sineklerin tanrısı

1 /
leo auffmann leo auffmann
william golding'in bu romanı yazma amacı, 2.dünya savaşı'ndaki vahşeti anlayabilmektir. sıradan insanların nasıl bu kadar korkunç şeyleri yapabildiklerini ve kabullenebildikleri sorgulamaya çalışmış ve başarılı da olmuş.

roman ilk yayınlandığı zamanlarda "ingiliz medeniyetini kötülemek" gibi bir şeyle itham edilmiş. ancak daha sonra, iki sokak çocuğunun başka bir çocuğu döverek öldürmesi ve beraberinde gelen tartışmalar bu romanın rağbet görmesini sağlıyor.

bana kalırsa sineklerin tanrısı'nın tek özelliği "insan doğası"nı iyi bir biçimde tasvir etmek değil. aynı zamanda ilkel insanların davranış biçimlerini, hatta inancın ve dinin kökenlerini anlayabilmek için de iyi bir eser. bu amaçla yazılmış olduğunu düşünmüyorum, fakat ilkel sembolizmi en iyi anlatan eserlerden biri.

--- spoiler ---
diğerlerinin domuzcuk diye adlandırdığı çocuk, sahilde bulunan bir denizminaresinden ses çıkararak herkesi bir araya toplamayı akıl eder. bunun üzerine domuzcuk, adadaki küçük topluluğun lideri seçilir. denizminaresi de birdenbire kutsal bir nesneye dönüşür ve onu eline alan her çocuk ne olursa olsun söz hakkına sahiptir. adada en hararetli tartışmaların yaşandığı zamanlarda bile kimse denizminaresine zarar vermez ve onu elinde bulunduran herkes konuşma hakkına sahip olur.

denizminaresinin kutsal bir nesneye dönüşmesinin sebebi şüphesiz ki işlevsel olmasıdır. ilkel insanın semboller yaratmasının birçok sebebi olmakla birlikte, fayda sağlanan ve işlevsel olan nesnenin sembolleşmesi oldukça yaygın bir durumdur. örneğin eski mısır'da kedinin kutsallığının tarlalara zarar veren fareleri öldürmelerinden kaynaklandığı tahmin edilmektedir. bugün birçok kültürde ateşin kutsal olmasının ardında da bu fayda ve işlevsellik yatmaktadır.

romanın ilerleyen kısımlarında adadaki çocuklar arasında ciddi bir ayrılık görülür. işaret ateşini diri tutma ve avlanma görevini üstlenen katolik okulu öğrencileri, bir süre sonra kendilerinin avlanma kabiliyetine sahip olduklarını ve bu yüzden daha güçlü olduklarını söyleyerek domuzcuk'un liderliğini reddedecek ve okul başkanları jack'in öncülüğünde ateşin başında, diğerlerinden ayrı bir yaşam sürmeye başlayacaklardır. avladıkları bir yabandomuzunun kafasını keserek mızraklarından birinin ucuna yerleştirirler ve bu domuz onların sembolleri hâline gelir. avcıların zamanının çoğu yaktıkları ateş etrafında dans ederek ve avlarını kutsayarak geçmektedir. avladıkları her hayvandan sonra davullar çalarak ve doğadaki sesleri taklit ettikleri sesler çıkararak dans ederler.
avcı-toplayıcı toplumlarda avlanan hayvanın kürkünü giymek veya onun kellesini bir yerlere asmak avcıya prestij kazandıran bir eylemdi. bu bir prestij ve motivasyon simgesi olmakla birlikte, avı kutsayan törenlerin kökenleri çok eski dönemlere dayanmaktadır. buzul çağı insanlarının avlandıktan sonra günler süren törenler yaptıkları tahmin edilmektedir. bununla birlikte bazı kabilelerde belli bir hayvanı öldürmek erkekliğe geçiş için gereklidir ve bu kabileler bir süre sonra öldürüp kürkünü giydikleri ve kafalarını bir yerlere astıkları hayvanların isimleriyle anılmaya başlarlar.

--- spoiler ---

ayrıca


doyen isg doyen isg
kitabı okumak isteyenlere; baştan biraz ağır gidiyor, sonra akıcılaşıyor.

epub kitabı okuduktan sonra baskı kitabı da aldım.
sindire sindire okumak için.
ama bütün çeviri kitaplarda olduğu gibi; bir kekremsilik oluyor.
keşke ingilizcem romanı okuyacak kadar iyi olsaydı.
iyi okumalar.
enverhoca enverhoca
""sineklerin tanrısı, saf ve temiz olan çocukların bile ne kadar vahşileşebileceğini, hırslarının esiri olabileceğini göstermektedir. her insanın içinde hem iyilik hem de kötülük vardır. zamanla insanlar içinde yatkın olana eğilim gösterirler. sorgulamayı ve düşündürmeyi sağlayan sineklerin tanrısı basit bir konuya sahipmiş gibi görünüp içinde çok şey barındıran değerli bir eser."" yorumu yazım yanlışlarıyla ve mantık hatalarıyla olduğu gibi alıyorum.

henüz okumadım ama özetinin kıçına eklenen yorum dikkatimi çekti!!

