sevilen

divine spleen divine spleen
tabii ki her türk şarabında olduğu gibi yine hayal kırıklığına uğratan marka. üzerine 3-5 ytl daha koy git marketten elin gavurunun belki de en kıytırık şarabını al çok çok daha iyi...aslında sevilen başlığı altında patladım ama tüm markalar için geçerli bu dediğim..kardeşim adam gibi şarap yapsanıza ya ( bütün türk şarap üreticilerine sesleniyorum!! ), bi ton para verdirip sirke niye içirtiyosunuz adama??? tat yok, koku yok, şarapta karakter yok..sadece ağızda buruşukluk mu yaratmayı bilirsiniz siz? offffffffffff....

( işbu, bugün itibariyle 18ytl küsür kuruş vermiş olduğum sevilen cabarnet sauvignon şaraplarına istinaden yazılmıştır )
rnoktaunokta rnoktaunokta
yine koşarak geldim sana sevdiğim uzun zaman sonra. her ne kadar sana yetişemesem de heyecanını dahi özlemişim ki koşarken aynı anda salakça gülümsediğimi fark ediyorum insanların bana attıkları ya deli ya aşık bakışlarıyla. bakışlarına divane sıfatını da eklemelerini tembihliyorum yanlarından geçerken onlara. daha sonra sana yetişemeyip seni göremeyişime dertlenip bahçede alkolsel değil çaysal demlenmelere başlıyorum düşüncenle. rüzgar baharına kavuşmuş, huzurla esiyor. dar alanda kısa paslaşmalarla voleybol oynayan insanların sesleri kulağımda, sessizce bambaşka bir filmden "üç pas hakkınız var, hakkınızı boşa harcamayın! ohooo bilmiyonuz öyleee oynuyonuz! " diyerek serzenişli bir hal sergiliyorum onlara karşı. sonra rüzgar ve rüzgarla titreyen yeşil yapraklar tekrar düşüncene sevk ediyor beni. seni karşıma oturtup pek dinlenesi olmayan sesimle şarkılar söylemeye başlıyorum sana. bir klasik ile başlıyoruz tabi ki ve bak yeşil yeşil diyoruz. aslında gözlerinizin rengi yeşil olmuş, mavi olmuş mühim değil mühim olan sizsiniz, mühim olan yalnız sizi böyle sevmemiz ama insan yine de sevdiğine onu betimleyecek şekilde hitap etmeyi seviyor, onun için yeşil gözlüme onu anlatan şarkılar söylüyorum. sonra koklasam saçlarını diyorum, ben saçlarını andıkça rüzgar daha da çok esiyor. gözlerim doluyor, ağlamaklı oluyorum. aslında karşımda olmayışına, beni hiç duymayışına iyice dertleniyorum. ama yine de belki birgün duyarsın diye her köşebaşına, tüm yapraklara, ağaçlarda asılı duran kuş evlerine söylüyorum şarkılarımı; şiirler okuyorum dört bir yana olur da birgün dinlemek istersin diye. daha sonra oradan çıkıp bir huzur turu organize ediyorum kendime düşüncenle birlikte. geçtiğim yerlerde yeşil gözlerini anıyorum. yol boyunca siyah beyaz bir devam filmi tadında devam ediyorum şarkılar söylemeye. turun başındaki " ulan istiklal'in sonundan metroya biner, dönerim." planlamasının kendimi bir anda eminönünde üsküdar iskelesi’nde bulunca geçerliliğini yitirdiğini fark ediyorum. malum bu sıralar sıkça karşılaştığımızdan aklım karışsal ölçümleri aşan havalanmalarda. o yarımda olsa gülümseyişleriniz fikrimi alıkoyuyor başka şeylerden. güzel yüzünüzü görmüş olmanın heyecanı kalbimde. geri dönerken aklıma artık bunların seni son görüşlerim olduğu geliyor ama keyfimi kaçırmıyorum yine de, yüzünü düşürüyorum gözlerime mutlu mesut yürüyorum. ama sevdiğim olur da tekrar karşılaşırsak, her seferinde sadece benden sakındığın gözlerini başka yöne düşürme, bir dahaki sefere bir kez de olsa uzunca benim için bak yeşil yeşil, yalnız benim için.
