şiddet

2 /
gecimsizinteki gecimsizinteki
safi şiddet karşıtlığı ile meşru - meşru olmayan şiddet tanımı arasında gidip geliyor bu kavrama yaklaşım. safi şiddet karşıtlığı, hayatın tüm pratiklerinde şiddet sarmalı varken çok saçma geliyor; öte yandan meşru ve meşru şiddet ayrımını "bana olmadığı zaman meşru - bana uygulanırsa meşru değildir" gibi açıklayınca da kavram açıklanamayıp iyice silikleşiyor.
belirsiz belirsiz
cisme tepeden uyguladığınız dik kuvvet zemine iletilir. zemindeki hasarın hesabını önce tepedeki kuvvetten sorarız, sonuçtan rahatsız olan nedeni ortadan kaldırır. "ama insanın özgür iradesi var. söz konusu insan ise böyle fizikçilik oynayamayız. cismin hiç mi suçu yok. toplum mühendisliği yapıyorsunuz!" son kısmı en güzeli. özellikle dindarların determinizm antipatisi bu eleştiriyi beraberinde getiriyor. oysa inancının hükümleri toplum mühendisliği üzerine kurulu. ama eyleyiş makamı kutsal ya, akan sular durdu. (kusura bakma da sana durdu.)

determinizmi küçümsemek iyidir hoştur da, önce bir sindirmek gerekir. ne koyacaksak üzerine koyalım: zemindeki hasarın cisme uygulanan kuvvetin kaçınılmaz tezahürü olmadığı iddia edilebilir, bu uğurda neden sonuç ilişkisini yok saymak ise bulanıklık sevdalılığı değil aptallık olarak okunur. sonra "kürtler halk otobüsünden ne istiyor?" diye hayretler içinde kalıyorsun. bu aptallıkla karışık şaşkınlığa zemin ararken de "kürtler vahşi" gibi çıkarımlar yapıyorsun. aptallık da aptallığı doğuruyor demek.
gedd gedd
a href="http://anket.memurlar.net/survey.aspx?id=734" target="_blank">http://anket.memurlar.net/survey.aspx?id=734 adresinde "öğretmene disiplini sağlamak amacıyla makul ölçüde dayak atma izni verilmesi önerisi" başlıklı bir anket var. önerinin kendisi bile tüyleri ürpertmeye yeterliyken, sonuçların dağılımı "güzel ve yalnız ülkemizin" durumu hakkında net bilgiler vermektedir.

yerinde bir öneri destekliyorum. %65.3 (13361 oy)

şiddete karşıyım öneri uygun değil %34, (7 7108 oy)


şimdi, zamanında öğretmeninden dayak yiyen nice yetişkin genç neslin de dayakla eğitilmesi taraftarı. bu ankete cevap verenlerin genelde memur olduğu ve eğitim seviyesinin ortalama olarak önlisans-lisans seviyesinde olması pek düşündürücü.
normalşartlaraltındaveodasıcaklığında normalşartlaraltındaveodasıcaklığında
'' merkez bana baksana
yakışmıyor bu sana
merkezkaç, merkezkaç''


nilgün güzel marmara



anlam veremediğin ayrılıkların var senin de.

yok, vermek istemediğin, varlığından sebeplerinin haberdar olup, olmaz gibi davrandığın değil! gerçekten, en yalın ve tuhaf haliyle. acı. kabullenmek zaman alır elbette. ya da zamanın devinimine çoktan boşlamışsan, yani zaman denilen mefhum uzunca bir süredir kısa ve uzun iki çizginin saçmasapan birbirinden vazgeçemeyen aşkı olarak içselleştiyse bir yerlerinde o da artık anlamsızdır. salt güneşin batışını kestirmek, kendiliğinden çalan bir beynin uyandırmasıyla huzura doğru salar koşar adımlarını! zaman gereksiz bir ayrıntıdır tamamı ile artık.

anlamlandırılamayan, anlamlandırılan ya da tüm çabaya rağmen bir türlü anlam rayına oturmayan ayrılıkların zamanlaması işte bu sebepten bir anlam ihtiva etmez. zaman terk edilmiştir, zaman terk etmiştir. bu durumsa; ne zamanın ne de kişinin sikinde değildir zaten!

ama hepsi bir yana, merkezkaç kuvveti sarıpsarmalar -ki bu genelde istem dışıdır. zaman, mekan, düzlem, ivme, filan dinlemez iki insan. iki yürek, iki kütledir çünkü! ilişkinin, durumun, diyalogların, monologların, lamı- cimi bütünlüğü ya da kurgusal eksikliği cosmos'un derdi olmaz, olmamalıdır da zaten. zamanla derdi olmayanın, zaten cosmos'la hiç mi hiç derdi yoktur! belki de hepsi; iki kütlenin birbirlerinin etrafında nitelendirilemeyen bir güç sayesinde dolanıp durmasıdır. tercih yapılanmasına göre kütleler ya dönmeye devam eder, ya vazgeçeninin yerine yeni bir dönen bulunur, ya da tek başına savrula savrula döner şahıs!

bayrakların yarıya inmesidir, bir nevi yastır ama farkına varılmaz. varılmak istenmediğinden değil. yalnızca farkına varılmaz. yani belki de!

