shakespeare

1 /
apeiron apeiron
''tüm hayat doğadan ebediyete geçmelidir''der.bu geçişin gizemini araştırmak bilimin araştırma konusu olarak kabul edilebilir.şaşırtıcı olan ise modern fiziğin keşiflerinin bunu doğrulamasıdır.çünkü bugün doğanın biçim ve süreçleri vasıtasıyla biliyoruz ki,dünyayı meydana getiren töz,sonsuzdur.

yani adam biliyormuş..
kaffka kaffka
ibb şehir tiyatroları’nın diğer yeni oyunu shakespeare’de ruh ve sinir hastalıkları hastanesi’nde kendi düş dünyalarından yaşamı yorumlayan hastalarla, onları anlamaya çalışan iç çelişkiler içindeki hekimler, sistemin eksikliğinden yararlanan personelin ilişkileriyle süre giden yaşantı, yeni bir hastanın aralarına katılmasıyla değişime uğrar. her biri tanınmış bir kişiliği temsil eden hastalar ile hastane çalışanları giderek shakespeare ve “romeo ile juliet” oyunu etrafında yaşama bakmaya başlarlar. farklı gezegenlerden geldiğini düşünenler; sarah bernhardt, stalin gibi tarihsel, sanatsal kimlikler, bölünmüş kişilik yaşayanlar, konumuna, yaşam biçimine yabancılaşan çalışanların biçimlediği shakespeare, 19. yüzyılın sonundan günümüze dünya tarihinde yaşanan konuları paylaşıyor. iyiliğin, güzelliğin, ortak düşler kurmanın insanlığın kurtarıcısı olduğu düşüncesini işleyen “shakespeare”, komedyanın anlatım olanaklarından yararlanarak insanlığın sorunlarına dikkat çekiyor. elçin efendiyev’in yazdığı melahat abbasova’nın yönettiği oyun, 26-29 aralık 2013 tarihleri arasında üsküdar kerem yılmazer sahnesi’nde. oyunda; selma kutluğ, sezai aydın, hakan arlı, murat coşkuner, elçin etamgüç, nevzat çankara, meriç benlioğlu ve özgür dağ rol alıyor
düşünen düşünen
her şeyden önce iyi yaşa. sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş gibi, laf olsun diye günlerini geçirme. eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan; bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev. hayatını öyle yaşa ki; her an kendi elini sıkabilesin. ve her gün hiç olmazsa faydalı bir şey yap ki; gece yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine; “ben elimden geleni yaptım” diyebilesin...
ignoramus et ignorabimus ignoramus et ignorabimus
ah aşk adamı ah, duygusallığın, edebiyatın, güzellemenin üstadı. lakin böylesine ince ve narin cümlelerin, eserlerin sahibi shakespeare'in, can yücel tarafından türkçeye çevrilmiş 66 sone'si vardır ki sanki sakespeare ile can yücel beraber oturup yazmış dersiniz. birinin tartişılmaz güzellemesiyle sanki diğerinin sert ama bir o kadar da inceden işleten sözleri adamı kendinden alır götürür. buyurun 66 sone sheakspeare'den can yücel çevirisiyle

vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
o kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
değil mi ki kötüler kadı olmuş yemen' e
vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
seni yalnız komak var, o koyuyor adama.
young man young man
shakespeare'den bu yana başka nirvana çıkramayan ingiliz edebiyatının son kalesidir. başka çıkmamıştır demiyorum ama ingilizler sezen aksu'nun ben sende tutuklu kaldım dediği gibi shakespeare'de tuttuklu kalmışlar anlaşılan.

adam öleli 397 yıl geçmiş, vay anasını. halbuki bizde öyle mi, arada kimler var kimler. bizdeki sorun reklam sorunu, tantamıyoruz. zaten milletçe biz okumuyoruz. dolayısıyla yazarlarımız tanınmıyor. ama hakikaten şöyle bir göz attığnızda gerçekten aslında çok iyi ancak gözden kaçırılmış yazarlarımız olduğunu farkedersiniz.
1 /