rnoktaunokta rnoktaunokta
hatırlar mısın sevdiğim ilk kez konuştuğumuz o sabahı, bir çarşamba sabahı. uzun zaman sonra oraya gittim sevdiğim. orada seni bekleyen beni izledim. bir köşeye sinmiş nasıl da heyecanlıyım; oyalanmak için cüzdandan eski faturalar, dekontlar ve bilumum salak kağıtlar çıkartıp "neymiş lan bu!" diyerek heyecan bastırıyorum. ben oyalanırken içeri sen giriyorsun sevdiğim, aydınlığın geçmiş ve şu andaki hallerimi geniş zaman çerçevesinde yine kendine hayran bırakıyor. belli ki acelen var, koşar adımlarla ilerliyorsun. seni bekleyen ben merdivenlerden inişinde farkediyor seni. o an kalp krizi geçiriyor görüntüsü veren eski halime ambulans çağırıp çağırmama konusunda kararsız kalıyorum. daha sonra bir daha bundan daha güzel bir ölüm şekli denk getiremeyeceğini düşünüp kendi haline bırakıyorum onu. sen yarım merdiveni bitirip koridorda ilerlerken bizim salak paketi açılmamış mal olarak dikiliyor olduğu yerde! heyecanını yenemeyen mal senin koşar adımlarını da bahane ederek sevgi açılımını gerçekleştirmemeye karar veriyor fakat yine de ani ve garip bir dürtüyle peşinden o da gidiyor. mal benden bu deplase oluşuyla aferini kapıyor. tam sen bir koridoru bitirip diğerindeki ilim ve irfanla buluşma noktana ulaştığında bizimki dörtyolun ortasında kalakalıyor. boşluğa kendince aşk acısı çeken tarık akan bakışları atıyor, boydan ve tipten kaybettiğinin farkında olmadan. derken "aman allahım bir mucize! "mi yoksa tesadüfün iğne deliği mi lan dedirtecek şekilde dersinizin bir başka koordinata atanmasından olsa gerek çıkıveriyorsunuz sınıftan. nasıl da güzelsiniz! bu kadar sade ve bu kadar güzel. uzun beyaz yeleğinizle meleklere benziyor, koridorda yürümüyor süzülüyorsunuz sanki! bizim romantik dörtyolun ortasında başrolünün gereği olan acı ve aşk dolu bakışlarını atarken karşısında aniden sizi görünce gözlerinizin yeşili denizlerde mutluluklara yelken açıyor. doğrusu bu kadar kısa zamanda bu kadar duygu iniş ve çıkışları yaşattığınız bu adam size gerçekten aşık olsa gerek! romantik tam eli ayağı dolaşmış, ne yapacağını bilmez biçimde yolun ortasında dikilirken yine tesadüfün çuvaldız deliği bir biçimde birisinin ona seslendiğini duyuyor alt merdivenden. romantik kendisini bu malca dikilişten kurtaracak sese can havliyle atılıyor. bu sırada siz koridorda ilerlemeye devam ediyorsunuz, sevgisizliğinizin karşılıksız olduğu yakışıksız ise arkadaşının anlattıklarını dinlemeyip göz ucuyla sizi izlemekte. dörtyola gelip romantiğin yanından geçtikten sonra merdivenlerden çıkmıyor en nihavend halinizle süzülüyorsunuz, buna çıkmak demek ayıp olur. siz merdivenleri bir bir güzelleştirirken gayet yakışıksız genç beni bir telaş, cesaret ve koşma isteği sarıyor. arkadaşı ile olan konuşmasını hemen bitirmeye çalışıyor, derken şu an sana doğru koşmaya başladı sevdiğim dikkat et! düşeceksin gerizekalı diye kızacağım ama içim de el vermiyor; biliyorum çok heyecanlı. ardınızdan merdivenleri üçer-beşer çıkmak deyimini daha ileri seviyeye taşımaya yönelik şekilde ilerliyor, aklında tek bir cümlesi olmadan. siz de onun farkındasınız