şiddet

3 /
marjinal hokkabaz marjinal hokkabaz
insanlık, uzay gemilerine atlayıp, güneş sisteminin ve dahi samanyolu galaksisinin dışındaki yerlere öğle yemeğine gidecek kadar gelişmediği ya da mortido denen hayat enerjisinin alternatifini üretmediği sürece, şiddetin bir içgüdü olmadığı lafı boştur.

iki ayağının üzerine, evren kronolojisi açısından, biraz önce kalkmış bir canlının bu kadar uygar olmasını beklemek, ne hoş, ne naif...
"bu sözüne katılmıyorum", "senin düşündüğün gibi düşünmüyorum", "senin inandığın gibi inanmıyorum", "senin gördüğün gibi görmüyorum" diyen birine cevap, beynini kullanarak verilen bir karşılık değil de, beyinciğini kullanarak verilen bir meşe odunu ise; demek ki, hayvandaki içgüdülerin aynısına sahip ve fakat iki elini efektif kullanan şanslı bir organik yapıdır insan.
herakleit herakleit
şiddet ve nefret aslında birbiriyle kardeş kavramlardır. önce bunu bi unutmamaya özen göstermekle başlayalım işe.

kutsal(!) sosyal yapımızda şiddet her zaman olumsuzlanmış.ama hep bir gerçek olarak karşımızda yer etmiş. fiziksel şiddet veya manevi şiddet ki bence ikincisinin ilkine oranının epey (ama epey) fazla olduğunu düşünüyorum. mesela kutsal şiddet tarihimize hadi bir bakalım dersek devletlerin uyguladıkları şiddete tanık oluruz. devletlerimiz bunları her zaman kahramanlık olarak adletmiştir. "kutsal bilmem ne savaşı" ?! at gibi vücuda sahip olup 8 10 tane adamı haklarsan savaş meydanında en güzel kadınlarla birlikte olup en güzel hayatı sürebilirdin geçmişte. yavaştan modernize olsak da kendisini uyguladığı şiddete göre değer biçilen insanlar olup çıktık. otorite kurmaya gayret ettik çünkü oldu olası. ama bunlar büyük bir yalanı getiriyordu yanında biz farkında olmadan ki artık günümüzde otorite oldukça zayıflamakta ve şiddeti bastırmak mümkün değil.

başka birisine uygulanan şiddette, duyulan nefrete de dayanamıyorum. bunu savunuyor gibi algılanmış olmaktan korkarım. aksine şiddetin ve nefretin günümüzün postmodern bireyciliğinde tamamen başına "-öz" eki konularak kullanılması taraftarıyım. en aydın ve en açık fikirli insanla dahi bu konuda uzlaşamamam yalnızlığımı çağırıyor.
"banane dışarıdaki insandan, kendimden nefret ediyorum ben ve bundan daha büyük bir acı ne olabilir?" olamaz çünkü. şiddeti de kendine duyarsın bunun sonucunda. fakat 21.yüzyıl olmasına rağmen kendisine nefret duyduğunu ve bir özşiddetin aslında oldukça felsefik bir yıkımın sonucunda oluştuğunu görmüyor pek çok insan. çığlığım tinercilerin jilet kesiklerinden tutun da akademik veya sanatçı gibi daha üst sosyal grup insanlarının intiharlarına kadar sürüp gidiyor. insanın dönüşmeye başlayacağı gün yoğun bir acıyla pişmanlıkla, nefretle ve şiddetle kendisinden tiksindiği anmış gibime geliyor. ama diğer yandan kimsenin bu acıyı çekmemesini de vicdani olarak dilerim o ayrı.

