snowpiercer

1 /
geber marla singer geber marla singer
2013 yazında gösterime gireceği söylenen joon-ho bong filmi. o film bence kışa sarkar rahat. yalnız şöyle bişii var, iyi gelsin napiim diyerek konuyu kapatmıştım ki başka bi sitede filmde kang-ho song'un oynadığını öğrenmemle ışık hızında kapadığım sayfayı geri açarak filmin afişine baktım..

'song kangho' diye yazmışlar lan adamın adını sdklgjkgjlfkdjglf sinirlerim bozuldu. snowdan felan anlamam ben kang-ho song filmi istiyorum abi.
widdler widdler
olmamış.
yönetmenin sıkı bir takipçisi değilseniz muhtemelen ya filmin distopik bir çizgi romandan uyarlanmış ilgi çekici konusundan ya da izlemeden fikir edinmek adına film hakkında bir şeyler karıştırırken karşılaştığınız görsellikten etkilenerek snowpiercer'ı izlemeye kalkışacaksınız. ancak bilmenizi isterim ki (spoiler yok) çatışma sahneleri o kadar tırt, dialoglar o kadar yavan, curtis (yani chris evans; evet captain america'yı oynayacak kadar tipik bir hollywood starı, aşırı sistem karşıtı muhteşem filmimizde aç ve düşkün ezilenlerin kaslı ve yakışıklı liderini oynuyor) o kadar itici ki; filmin ne distopyası kalıyor ne post apokaliptikliği. tam 'aa bak aslında burada üst sınıfın bilmemnesini kastediyor bence' diyecek ve filme ısınacakken, pat ordan abuk subuk bir hamleyle bin beş yüz kişiyi alt eden bir rambo görüyor ve bir anda filmden soğuyorsunuz. ha şu 7.2'lik imdb puanının 7'sini mason'ın (bkz: tilda swinton) hakettiğini düşünüyorum bir de son olarak.
yine de o yaratıcılık ve deha dolu çizgi romanı filmden çok önce keşfedebilmiş bir insan evladı olmadığımdan daha fazla eleştirme hakkını kendimde görmüyor ve güzel bir şeyler 'görmek' isteyen sözlükseverlere şimdiden iyi seyirler diliyorum.
pembefiyonk pembefiyonk
2013 yapımı joon ho bong'un yönetmenliğini üstelendiği filmdir, chris evan, jamie bell, ah sung ko gibi oyuncuları da bünyesinde bulundur. film buz kütlelerine dönüşen dünyada, hayatta kalabilmiş bir grup insanın hiç durmadan seyahat edebilme gücüyle donatılmış mühendislik harikası bir trende yaşam mücadelesi vermesini konu alır ancak bu yaşam mücadelesi hayatta kalmak savaşı ile kalmamış birde hayatta kalanlar arasında bir sınıf mücadelesine de dönüşmüştür, öyle her köşeden bir aşk meşk, bir entrika çıkan bir film değil, bence izlenmeli, öncelikle yönetmeninden ötürü izlemiştim ancak bir bütün olarak da ele aldığımda belki süper denemez ama güzel bir film olduğunu söyleyebilirim.
sonejee sonejee
sistem eleştirisi değil, insan eleştirisi yapan bir film. izlerken " yaşamayı ne kadar hak ediyoruz ? " hissiyatı oluşturmuyorsa filmi beğenmemek gayet doğal.
g.kore sinemasına ve yönetmene olan ilgime, bir de filmin uzun süre piyasaya sürülmesini beklemem eklenince bende yarattığı etki daha güçlü oldu. farklı ve ilgi çekici bir film olduğunu düşünüyorum. hali hazırda sevdiğim john hurt, jamie bell gibi oyuncuların varlığının yanı sıra tilda swinton ın performansı etkileyiciydi.
kendi adıma en can sıkıcı detay, filmi beyaz perdede izleme şansına sahip olamamaktı.
lungapausa lungapausa
kuzey kore usulü çatışmaları ve diyalogların bir bölümünün yavanlığını saymazsak, sınıf mücadelesi-varoluş/yokoluş-insan eleştirisi kombolu seyirlik bilim kurgu filmi diye tanımlanabilir.

salt distopya ya da postapokaliptik senaryo gözüyle bakmamak gerekiyor. açıkçası birkaç sahnede gülümsediğimi bile söyleyebilirim.

not: aşağıdaki spoiler'da, başka bir filmin de spoiler'ı mevcuttur.

-- spoiler --

belirtmeden geçemeyeceğim. final sahnesi, küp * filminin sonunu hatırlattı.

