık bir suyun tenine say beni. de ki, bir keder antolojisi okuyor sabahlara kadar. ufka bakarak sefer eyliyor. şimdi duyduğu, bir okyanusun sesidir, kıyılarına çarpmaya doyamayan.

ama duyduğum ses kendi sessizliğimdir yine. ağzımda bir tür dublaj türkçesi var. sözcüklerimiz farklı zihinlerde aynı anlama gelemiyor. ellerin, ellerimin konuşmasına izin vermiyor. sanırım ezberlediğim bir şey oluyor gitmek.

walt whitman’ı sevelim.

birlikte yapabileceğimiz hiçbir şey yok, ayrılamayız bile. benim yüzümü bu kadar ağırlaştıran şey budur işte. ben ki neyim? geceye ağıtlar dizen bir sabah rüzgârı mı? bir akşamın gelişi mi? ruhunu sözcüklerle onaran anakronik bir derviş mi?

eğer kendine sorular soruyorsan aşk yoktur. ruhunla bir hesaplaşma demelisin buna. ruhunu bir yere sürükleye sürükleye götürüp onarmalısın. bir ruhun aynasından yansımıyorsan, kendini bekle. peki bunları söyleyen kim?

insan bazen bilir.

bu kâğıtları atmamalıyım. romanları, şiirleri, gerilla anılarını, eski gezi kitaplarını atmaya benzer bu. gittikçe sararan mektupları küstürmeye benzer. defterlerde biriken kuşları silmeye benzer.

bütün eski kitaplarda ölülerin parmak izleri var. rüyalarıma giren, beni geceye ekleyen, bir yenilgiyle avutan kitaplar. uzak yollardan yorgun kervanların gelmesi gibi, sayfalarda kesik kesik soluk sesleri. dönüyorum, dönüyorum işte böyle gecelerden.

peki sen orada mısın?

mes'ut bir tesadüfe dördüncü mektubu büyük bir sabırsızlıkla beklemekteyiz.
1 /