var olan ( veya ,daha çok inanmak istediğim, öyle görünmek için emek harcayan) kendisini bir numarada gören insandan bir bok olmaz çünkü. sahte sahte kurduğu ilişkilerle yaşaması mümkün değil insanın. özü bundan çok başka. maddenin doğasına ters!
puxa vida puxa vida
" şiddet evrensel değildir. insan ırkına simetrik olarak bölünmemiştir. farklı toplumlarda şiddetin miktarı çok büyük değişiklik göstermektedir. hemen hemen hiç şiddetin olmadığı toplumlar da vardır, kendi kendilerini yok eden toplumlar da. mesela anabaptistlerde, çok katı pasifist olan amishler, mennonitler, hutteriteler gibi mezhepler vardır. bu gruplardan hutteritelerde kayıtlara geçen cinayet yoktur. insanların askere alındığı 2 dünya savaşı gibi büyük savaşlar süresince orduya hizmette bulunmayı reddetmişlerdi. orduya hizmet etmektense hapse girmeyi tercih ederlerdi.

israil'de, kibbutz'larda şiddet oranı o kadar düşüktür ki ceza mahkemeleri suç işleyen şiddet faillerini sıklıkla şiddet içermeyen bir hayat yaşamayı öğrenmeleri için kibbutz'larda yaşamaya gönderirler. çünkü oradaki insanların yaşam tarzı budur.

yeni zelanda'nın dunedin adlı kasabasında da bir çalışma yapıldı. bu çalışmada birkaç bin şahıs doğumlarından yirmili yaşlarına kadar incelendi. buldukları, şiddet uygulamaya meyilli olmakla bir bakıma ilgisi bulunan bir genetik mutasyon yani anormal bir gendi; fakat bu genin taşıyıcısının aynı zamanda çocukken ağır istismara maruz kalmış olması gerekiyordu. diğer bir deyişle, bu geni taşıyan biri çocukken istismar edilmediği sürece diğer insanlara göre daha fazla şiddet yanlısı olmayacak, bilakis normal genli insanlara göre daha az şiddet yanlısı olacaktır.

insanların şiddete eğilimini ahlaki değerlerle yargılamak gerçek bir zaman kaybıdır. şiddetin ne sebeplerini anlamamıza ne de onu engellememize hiç yardımcı olmaz. insanlar bazen suçluları "affetmeye" inanıp inanmadığımı sorar. buna cevabım şöyle: "mahkum etmeye ne kadar inanıyorsam affetmeye de o kadar inanıyorum." biz toplum olarak, ne zaman şiddeti çözümleme konusunu ahlaki bir "günah" gibi değil de kamu sağlığını veya önleyici tıp alanını tehdit eden bir sorun gibi görmeye başlarsak, ne zaman kendi bakış açılarımızı ve değerlerimizi değiştirirsek işte o zaman, şu anda yaptığımızın aksine şiddet seviyesini artırmak yerine azaltma konusunda başarılı oluruz.

hayatımın kabaca son 40 senesini toplumumuzun ürettiği en vahşi insanlar üzerinde çalışarak geçirdim: katiller, tecavüzcüler ve bunun gibileri. bu vahşete neyin sebep olduğunu anlamaya çalışırken fark ettim ki, hapishanelerimizdeki en azılı suçluların kendileri öyle büyük ölçüde istismara maruz kalmışlardı ki, çocuk istismarı terimini böyle vakalarda kullanacağım aklımın ucundan geçmezdi. toplumumuzdaki çocukların sıkça gördükleri ahlaksız muamelenin boyutlarından hiç haberim yoktu. gördüğüm en vahşi insanların kendileri geçmişte çoğu zaman kendi ebeveynleri veya sosyal ortamlarındaki diğer insanlar tarafında öldürülmeye çalışılmıştı ya da en yakın akrabaları başka insanlar tarafından öldürülmüş olan bir ailenin sağ kalan üyeleriydiler.

eğer şiddeti önlemek için vurgulayabileceğim bir prensip varsa işte bu ancak "eşitlik" olurdu. şiddet oranını etkileyen en belirleyici faktör toplumdaki eşitlik ve eşitsizlik değerleri arasındaki farktır.

