serbest piyasa

recai pengül recai pengül
(tr. serbest pazar; ing. free market)

fiyatın arz ve talep dengesine göre belirlendiği, pazara ilişkin bilgilerin tüm etmenler tarafından aynı derece paylaşıldığı pazardır.

ortamda fiyatları belirleyen ve dayatan bir otorite varsa ona serbest pazar denmez. bazı etmenler pazarın geleceği hakkında içeriden bilgilere sahip oluyor ve bu bilgiyi ortamı manipüle etmek amacıyla kullanıyorsa buna ona serbest piyasa denmez. alıcı ve satıcının pazarlık güçleri sadece arz ve talep dengesine göre belirlenmelidir. alım veya satımda tekelleşmeye dayanan haksız pazarlık gücü de pazarın serbest pazar olma özelliğini ortadan kaldırır. yanılmıyorsam bilgi ve paranın pürüzsüzce ekstra hiçbir masraf gerektirmeden el değiştirmesi serbest piyasanın belirleyici bir özelliğidir.

şahsî fikrimce serbest pazar bazı özel durumlar hariç ulaşabileceğimiz bir durum değildir. ancak devletin ekonomik politikalarını belirlerken göz önünde tutulması gereken ve yol göstermesi beklenen bir teoridir.
recai pengül recai pengül
serbest piyasa teorisi ile ilgili amatör ekonomist olarak çözemediğim bir sorun var. çözenlerin beni bulması için buraya yazıyorum.

yeni tedavi yöntemlerinin araştırma/geliştirme sürecinin serbest piyasada yürüdüğünü düşünelim. bir şirket ya aids ya da akciğer kanseri üzerine araştırma/geliştirme yapma arasında tercih yapacak olsun. yeni geliştirilecek tedaviye ürün olarak bakacak olursak, arzı talep belirlediği için şirket hangi konuda çalışacağına karar vermeden önce aids hastaları ile akciğer kanseri hastalarının taleplerini karşılaştırmalı: hasta sayıları, tedavi masrafları, vs. her şirketin bu kararı tek tek vereceğini düşünecek olursak sistem talebe bağlı olarak bir denge noktasına gelecektir diyebiliriz.

denge noktasına ulaştıktan sonra bir sebepten sigara içiminin arttığını düşünelim. sigara içmenin akciğer kanseri riskini arttırdığını biliyoruz. dolayısıyla sigara içmek akciğer kanseri hastalarının sayısını arttıracak, akciğer kanseri tedavisi için doğacak talebi de patlatacaktır. bu da araştırma geliştirme piyasasındaki dengeyi aids tedavisi aleyhine bozacaktır. bu yüzden daha az şirket aids tedavisi için çalışacak, olası bir aids tedavisi daha geç üretilecek, bu arada pek çok aids'li hasta ölecektir.

o hâlde, sigara içen insanların aslında aids hastalarının tedavi olma şanslarını da ellerinden aldığı iddia edilebilir. bireylerin tek tek verdiği sigara içme kararlarının aids hastaları üzerinde ölümcül sonuçları olabilir. bunun maliyetini kim nasıl ödüyor, serbest piyasanın düzgün işlemesi için nasıl önlem alınabilir? işte çözüm bulamadığım soru budur. (bu tartışmayı örnek olsun diye kanser üzerinden yaptım, aynısı korunmasız seks yapmayı tercih eden aids hastalarının kanser hastalarına ödettiği maliyet olarak da yürütülebilirdi.)

----

ekliyorum: adam smith olsa bu durumda bize ne yapmamızı önerirdi? sağlık sisteminin serbest piyasaya uygun olmadığını mı söylerdi? sigara içenlerin sağlık vergisi altında özel bir vergi ödeyerek araştırma geliştirme üzerine yarattıkları şişmiş talebin zararlarını karşılayabileceğini mi söylerdi? belki de zaten durumda bir sorun olmadığını, olması gerekenin bu olduğunu söylerdi?
kızıl kurt kızıl kurt
ekonomik krizlerde devletin el atması gereken piyasadır.

şimdi malum, liberal arkadaşlar diyorlar ki;
talebi arz belirler. bir ürün sana pahalı geliyorsa, kolektif biçimde almayın, fiyatı düşsün. bu doğru bir söylem. fakat gel gelelim, insan su, temel gıda ürünleri, barınma ücreti ödemeden hayatta kalabilir mi? bunları almamak, tüketmemek bir tercih midir? değildir.

fakat türkiye gibi derin ekonomik krizde olan ülkelerde suya, elektriğe, temel gıda ürünlerine, hatta ekmeğe bile zam geliyor, bunu da sermaye sahipleri yapıyor, çünkü serbest piyasa, devlet karışmıyor, o sadece kdv+ötv'den toplayacağı vergileriyle meşgul. vatandaş da haliyle serbest piyasa eliyle krizde ezildikçe eziliyor. çözümü basit.

asgari ücretin %10 arttığı yerde, devlet temel tüketim ürünlerine %5'ten fazla zam yapmasını firmalara yasaklayacak, uymayana ceza yağacak. o işi yapmak istemeyen ve kısa yoldan iş kurup zengin olmayı amaçlarken halkı soymaktan, zor duruma düşürmekten çekinmeyen bu şahıslar, fabrikasını devretsin halksever ve aşırı kar marjı gütmeyen bir şahsiyete, %5 zamla ufak kar marjlarıyla hem işini yürütsün, hem halk aç kalmasın. işte bu yüzden liberal sistem de, tam komün sistem de tek başına başarıya ulaşmadığı için karma ekonomik sistemde devletin sınırlı da olsa bir müdahalesi olmasını bir ekonomist olarak savunuyorum.

hele hele anadolu gibi yolsuzluğun, bağnazlığın, stokçuluğun ve karaborsacılığın yoğun olduğu toplumlarda devlet kafasına göre zam artışı yapanları yatırıp sikmeli de, ama neyse.
tenet x tenet x
"suya, elektriğe, temel gıda ürünlerine zam geliyor "

sorun zam gelmesi değil. alınan vergiler yüzünden düşen alım gücü. fiyat kontrolculugunu 1970 lerde abd uyguladı.yanilmiyorsam başkan nixondu. baska ülkeler de dönem dönem uyguladı. enflasyon daha da yükseldi. pek bir etkisi olmadı ama vergilerde yaşanan düşüşle, bireylerin alım güçlerinin artması bilinen bir ekonomik gösterge.


özetle yüzde x zam yapabilirsin gibi bir kota doğru değil. bunu belirleyen şey talep oluyor klasik olacak. alım gücü artması için piyasa müdahalesi değil tam tersi mudahalesizlik gerekiyor. o da düşük vergi.

bir araba fiyatı kadar vergi aliniyor. ama biz kar marjının kotayla sınırlanmasını mı konuşuyoruz?
1