şizofrengi

1 /
tark tark
tüm sayılarına `http://www.sizofrengidergisi.com/dergi/` adresiden ulaşabileceğiniz, çıktığı zamanlarda haberimin bile olmadığı(küçüktük bi de o zamanlar haberimiz olsa nolur), içimin gittiği, vay be dediğim, insanı kuşkuya düşüren dergi.
ruzgara karsi 30m iseyen adam ruzgara karsi 30m iseyen adam
sahaflarda bulmanın imkansıza yakın olduğu dergi.
iki-üç yıl evvel sorduğumda dur şurda bir iki tane vardı bakayım diyip, malesef satılmış sözüyle beni uğurluyorlardı; şimdilerde bulursan bizede getir diyorlar.
toffifee toffifee
"yıllar yıllar önceydi. şizofrengi diye harika bir dergi vardı. fatih altınöz’ün çekip çevirdiği bu güzelim dergide, ah muhsin ünlü’nün şiirleri yayınlanırdı. yıllar yıllar sonra şimdi, fatih altınöz ve ah muhsin ünlü, afili filintalar kubbesi altında yeniden birarardalar. bu anlamlı kavuşmanın şerefine, ah muhsin ünlü’nün gidiyorum bu namlı kitabında yer almayan bir eserini sunuyoruz…

el ve dağ buğu sesi

“merhaba sevgili öğrenciler” -doç. dr haluk gürgen-

tam dört yıldır yazıyorum
ne yazdıysam beni bastın
allah sağlığın arttırsın
ölme e mi şizofrengi!

reklama hiç vermedin yer
insanlar bir halt sandılar
bunlar post-modern tezgahlar
c.i.a. mısın şizofrengi?

bazen eksilttin bir dizem
bazen uydurdun kafandan
asla basmadın tamamdan
patla e mi şizofrengi!

ben gidiyom herhal dönmem
zaten sıkıldı okurlar
yeni gençlere fırsatlar
tanı e mi şizofrengi!" *


http://www.sizofrengidergisi.com/dergi/ adresinden on üçüncü sayıya kadar okunabilen dergi. bu şahane paylaşımı yapan kişinin söylediğine göre sonraki sayılar da yüklenecekmiş. ne zaman bilinmez ama bir "elinize sağlık" demek borçtur bu insana.
epigonion epigonion
sahafların tozlu raflarında çok nadir rastlanabilen aşmış dergidir kendisi. insan psikolojisini çözmüştür. evet evet dergi çözmüş bunu. dergide yapılan ironileri başka hiçbir yerde bulamazsın.
bir okuyan bir daha bırakamaz bu dergiyi. içinde yazılan pek çok yazıya da led zeppelin, pink floyd, toto, roger waters ilham kaynaklığı etmiştir.
ontheroad ontheroad
'denizin orada, yukarda, bir yer var, para denen şeyi verdiğinde çay veriyorlar.' diye şizofren mektuplarının yayınlandığı, leyl'ek, beb'ek gibi isimlerle eklerin olduğu, bu eklerin birinde 'bach dinleyen kasaplar' başlıklı bir yazıda, türkiye'nin çeşitli bölgelerinde sürekli bach dinleyen kasapların varlığından okurlarını haberdar eden müthiş dergi.

güzel lan, hala çok güzel.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
''ben var ya ben. ben, müthişim. ben, olağanüstüyüm ve çocukluğumdan beri bu böyledir. çok bilirim. ne yapayım, elimde değil. çok zekiyim. çabuk öğreniyorum.