şiddetin biyolojik olarak açıklanmasının nedenlerinden biri, bu hipotezin potansiyel bir tehlike olmasının sebebi, sadece insanları yanlış yönlendirmesi değil, gerçekten zarar verebilecek olmasıdır. çünkü buna inandığınız takdirde kolaylıkla "bu konuda bizim yapabileceğimiz bir şey yok" diyebilirsiniz. bu durumda insanları şiddete yönelten yatkınlığı değiştirebilmek için yapabileceğimiz tek şey; onları cezalandırmaktır; kilit altında tutmak veya idam etmek. ama insanları şiddete yöneltebilecek olan sosyal çevreyi veya sosyal şartları değiştirmek adına endişelenmemize gerek yok; çünkü "bu son derece anlamsız". james gilligan
at avrat brave heart at avrat brave heart
(bkz: şiddete şiddetle çözüm üretmek)

var böyle bir şey, ne yazık ki sözlükte de var bu düşünceye hakim geri zekalılar var.

birine şiddet uygulamak, aslında barbarlığın göstergesidir. konuşup çözüm üretemeyen insanlar, genelde bu yönteme başvururlar. çünkü, karşılarındaki insanın cümleleri ile ezilip büzülmektedirler, bu biraz da cahillikten gelir.

her neyse, konu bu değil başka bir şeye değineceğim. geçtiğimiz günlerde beşiktaş taraftarı engelli basketbolculara saldırmış, bir arkadaşımız da kalktı dedi ki, bu adamları alıcaksın adam akıllı döveceksin, sonra hapse atacaksın bıdı bıdı bıdı.

şimdi konuya getirilen çözüme bir bakalım? kavga eden, birisine şiddet uygulayan birine, aynı yöntemle ceza vermek. peki bu iş yaptıktan sonra o adamlarla nasıl bir fark kalıyor arada? ya da fark kalıyor mu?

hayır zaten bu adamlara verilecek cezanın sebebi şiddet. madem şiddet uyguladıkları için ceza alacaklar, o zaman aynı yöntemle onlara ceza vermeye kalkanlara da, şiddet uyguladıkları için ceza verilsin. yani bu olay böyle zincirleme devam eder, bildiğin paradoks oluşturur.

uzun lafın kısası, daha insani, daha net çözümler bulup bu tarz olayların önüne geçmekte fayda var.
benkendimveben benkendimveben
sükunetin zıddı , sözcüklerin düşmanı , dilimizin ebedi düşmanı.

bunu uygulayan insana bazen şu soru sorulur : " senin öğretmenin kimdi ?" bu soru karşılıksız bir sorudur ya da hay seni okutan öğretmenin diye başlanır 1! işte bu ve buna benzer sebeplerden dolayı ben şahsım adına hep vicdan azabı çekeceğim ister istemez çünkü 7 yıl önce burada olduğu gibi : (bkz: #784618) eğitimle alakası yoktur fakat öğretmenle alakası vardır !!

öğretmen kimdir nedir ? şimdilerde öğretmen çocukların bir üst eğitim kademesinde daha iyi okulları kazanması için mobbing uygulanan özel sektör çalışanı, bir işçi, bir ameledir sanırım!! az çalışması veya kimilerine göre 3 aya da daha fazla her neyse tatil yapması ve yatarak para kazanması rahatsızlık verir kimilerine !! bizden istenen nedir ben hala anlamış değilim !! anladığım zaman umarım ki yaşıyor olurum 1! bu mesleğin ne olduğunu anlamadan ölmek 1! ahh çok fena..

şiddeti sonlandıracak olan biz miyiz ( öğretmenler ) , toplum mu ? polisler mi , güvenlik güçleri mi? şiddet başladıktan sonra devreye girecek olanların ekmeğine mani olmamak mı açısından birileri şiddet uygularken birileri ekmek kazanacak ilginçlikler boğazıma kadar geldiğinde uyurum ben zaten.iyi geceler şiddetsiz uyumak dileğiyle.
3 /