'her insanın içinde hem iyilik hem de kötülük vardır.' hele hele.
gülünç şeyler sizi.
aslında haklısınız siz iki ayaklı embesillerin içinde olabilir o kötülük, hatta var.
fakat çocuklar henüz sizleşmedikleri için de onları bu yorumun dışında tutmak gerek.
bir başkasının acı çekmesinden bir çocuğun keyiflenmesi söz konusu değil. eğer siz dingilleri böyle bir durumda zevkten dört köşe olmuş halde görmüş ve taklit etmeye çalışmıyorsa.
düşünün artık neler pompalıyorsunuz onların içine, zihnine fikrine, hayatına...
tabi dna'larınızla aktardığınız genetik çirkinlikleriniz de söz konusu bunlar için yapabileceğiniz pek bir şey yok, gerekli aşamalardan geçmiş yumurtanın içine kafamı dürtükleyip, kapıyı diğerlerine içerden kilitleyeceğim diye elinden gelebildiğince hızlı hareket edip ilk yarışını kazanmak için yırtınan sperm için yapabileceğiniz hiçbirşey yok. aslında var da bu sonraya kalsıın.
böyle bir durumda sizinle ve aktardığınız kötülükle yaşamaya devam edeceğiz.
söz konusu kitapta, görünen o ki çocuklar deneyimlediklerini hayata geçiriyorlar; liderler, gruplar, klikler...
siz yetişkinlerin taklitleri. kendileri değiller.
sonra da kalkıp;
" bak! gördün mü çocuklarda bile hırs var kötülük var..."
gibisinden salakça yorumlar yapıyorsunuz. kendinizi gördüğünüzün bile farkında değilsiniz.
o derece yani. ahmaklık o derece.
sophielerce sophielerce
william golding romanı..
yıllar öncesi, muhtemel lise çağlarında okuduğum, aklımda bu kitaba dair pek birşey olmadığını fark edince, geçenlerde tekrar alıp okuduğum alegorik roman.
o değil fark etmediğim yerler vardır diye, biraz bakındım; kitabı okumayıp, romanla ilgili yapılan yorum üzerinden yorum yapan insan evladı gördüm, bileklerimi kesesim geldi dikine. vay amk. ben de diyorum ki beni bu insanlar neden delirtiyor, neden bu tahamülsüzlük.
neyse.

zihnimdeki kesin bilgilerden biri, bu hangi şartlarda, hangi okumalarla, hangi tecrübelerle edinilmiş bişey bilmiyorum ama çocuklar acımasızdır. yani gündelik yaşamda da yeğen, çocuk vs ile iletişimde olan bunu az çok bilir, genellikle de kendi yakınındaki çocuk acımasız olduğundan değil, ona yapılanlardan bilir bunu. kendi çocukluk zamanımıza da dönelim; şişman olduğu, kendi zekası senden fazla yukarda ya da aşağıda olduğu için, ailesi fakir ya da zengin olduğu için, görüntüsü 'farklı' geldiği için, o çocuk gruplarında hep dışlanan, hor görülen bir çocuk olur.

bu böyledir.

tabii ki ilk bakışta, yeni doğanın melek güzelliği ve günahsızllığı göz alıcı olsa da, insanın içinde de var olan bu kötülük-iyilikle doğduğuna inananlardanım. günahsız doğmak çok da bi hede değil yani. kişilik gelişimi çok multifaktöryel tabi onu da biliyoruz. genetikten herhangi bir hastalığa yatkın olmanız o hastalığın sizde ortaya çıkacağı manasına gelmiyor, lakin yaşam tarzı, hayat tecrübesi bilimum hedeyle bu hastalık baş gösteriyor ya da hep uykuda kalıyor.

bak bunları çok güzel mantık silsilesinde yazıyorum sözlük, iyi var kötü var diyorum, ama o kötülüğün vücut bulmasına eyleme dönüşmesine katlanamıyorum, bu zihnimde canlandığında bir çarpıntı alıp başını gidiyor. fakat kötülük var, kimse kendinde bunu kabul etmese de etmek istemese de var, gücü kendinde hissettikçe sınırını biraz daha zorlayan o alt yapı herkeste var, belki biraz erdem sahibi bir alt yapın da varsa, bunu tercih etmeyebiliyorsun ki bu da seni kötü olmayan yapabilir.

çocuklarda da var yani. sadece yaşının ilerlemesi ve yetişkinlik denilen süreçte bu durum şekil değiştiriyo. yetişkinlik döneminde de, insanlar dış görünüşlerinden (çocukluk döneminin şişkosu, gözlüklüsü gibi), zeka farkı (çocukluk döneminde zihinsel engelli taşa tutuluyorken, yetişkinlik döneminde ya iyiliksever(!) bir minnoş rolü üstleniliyor ya da görmezden geliniyor), maddiyat (çocukken ayakkabısı parçalanmış çocuk hor görülürken, yetişkinlilk döneminde zaten kendi standartlarının altındakiyle (standardına sıçam) muhatap olmuyorsun)
zamanla olan şey, sadece içindeki vahşiyi göstermemek, edindiğin tecrübeler neticesinde bu aşağılık vahşiyi terbiye etmiş görünen insan yığını.

edit: daha da çok şey yazıcaktım da bi darlanma zühur etti bünyeme sevgili sözlük.
avangard jazz avangard jazz
bedelli askerlik zamanı bi arkadaştan alıp başladığım, 30 küsur sayfa gidip daha fazla okuyamadigim kitap. koğuşta takas ettim başka bi kitapla.

çocuk romanı olduğundan yetişkinlere mi sıkıcı geliyor ondan mi bilmiyorum ama bi gram sarmadi. ayrıca uçak kazası olmuş adada birsürü çocuk var sağ kalan ama bi tane kız yok. böyle ada mı olur amk ?

ilerlemek için ıkındım biraz ama yok, okunmuyor.
1 /