-- spoiler --
asdfghjklzxcvbnm asdfghjklzxcvbnm
aslına bakılırsa sistem eleştirisinden ziyade sistemin önemini anlatan bir yapım. şöyle diyelim bireyin günlük hayatındaki bokluklara biraz daha katlanabilmesi için yapılmış, toplumun manipülasyonunu hedefleyen propaganda filmi gibi diyebiliriz.daha önce de abd hükümeti desteğiyle sisteme bağlayıcı, manipulasyon etkisi yaratan bu tarz da bir kaç film görebilirsiniz.

yapılan araştırmalarda yumuşak, naif bir sistem eleştirisi getiren, şiddet ve aksiyon içeren, sonunda bireye hiçbir çözüm sunmayan filmlerin bireylerin sisteme daha az baş kaldırmasını sağladığı görülmüştür. bunun üzerine yapılan filmler hem amacına ulaşmış hemde yüksek gişe hasılatı getirmiştir. bu filmlerden en başarılıları fight club ve matrix'tir. snowpiercer da aslına bakarsanız böyler bir yapım izledikten sonra final sahnesinde filmin bireylere bir çözüm sunmadığını göreceksiniz.
oturgacligoturgec oturgacligoturgec
sistemi eleştireceğim, en marjinal ben olacağım, en cool benim gibi aforizmalar uğruna piç edilip mantıksal hatalardan geçilmeyen bir film olmuştur. hele filmin sonunun havada kalan o berbatlığına değinmiyorum bile. pek tabii cool bünyeler bu filme toz kondurmayacak ve sanki kendi filmleriymişcesine övdükçe öveceklerdir. sakin olup klavyeyi yavaşça yere bırakmaları gerekir. 4/10.

ha felsefik pek cool gençlerin filmin sonundaki tepkileri de şöyledir ;
uncool uncool
hayatımda gördüğüm en berbat filmlerin başında geliyor. sakın ama sakın izlemeyin, izleyenin evine ateş salın. detaya girsem bir sayfa yazı yazarım neden böyle diye o bile israf.
omar white omar white
rezil bir filmdir.
ne zamandır izleme listemdeydi imdb'de geçen başka işim yokken hazır bir film izleyeyim dedim. 7.1 de puan almış imdb den. imdb kullanıcıları malum ekşici piçler gibi hiçbir şeyi beğenmez yani 7 üzeri not iyidir.
filmde kurgu denen bir şey yok arkadaşlar bi' kere onu unutun. her şey kopuk kopuk. bi' şeyler oluyor fazlaca birileri birilerini kesiyor ama yok anlamıyorsunuz. hatta sonunda duygusal olması gereken bir sahne var orada duygulanmadım bile.
tavsiyem izlemeyin. hatta gidip imdb'de basın düşük notu başkaları da yanmasın.
kalburabastım kalburabastım
beğendiğim yardımcı oyunculardan ed harris'i bir parça görmemi sağlayan film.

film tamamen metafor üzerine bir anlatımı benimsemiş. bu bakımdan sizi zorlamadan mesajlarını size veriyor. yani bir david lynch edası kesinlikle görmüyoruz. bu bakımdan oldukça başarılı. gelelim minik hikaye ve sahne analizlerine. kurguya değinmek pek gerekli gibi durmuyor aslında. çünkü doğrudan kitaptan alınmış. yani yazarın koyduğu kurguyu değiştirmek oldukça zor bir iş. çoğunlukla kaldırıp yeni bir kurgu oturtmak gerekiyor. aksi halde malzemeyi berbat edebiliyorsunuz.

-spoiler-

chris evans filmde kuyruk kısmına baştan beri liderlik eden pozisyonda bize verilmeye çalışan bir karakteri oynamaya çalışmış. oldukça vasat kalmış. kimi sahnelerde karakterimiz geriye dönüş yapıp his ve pişmanlıklarını anlatırken gereken etkiyi hiçbir şekilde sunmuyor.

yine filmin başlarında kendinize "dışarıda hayat yoksa bu insanlar lokomotifi ele geçirse bile sonra ne olacak?" sorusunu sorabiliyorsnuz. mevcut durum en baştan oldukça iyi anlatılmış. ama nihai hedef hakkında hiçbir şey yok. o yüzden hikaye birazcık yerinden oynuyor.

filmde oluşturulan yeni statüko oldukça etkileyici. insanın hayatta kalma içgüdüsünü gayet iyi işlemiş. ancak ben trene insanların ilk geldiği zamanlarla ilgili sahnelere yer verilmemesini yönetmenin korkaklığına bağladım. zira curtis bize o zamanı anlatırken etkilenmemize rağmen tatmin olmuyoruz.

sınıf çatışması çok iyi bir şekilde verilirken vagonlardan birinde (ki bence filmin en müthiş kısmı) eğitim bölümüne yer verilmiş. eğitime filmde sosyolojik bakımdan yaklaşılmış. eğitim çocuklara mevcut sistemi korumak ve adeta yeni bir din getirerek veriliyor. lokomotif ve wilford bir ilah ve varlıklarını onlara borçlu olduğunu öğrenen çocukların ahlak anlayışlarının temeli bu. burada da dinin sosyolojik olarak örtülü işlevi olan düzeni sağlamak işlevi üzerinde durulmuş.