kötüdür yani şiddet...
belirsiz belirsiz
roni margulies: şiddet sınavından sınıfta kaldım ben şiddete karşıyım. hayatımda tek bir kez bile fiziksel bir kavgaya bulaşmadım. tek bir kez bile hiç kimseye vurmadım. ama pasifist değilim. bu d... marksist

"bir işçinin elindeki aleti patronun kafasına geçirmesi kuşkusuz şiddet kapsamına girer, ama bir fabrikatörün o işçiyi günde 14 saat, berbat ve sağlıksız koşullarda çalıştırması "şiddet" midir, değil midir? ... peki, her ikisine de 'şiddet' deyip bunları aynı kavram içinde düşünmek, aynı kategoriye dâhil etmek anlamlı mıdır? felsefî, hukukî, ahlakî, herhangi bir açıdan anlamlı mıdır?" roni margulies sormuş. sormak durumunda kalıyorsa, nasıl bir aptallıkla karşı karşıya olduğumuz malum.

aleti patronun kafasına geçiren işçiye "şiddeti kategorik olarak dışlama" masalı anlatanlara dikkat edin, fabrikatöre bu masalı bile anlattıklarına şahit olunmadı.

"... filistinlilerin düzenli ordusu, hava kuvvetleri yok. başvurabilecekleri yasal bir merci kalmadı. dünyanın tüm devletleri aslen israil'i destekliyor. zaman zaman bm filistinlileri haklı bulup israil'i biraz azarlayacak olsa, amerika bunu engelliyor. filistin halkı birinci intifada ile israil'i oslo barış görüşmeleri'ne zorladığından bu yana, daha çok filistinli katledildi, filistin topraklarında daha çok yahudi yerleşimi inşa edildi, filistinliler daha çok ezildi.

filistinlilerin attığı roketler de, yaptıkları başka her şey de, çaresizlikten, umutsuzluktan kaynaklanıyor. roketleri 62 yıllık baskı, kamp hayatının sefaleti, barış umutlarının israil tarafından tekrar tekrar boşa çıkarılması doğurdu.

artık yapacak başka hiçbir şeyi kalmayanlar atıyor roketleri.

"şiddet", insanları bu duruma düşürmenin adıdır. özgürlük için çaresizce mücadele edenlerin yaptığına da "şiddet" deyip ikisini aynı göreceksek, o zaman "şiddet" kavramında bir sorun var demek.

israil devleti 1948'de kuruldu. filistin kurtuluş örgütü'nün ana gövdesini oluşturan el fetih örgütü ilk "şiddet" eylemini 1965 ocak ayında gerçekleştirdi. bu iki tarih arasında, neredeyse yirmi yıl, dünyada "filistin sorunu" diye bir şey yoktu.

o dönem boyunca filistinlilere karşı şiddet uygulanıyor muydu? bir insanı kendi toprağında ikinci sınıf vatandaş olarak yaşatmak "şiddet" ise, evet, uygulanıyordu. şiddet midir peki? benim hiç kuşkum yok, şiddettir.

peki, fkö şiddeti reddedip 1965'te o ilk bombayı patlatmasaydı ne olurdu? filistinlilere uygulanan şiddet devam ederdi, dünyada bugün kimse filistinlilerin adını bile duymamış olurdu.

bu durumda, hiçbir felsefî tartışma beni o bombayı patlatanları eleştirmeye ikna edemez.

ben filistinlilerden söz ettim. başka bir halk için benzer şeyler düşünenleriniz olursa, itiraz etmem."
puxa vida puxa vida
"şiddet, 40 yıl rezalet ücretlere çalışmak ve emekli olup olamayacağını merak etmektir…

şiddet, devlet tahvilleridir, soyulan emeklilik fonlarıdır, borsa sahtekârlığıdır…

şiddet, konut kredisi almaya zorlanıp, ve sanki altınmışçasına geri ödemektir…

şiddet, müdürün seni istediği zaman kovabilme hakkıdır…

şiddet, işsizliktir, mevsimlik işçiliktir, sosyal güvenceli ya da değil, asgari ücrettir…

şiddet, iş kazasıdır, patronların güvenlik harcamalarını kısmasından kaynaklanan…

şiddet, aşırı çalışmaktan hasta olmaktır…

şiddet, yorucu çalışma şartlarına dayanmak için vitamin ve depresyon ilacı almaktır…

şiddet, bir meta olan işgücünüzü yenilemek için gereken ilaç parası uğruna çalışmaktır…

şiddet, rüşvet veremediğiniz için, korkunç hastanelerin basmakalıp yataklarında ölmektir…"

(yunanistan işçileri genel konfederasyonunu işgal eden işçilerin yazdığı bildiriden.)
bin parçalı puzzle bin parçalı puzzle
ntv'de pakize suda'nın sokak sokak dolaşıp insanların burnuna mikrofon dayayarak röportaj yaptığı bir program var ve anladığım şey insanlar şiddeti eğitimle alakalı sanıyor. ne malsınız ya hakkaten. eğitim, görgü, para v.s. bunlarla alakası yok. tamamen kişiyle alakalı. sırf şiddet görmeyeyim diye gidip eğitimli adamı seçen sonra deli gibi dayak yiyen kadınlar var. şu yanlış fikirlerden vazgeçin.

edit: eğitimsizlik olacak o.
2 /