senaryo yazmak

1 /
adnan kemal rahatkan adnan kemal rahatkan
yıllar önce başladım bu işe. hiç kolay değildir. ciddi mesai ister. yazdığın diyalogların ne kadar süreceğini kestirebilmen gerekir. aynı anda doğal da olmalıdır. sahnelenebilir olmalıdır. o yüzden yazarken bir yandan da kendi kendine oynaman gerekir filmini. sadece yazmakla olmaz, karaktere derinlik katmak lazım roman gibi. ilk senaryomu bundan 13 yıl önce yazmaya başladım. genç bir adamdım. bir yandan kitap çeviriyor, bir yandan çevirdiğim kitaplardan biriktirdiklerimle kendi özgün senaryomu oluşturuyordum. azimliydim, birikimim vardı. işi epey ilerletmiştim. bilimkurguya yepyeni bir soluk getiriyordum. uzaydaki yemyeşil bir gezegende yemyeşil ve doğal insanların arasında geçiyordu hikaye. ve oraya işgalci olarak gelen insanlar... ama bu filmi türkiye'de çektirebileceğim kimse yoktu. bir yandan bunu düşünerek üzülüyor, bir yandan yazıyordum. bir gün harçlığımı çıkarmak için sultahamet'te turist gezdirirken yanıma kır saçlı bir adam geldi turist kafilesinden. otelin lobisindeki masada çalışmalarımı görmüş. biraz okumuş. epey beğenmiş, etkilenmiş. amerika'ya gel dedi, çekeriz dedi. param yok dedim. vizem yok dedim. sen gel dedi, sinema sektöründe çalışıyorum ben, tanıdıklarım var dedi. nasıl geleyim dedim. bir şekilde gel dedi. unutma teklifimi, bu hikaye kaçmaz dedi. adresini verdi. içim buruktu. belki de hayatımın fırsatı vardı önümde ama ben kaçıracaktım göz göre göre. ayrıca pek de inanmamıştım adama, hemen üstüne atlamak istememiştim. ola ki böbreklerimi alırlar diye tırsmıştım, ne yalan söyleyeyim. gözüm tutmamıştı. farazi bir teklif olarak değerlendirdim. eksik son birkaç sayfayı da tamamladım, söylediklerini övgü olarak kabul edip unutmaya karar verdim...

...unuttum da. aradan tam 11 yıl geçti. o adamdan hiç ses çıkmadı. bu işleri unutalı çok olmuştu artık. seneler evvel çalışmalarımı parasızlığa ve yaşadığım ortama lanet ederek sobada yakmıştım ağlayarak. sinemaya küsmüş, kendi ufak işime devam etmiştim. bu işler bana göre değildi. sinemanın önünden her geçişimde içim cız ediyordu ama. sonra bir gün, sinemada bir afiş gördüm... birden anılarım canlandı. aklım eski günlere gitti. çok benziyordu, ama aynısı değildi. çok acayip. afişini görüp konusunu internetten okuduğum bu film, benim hikayemin yeşil değil de mavi olanı, ama onun dışında tıpkısının aynısıydı.

evet, o filmin adı avatar'dı.
mess mess
hayat kazanmak için iş bulmak için yapılacak iş değildir. yapanın da peygamber sabrı vardır. aksini söylecek olanla da kapışırım alimallah.

-hangi üniversteyi bitirdin?
-ankara ilef.
-tam olarak yapabildiğin iş nedir?
-metin yazarlığı, senaryo... kalemime güvenirim. hatta ödüllü senaryom kısa filmim var.
-kurgu, kamera vs. ?
-yok ben yazarım sadece.
-oldu o zaman biz sizi ararız.
hos1 hos1
ne zaman niyetlensem kafamdan uçup gider tüm düşünceler,tam toparlayacak gibi olurum.tretman yazayım sonra senaryoya çeviririm derim,hadiii en başa dönerim yine.
ama artık çözdüm,en yaratıcı fikirlerin klozette otururken geldiğini keşfettim
yapmam gereken ilk iş en yakın nalburcu ya da dekorasyoncuya gidip bir klozet edinmek ve sandalyemi bir köşeye atmak olacak.
ev halkı pcyle tuvalete girmemden iyice kıllanmaya başladı,o değil evde adımız otuzbirciye çıkacak ona yanarım.
1 /