her vagonda ayrı sınıflara yatışması için, toplumun devamı için gerekli uyuşturucular veriliyor. bunlar kimi noktalarda kaos iken kimi noktalarda partiler, içkiler vs. ile mümkün kılınıyor. bu noktaların anlatımı ve gösteriminde film oldukça başarılı.

yine en etkileyici sahnelerden birisi yeni yıla giriş yaptıkları köprüden giriş sahnesi. burada da insanlığın ortak değerleri kavramı gözümüze sokuluyor. savaş vs. gibi sebepler veya halkın ezilmesi gibi durumlar önem sırası olarak devletin icat ettiği değerlerden ne kadar geride görüyoruz.

aksiyon sahnelerinin genel olarak başarılı olmadığını ve başta curtis ve askerin dönüşte silahlarla vagonlar arası çatıştığı sahne olmak üzere birçok sahnenin mantık hatalarıyla dolu olduğunu söyleyebiliriz. ancak filmin daha çok düşünsel bir temele oturması bunları gözardı edebilmemizi sağlıyor.

yine curtis'in son sahnedeki teslimiyeti filmin olmamış taraflarından. orada gilliam'ın wilford için söylediği şeyleri bir flashbackle hatırlamasını bekliyoruz ama olmuyor.

filmin sonuna getirilen açıklama ise yine olmamış. daha aradan aylar bile geçmeden önce 7 dakikada o soğuk adamın kolunu dondurup işini bitiriyordu. ama filmin sonunda bir karakterin yaptığı tespitle oradaki yaşamın mümkün kılınması akla hiç de yatkın görünmüyor.

yine mantık hataları hariç her bakımdan havada kalan bir film sonu var. "iki çocuk hiçbir şeyin olmadığı bir dünyada hayatlarını idame ettirecekler mi?" gibi onlarca soru cevapsız kalıyor.

son sahnede ilk aklıma gelen şey ise adem ile havva oldu.

-spoiler-

bana kalırsa snowpiercer günümüzde yapılan bayat konulu birçok bilim-kurgu türünün önünde kendine farklı bir yer bulabilen bir film olmuş. puanını hak ettiğini ve izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. çok daha iyi olabilirdi. ancak ne yazık ki böyle kalmış.
anakininki anakininki
izleyip beğendiğim bir film olmuştur.
bazı mantık hataları var maalesef. bunların bazılarını bilimkurgu korumasında savuşturabilirsiniz ama bazıları kurtarmıyor.

hafif spoiler başlıyor.

vagonlardan birinde asılı duran et ve tavukların canlılarını görememiş olmak (sebzeleri görmüş olmamıza rağmen) üzdü beni.

bir de sonda kurtulan iki insanı (erkek ve dişi) tuttunda kutup ayısının mı karşısına çıkardın be yönetmen.
arctic fur ve elementium plated exhaust pipe arctic fur ve elementium plated exhaust pipe
fizik hatalarıyla dolu, ortalamanın üzerinde bir kurguya(*) sahip harika film; bu filmi nasıl kaçırdığımı fena halde merak ediyorum. post-apokaliptik senaryolara düşkünlüğüme rağmen izlememiş olmak beni üzdü açıkçası. chris evans'a scott pilgrim'i izledikten sonra bayağı bayağı sempati beslemeye başlamıştım; john hurt ile karşı karşıya bir oyunculuk sergilemiş olması, sempatime sempati katmayı başardı. - john hurt hayvanatı yanında, tilda swinton, ed harrisve kang ho song gibi doğaüstü oyuncuları da işin içine katınca daha bir güzelleşiveriyor her şey elbette.

en büyük eksiği, bir hollywood tiplemesi olması. evet, bütün problem buradan doğuyor. district 9'ın underrated kalması, avatar'ın çoşturulmasının da nedeni buydu; pandorum'un atmosferik becerisini ortaya koyabilmek için seyirciye oynamamak gerekiyor. yoksa elysium elde ediyoruz. fakat ender s game veya hunger games gibi birer facia değil. bir sinema filmi olarak tüketilebilir, eğlendirebilir.

(*) senaryoya tercüme ederken belirli parçaları kaybedip dramatize edilmesi gereken noktaları kaçırmak doğaldır. lakin bu doğal kayıba rağmen ortalamanın üzerinde bir kurguya sahip olması, romandan filme çevirilmiş diğer yapıtlar karşısında çok büyük bir artıdır. - yani bütün hikayeyi, film üzerinden ele almamak da fayda var.
beyaz mantolu niçe beyaz mantolu niçe
bi siktirin, bi siktirin hele, bok fıçıları sizi. ananızın karnından herşeye anlam vererek doğdunuz di mi. çizgiroman uyarlaması lan film, gerçeküstü kareler tabi ki olacak.

film o kadar muhteşem ki, yönetmeni teknik açıdan sikmiş bırakmış diyerek sanırsam mübalağa sanatını zorlamış olmayız. hatta amına koymuş da diyebiliriz.

gerçekçi bulmamışlar, te amına, te amına ya. gece gece sinirlendirdiler beni.
anan gerçekçi!
1 /