shakespeare

2 /
yossarian yossarian
ibb şehir tiyatrolarında sahnelenen deli oyun.

dekor güzeldi. yalnız beynin kapalı halinin de sonlara doğru bize hatırlatılmasını veya arada bir kapanmasını beklemedim değil. böylece bu dekor daha işlevsel kullanılabilirdi. anlamlı zamanlada açılıp kapanması oyunu daha ilgi çekici kılabilirdi. yine de oyunculara yöneltilmiş dikkati azaltabilirdi.

selma kutluğ yine kendisini izlettirdi. ben ne olursa olsun rolden çok kendisini görüyorum sahnede. oyunun da rolün de ötesine geçiyor. ve biraz yorucu oluyor izlemesi.

oyun hem adıyla hem de konusuyla ilgimi çekmişti. ama yine de bu kadar romantik bir sona bağlanacağını beklemezdim açıkçası. benim gibi duygusallıktan uzak birisi için sonları biraz sıkıcı ve hayalperestti.

oyuna en büyük eleştirim şu: doktorun hayatının sıkıcılığını ve mutsuzluğunu anlattığı sahnelerde fonda hüzünlü müzik olması çok demode. ve zorla belirli bir duyguyu verebilme çabasının arkaya böyle bir müzik koyularak yapılması bence oyunu basitleştiriyor. halbuki anlamayacak seyirci gelmesin canım ne yapalım veya anlamasın orayı da. ama oyunun en azından boyun eğmeden kendi hizasında ilerlemesini sağlar. bu doktorun hayatı sıkıcı, sevildiğini düşünmüyor, rutinlerin içinde zamanın akışında kendisini sürüklenen ufak bir dal gibi hissediyor. bunun arkasında hüzünlü bir parça koymak yerine ben olsam, ya saatin tik taklarını koyarım, çünkü bu hem tekdüzeliği hem de zamanın bizim müdahalemiz olmadan geçişini anlatmış olurum. ya da durağan bir parça koyarım. ama kesinlikle hüzünlü değil.

belirli bir düşünceyi mutlak surette seyirciye verme çabası olmaması artı yönlerinden birisi benim için. genel olarak baskıladığımız deliliğimizin varlığını bize göstermiş diyebiliriz. başka gezegenden gelen arkadaşın değindiği nokta da önemli bir nokta. "bizim gezegenimizde tiyatro yok, çünkü bizim birbirimize söyleyemediğimiz bu nedenle değiştirip söylemek istediğimiz şeyler yok" işte bu nedenle dünya çok da iyi bir yer olmadığı için tiyatro var dünyada herhalde. fazıl say da bir söyleşisinde aynı böyle şeyler söylüyor yoksa fazıl say da shakespeare gibi bizim dünyamızdan değil mi?

elçin atamgüç'ün sergilediği nasıl bir oyunculuktur öyle. en başından hayran bıraktı kendisine. tek kişilik oyunları olursa keyifle izlemek isterim. çift kişilikli hali de süperdi nasıl olsa...

ayrıca güzel replikler içeren bir oyun. kimi yerlerde absürdlüklerden yararlanılmış. ki tadında absürdlüğü çok severim. bence iyi ki sahnelenmiş bu oyun.
ubuntu ubuntu
yaşadığı şehirden, bulunduğu ortamdan, kısacası yaşantısından sıkılan bir adam, cebindeki az miktar para ile yanına hiçbir şey almadan bulunduğu kenti terk edip daha önce hiç bilmediği bir ülkeye gitmiş. oraya henüz alışmaya çalışırken birden bir ses duymuş. bir çığırtkan avazı çıktığı kadar meydanda bağırıyormuş:

"tiyatro gelin kaçırmayın, bu akşam tiyatro?"

adam hayatında hiç tiyatroya gitmemiş ve inanılmaz derecede merak etmiş. biletin nereden alındığını öğrenmiş. bilet fiyatı cebindeki tüm para kadar olmasına rağmen hiç tereddütsüz bileti almış. başlamış merakla oyunu izlemeye.

oyun bitmiş herkes dağılmış ve bizim meraklı öylece kalmış izlediği muhteşem oyun karşısında. o sırada temizlikçi tarafından salonu boşaltmak için ikaz almış. adam ise: "bana müdürünüzün yerini söyler misiniz? onunla bir şey konuşmam gerek" demiş.

seyrettiği oyunun etkisinde, müdür ile konuşmuş ve ne olursa olsun ne iş olursa olsun buranın bir parçası olmak için çalışmak istediğini belirtmiş. müdür çok şanslı olduğunu, şu sıralarda bir temizlikçi aradığını fakat önce onu denemesi gerektiğini ifade etmiş. ardından denemek üzere aylardır el değmemiş bir kütüphanenin temizliğini uygun bulmuş.

"işte, burayı temizle. eğer beğenirsem seni işe alırım." demiş ve gitmiş.

tiyatro aşkının verdiği şevk ile temizlik beklenenden kısa sürede bitmiş. müdür odayı görmeden adamın samimiyetine inanmamış. onu da diğerleri gibi işi savsaklayan biri sanmış. fakat odanın temizliğini görünce hayretler içinde kalmış. aylardır kirden, tozdan içine girilemeyen oda gıcır gıcır oluvermiş. müdür bu çabuk ve becerikli adamı işe almaya karar vermiş.

- tamam, seni işe alıyorum.
- fakat benim yatacak yerim yok.
- o zaman burada yatarsın ve işe daha erken başlarsın.

istediği olan tiyatro tutkunu, huzurlu bir şekilde odayı terk ederken müdür, "adın neydi senin? buraya yazalım" demiş.

aldığı cevap ise şu olmuş:

- william...adım william sheakspeare.

sheakspeare tiyatroyla ilk tanıştığı bu tarihte 40'lı yaşlardaymış. bu tanışma onda tutku haline gelince büyük bir azimle o muhteşem oyunları yazmış. meslek hayatı boyunca günde sadece üç saat uyuyarak bu tutkusu uğruna, zamanının büyük bölümünü adamaktan vazgeçmemiş ve hepimizin çok iyi bildiği o muhteşem oyunlarını yazmış.
2 /