bulunduğum ortamlarda sürekli benden söz edilmesine bayılırım. benim bulunduğum yerde bütün yollar bana çıkar. ben dinlemem. dinletirim. hayır, dinlesem ne olacak? diyelim, dinledim. karşımdaki ne söyleyebilir? benim gibi şaşırtıcı, dahice kaç cümle kurabilir? hemen her yerde, her zaman en göz kamaştırıcı, en parlak, en esprili, en insan benim. çevremde beni anlayabilecek düzeyde insanların olmasını istemez miyim? ahh! ne çok isterim. ama, yok. yok kardeşim, bu memleketten benim ayarımda insan çıkmıyor. çok hoşgörülüyüm. zaaflarımdan söz edilmesine ses çıkarmam. yeter ki benden söz edilsin. gülümseyerek dinlerim. ''demek ki fark edememişler yaptıklarımı'' derim içimden. hoş, hep üstün meziyetlerimden söz edilecek değil ya. son tahlilde ben de bir insanım. ufak tefek kusurlarımın olması çok doğal.

bulunduğum yerde başka birisi konuşuyorsa ilgisizce sağa sola bakarım. baktım lafı uzatıyor, araya girerim. çünkü muhtemelen ve zaten saçmalamaktadır. üstelik benim bilgilerimi çevremdekilere ulaştırmama, çok konuşarak engel olmaktadır. yani terbiyesizlik de etmektedir. araya girer, ''hayır o öyle değil. hiç alakası yok. olay aslında çok farklı'' gibi silahlarımla onu bir güzel hizaya sokarım. bazen de karşımdakini ilgiyle dinliyormuş gibi yaparım. bu arada bir yandan içimden ona cevaben söyleyeceklerimi hazırlarım, bir yandan da konuşmasındaki yanlışları, eksiklikleri bulup aptallığı konusundaki halihazırdaki inancımı tazelerim. sustuğum yerde konuşanlar bir pot kırıp da gözümden düşmemek için sürekli beni takip ederler. hissederim. konuşmaları hoşuma giderse, ''aferin olayı iyi kavramışsın'' gibilerden başımı hafif sallayarak onaylarım. çok sevinirler. bilirim.

konuşacağım zaman bütün gözler üzerimdedir. farkındayım. işte o zaman, hiç beklenmedik olan neyse yani durum neyi icap ettirmiyorsa, onu söylerim. şaşkına dönerler. çünkü, ben çok fazlayım. aşmışım. tabii ki olaya çok farklı bakacağım. onlar burada, ben ti oradayım. mükemmelim. gencim. güzelim. etkileyiciyim. herkes bana aşık. ama üzgünüm. sudaki aksimi görmüşüm bir kere.

benim bulunduğum yerde, benden başka birinden övgüyle sözedilemez. izin vermem. sözü alıp ''gerçekten çok etkileyici şeyler yapıyor, heyecan verici ama ne yazık ki ağzı kokuyor, ayakları taraklı, yüz metreyi benim gibi on saniyenin altında koşamıyor'' gibi haklı gerekçelerle kim övülüyorsa onu yerle bir ederim. mümkün mü canım? ben kimim? o kim?

ben var ya ben. müthişim. insanüstü ve olağanüstüyüm (sen var ya sen. sen olsa olsa pilav üstüsün). ben yaratıcıyım. ben en yaratıcıyım. yaratmak kolay mı? zor, çok zor. yaratım sürecindeyken çok azap çekerim, kalp kırarım. değişirim. canavar gibi birşey olurum. bu dönemlerde etrafımdakiler beni anlayışla karşılamak, bana yardımcı olmak, bütün rutin işlerimi halletmek zorundalar. ben kimseyle ilgilenemem. benim basit meselelerle uğraşmaya vaktim yok. benim varlığım insanlık tarihine bir katkıdır. dedim ya, yaratıcıyım. bu durumda ne oluyorum? biraz da deli oluyorum. otobiyografilere çok meraklıyım. kim benden hızlı yükselmiş, bilmem lazım. bakıyorum da, nietzche, rimbaud, arthud gibi benim ayarımdaki dehaların hepsi biraz deli. demek ki ben de biraz deliyim. deli ne yapar? beklenmeyeni yapar. o zaman ben de yaparım. ne istersem yapmaya hakkım var. herşeyin en iyisine ben layığım. çünkü ben yaratıcıyım. etrafımdaki hıyarlar gibi ipe sapa gelmez mesleklerde, sıradan meselelerle ömrümü geçirmiyorum (hıyar sensin). ben acı çekiyorsam, bütün insanlık için çekiyorum. ben bir acı çektim mi, mükemmel çekiyorum.

