şirket

1 /
dedi ki normal dedi ki normal
mor ve ötesi'nin 5.albümü büyük düşler'in 4.şarkısı: *
adını bile soramam
maksadımı aşamam
şiddetin meşru haline bakıp ağlayamam
ne kadar güzel
ne kadar sıcak
ne kadar yakın
o kadar uzak
şirket mirket anlamam
anlarsam da anlamam
bana saldırıyorsa gözünün yaşına bakamam
adaleti sarmış
kumandalı bir cinnet
vahşeti gördüm, korkmadım
hasar yok içimde
maske takmadan üstüme gelmek zor muydu?
adı olmayanların sesi de yok mu?
hell guardian hell guardian
arapça'da ortaklık anlamına gelen kelimedir. şirk kökünden gelir.

anonim de bilindiği üzere nereden geldiği aslında belli değildir. ingilizce mi yoksa yine arapça kökenli mi artık birbirine girmiş.

bir kurum için a.ş. kullanırken işte ona "genel ortaklık" demekteyiz. zaten bundan şöyle bir yirmi yıl öncesinde anonim ortaklık sözü de kullanılırmış. örneğin; türkkablo a.o.

bunu böyle düşününce bir kuruluş için "şirket" demek bana çok saçma geliyor. düşünsenize:

- abi şimdi acelem var bizim ortaklığa gitmem lazım, patron çağırıyor.

ne kadar garip geliyor. onun yerine "firmaya, kuruma, işyerine..." demek doğru. ayrıca patron da zaten ortaçağdan bu yana bire bir eğlence merkezi yönetcisi anlamına gelir. yani aslında iş dünyasında kullanılan pek çok sözcükteki gibi saçmalamaktayız. ha benimsemişiz, o ayrı. ben kullanmam ama artık şirket = firma, kurum haline gelmiş. bir şey de denilemez sanırım.

not: çok salakça bir hata yaparak "genel ortaklık" yerine "gelen ortaklık" yazmışım*.
strawberry shortcake strawberry shortcake
iki veya daha fazla gerçek veya tüzel kişinin bir araya gelerek, emek ve mallarını birleştirerek belirli bir amaçla ortaya çıkan tüzel kişiliktir.şahıs şirketleri ve sermaye şirketleridir.
hippidihoppo hippidihoppo
her şirket çatısı altında muhakkak birilerinin arkasından konuşan, birilerinin ayağını kaydırmaya çalışan zavallılara rastlanır. bir de en dayanılmaz olan şeylerden biri 'bilmem ne hanım' 'bilmem ne bey' olayıdır, beni benden alır.
azwepsa azwepsa
maymun dolu bir ağaca benzermiş. zamanla bazı maymunlar daha yüksek dallara tırmanırlarmış. yukardaki maymunlar ne zaman aşağı baksa, kendilerine sırıtan maymunlar görürmüş. aşağıdakiler de ne zaman yukarı baksa bir sürü göt görürmüş.
chelsea waikiki chelsea waikiki
onlar her gün seni taşağa sarıyor.
zorla hayatına girip,
üzerinde saçma sapan bir şeyler deneyip sonra kayboluyorlar.
seni gökdelenlerden kibir dolu gözlerle süzüp seni küçük hissettiriyorlar.
otobüsler üzerinde koca mesajlarla sana yeterince seksi olmadığını,
hayatının çok sıkıcı olduğunu, gerçek heyecanın,
gerçek eğlencenin başka yerlerde olduğunu söylüyorlar.
senin hayatın hakkında ileri geri konuşuyor pezevenkler.
reklamlarla, dizilerle sevgilinin kendisini yetersiz hissetmesine neden oluyorlar.
(ç.n: televizyon izleyen sevgilin de ayrı bi' mal ya, neyse.)

dünyanın görüp görebileceği en yüksek teknoloji onların elinde ve,
o teknolojiyle sana kabadayılık yapıyorlar.
aynı teknolojiyle gelip sana omuz atıyorlar.
sonra "önüne baksana lan dangalak?" deyip üstüne bir de şaplak atıyorlar ensene.
işte biz bunlara o.ç. reklamcılar diyoruz.
ve onlar sana gülüyor.
ancak senin onlar hakkında laf etmen, onlara dokunman yasak.
markalar, fikrî mülkiyet hakları ve telif hakları yasası.
bütün bunların tek bir işlevi var.
reklamcılar istediği şeyleri, istediği yerde, istediği zamanda söyleyebilir.
isterse ensene tokat, götüne şaplak atar ve hepsi yanına kâr kalır.

kamusal alana yerleştirilmiş,
görüp görmeme üzerine seçim hakkının bulunmadığı her reklam senindir.
istediğin gibi al, kullan, yeniden düzenle, bi' daha kullan.
onlarla istediğini yap.

kullanım için izin istemek daha demin kafana biber gazı kapsülü çakmış polisten kafana bir tane daha kapsül çakmasını istemek gibi.

şirketlere hiçbir şey borçlu değilsin.
hele hele onlar karşısında eğilip bükülmene,
onlara nezaket göstermene hiç gerek yok.
asıl onların sana borcu var.
onlar bu dünyayı kendilerini senin gözüne sokmak için tasarladı.
peki bunun için senden izin istemişler miydi?
ee o zaman, senin de onlardan izin istemene gerek yok.

tamamen eklektika...
1 /