gerçi, az sonra gerçekleştireceği eylemi az çok tahmin ettiğinizden yüzünüzde hafif bir gülümseme barındırıyorsunuz. aniden bir " pardon!" merdivendeki koşuşturma seslerini susturuyor. siz duruveriyorsunuz, ben duruyorum, o duruyor, göz göze geliyorsunuz. zaman duruma en derin saygılarını sunarak kendisini beklemeye alıyor. kendime bakıyorum " e pardon dedik, şimdi ne diyecektik?" sorusuyla karşı karşıya kalmış basamakta bekliyorum. sense bizimkinin oraya ara sahanlık dendiğini iki yıl sonra öğreneceği yerde pardonun muhatabı olarak beklemeye devam ediyorsun. romantik ne söyleceğini düşüneceği birkaç saniye kazanmak için yarım kalan basamaklarını tamamlayıp karşınıza geliyor. gözlerinize bir an baktığında her aşık gibi bir unutma sendromu geçiriyor. ne söyleyeceğini bilemeden başını öne eğiyor; sonra sağa bakıyor; kaldırıyor başını ve en korkak sesiyle "bir şey konuşabilir miyim?" diyor. salak başka cümle bulamadın mı diyorum! fakat çok çaresiz duruyor karşında , bu kadar mı aşık oldun be oğlum diye abisel bir tavır takınıyorum gençliğime; sonra sol bölgemden “evet” cevabını alıp susuyorum. neyse sevdiğim; soruya karşılık doğan cevap hakkınızı kullanma hazırlığında elinizi kaldırıp yukarıyı gösteriyorsunuz, güzel başınız hafifçe yana eğilmiş, yüzünüzde hayatımın en güzel gülümsemesi, saman sarısı saçlarınız omuzlarınızı aşmış, ilk kez duyacağım o çocuksu sesinizle " ama ben derse geç kalıyorum. " diyorsunuz. o an bizimki için üzülüyorum. bakıyorum o da farkında her şeyin; onu sevmeyeceğinizin ama buna rağmen çok da mutlu. gözlerinize bu kadar yakından bakabildiği, sesinizi ilk kez duyabildiği için. birkaç saniye öyle bakışıyorsunuz. size kabullenmiş ama mutlu bir “peki” veriyor. iyi günlerleşiyorsunuz karşılıklı. bizimki omuzları düşmüş, kırık bir biçimde merdivenleri inip gözden kayboluyor, sizse dersinize gidiyorsunuz.
sizinle ilk konuşmamız böyle tesadüfsel durumlar sonucu oluyor sevdiğim. yıllar sonra burada tekrar o anları yaşamak güzeldi; artık başkalarının kollarında olduğunuzu bilsem de; sevgimi her an küçümsesenizde ne anılar heyecanından bir şey kaybetmiş ne de zaman veya bir başkası sevginizi benden alabilmiş sevdiğim. artık omuzlarım daha düşük, gözlerim insanların merakını uyandıracak kadar donuk ama halen kalbimde heyecanınız anlamadığım bir biçimde aynı. ama korkma sevdiğim artık biliyorum sana giden yollar kapalı üstelik sen de hiç sevmedin ki beni…*
deliadaminteki deliadaminteki
sevilen yada işte sevdiğim bizim yurdun kızı. onu sevenler, yazanlar, sevgili olmak için teklifte bulunanlar falan. bir gülüşü var sözlük yemin ediyorum onun kadar mutlu oluyorum. belki salaklık ettim onunla ilgili ama bende böyleyim işte. şu şehir beni boğuyor inan artık. onunla el ele bir defa bile olsa gezmeyi isterdim. şu saatte bunları yazmak yerine onun "uyusana artık geç oldu" demesi ile uyumak isterdim. onu hissetmek isterdim kalbimde. sevginin en güzel halini o kıza yaşatmak isterdim. canımı onun yoluna feda etmek isterdim. siktir git demesine rağmen ben hâlâ seviyorsam, bana o dahil kimse bir şey diyemez.