ben var ya ben. söylemiş miydim, bilmiyorum. ben en’im. ben artı sonsuzum. belki de ölümsüzüm. yani o kadara kadar. düşünsenize benim gibi birinin öldüğünü. ben! tanrım! her akşam yatarken düşünüyorum. resmi daireler ve okullar tatil. bayrakların boynu bükük. ülke yasta. intihar edenler, ağlayanlar, üstünü başını paralayanlar. hayranlarım televizyonda yaşlı gözlerle, titrek seslerle ''o başkaydı.'', ''onun gibisi bir daha gelmez.'', ''onsuz hayatın anlamı yok!'' diyorlar.

şimdi, şeye çok kızıyorum. ulan madem ben öldükten sonra bunları söyleyeceksiniz. hazır hayattayken niye söylemiyorsunuz? ölünce kim duyacak? ama söylemezler. neden? çünkü, bu millet ölüsevici de ondan. bir tek ben değilim. ben kendimi canlı canlı çok seviyorum. aman! ölüm dedim de, ölümden çok korkarım. yahu, bir türlü inanamıyorum benim gibi bir dehanın ölebileceğine. çekemeyenim çok. timsah gözyaşları dökerler arkamdan. gerçi cenazem bile yeter onlara be! kortejin bir ucu burada, öteki ucu on kilometre ötede. görürler onlar günlerini. belki de daha kısa ama seçkin bir kalabalık. bu memleket vasat insanlardan müteşekkil bir memleket. yükseleni tutup ayağından çekenler ülkesi. londra'da doğsaydım, böyle mi olurdu ya? şimdi beni bütün dünya bilirdi (ama kandıra'da doğdun. ve dünya seni hiç bilmeyecek). hakikaten ya, beni bilmeyenler olabilir mi? zannetmiyorum. varsa eğer, çok yazık gerçekten. onlar için çok üzüldüm bak şimdi.

ben mükemmelim. muhteşemim. ben en birinciyim. ben en büyüğüm. küçük dağları ben yarattım. büyükleri allaha bıraktım. allah bugün çok meşhursa, sayemdedir. ben bir harikayım. aşkınım. insanüstüyüm. kimse bana ulaşamaz. çok yükseklerdeyim. ne işim var benim, bu memlekette?

(sen hiçbir şey değilsin. madem kimse sana ulaşamaz. madem bu memleket vasat insanlardan ibaret. çekip gitsene! gidemezsin. hiçbir yere gidemeyeceğini bal gibi bilirsin. sen ancak bu çöplükte ötebilirsin. hıyar diye nitelediğin o insanlara muhtaçsın. devamlı çevrende olmalılar. onlarda yarattığın görüntüye bağlı olarak varsın. onlar var, sen yoksun. sen sahtesin. hem aşağılar, hem onların yanından ayrılamazsın. gidecekmiş. nereye gideceksin, kandıralı? kim takar seni londra’da? yalnız başına bir saniye bile kalamazsın. etrafındakilerin övgülerinden beslenirsin. etrafında ''nolur gitme. bizi bırakma.'' diyecek insanlar bulunduğunda ''buraların adamı'' olmadığını söylersin. aşkınmış. aşkın adam izleyici mi arar? hayran mı arar? ölümden mi korkar? sen her zaman etkileyebileceğin, hükmedebileceğin bir insan topluluğunda bulunmak istersin. ve onları gölgelemek, gelişmelerini engellemek için elinden geleni yaparsın. yoksa senin ne hükmün kalır? sen ''aşkın''ı oynamaya mahkumsun. anlaşılamayanı, ulaşılamayanı oynamaya mahkumsun. mahkumsun... sen yoksun... ve hiçbir zaman olmayacaksın. su var. su hep olacak. su hep akacak. ve hiç akis tutmayacak.)


fatih altınöz / şizofrengi dergisi
1 /