snowpiercer

2 /
prunus serrulata prunus serrulata
arkadaş tavsiyesi ile izlediğim etkileyici film. filmi izlerken trenin içindeymiş gibi hisettirir. şunu da söylemek gerek ki bu şekilde hissettirdiği için; çok akıcı ve çabuk ilerleyen sahneleri olmasına rağmen insanın nefes alamamasına ve hadi artık bitsin demesine sebep olur bu nedenle. başarılı bir distopyadır.
bilgeyi doven ferrari yetkilisi bilgeyi doven ferrari yetkilisi
kiminin kore sinemasının klasik dövüş sahnelerini biraz abartı bulmasına rağmen şahsen hem aksiyonun hem sistem eleştirisinin çok başarılı olduğunu düşünüyorum. zira çeşitli festivaller ve kurumlarca 40 farklı ödüle aday gösterilmiş bunların 15 ini kazanmıştır.
hoenir hoenir
beğenip beğenmemek arasında gidip geldiğim film. senaryo farklı, oyuncular iyi seçilmiş ama ilerleyiş sanki biraz sıkıcı. izlenilebir bir film olduğu kesin ama kesinlikle izlemeden ölmeyin filmi değil benim için.

-- spoiler --

filmin sonunda ki o kutup ayısı neydi yahu? şanssız bedevi imajı mı vermişler?

-- spoiler --
fisher king fisher king
atmosferini ve konusunu başarılı buldum.

sınıflar arasında ki mücadeleyi bir trende anlatmak gerçekten iyi bir fikir

en azından vermek istediği bir mesajı olması benim için son günlerde izlediğim fury road'dan daha anlamlı hale geitrdi filmi.

özellikle arka vagonlarda ki yaşam cidden başarılı ve gerçekçiydi.

ressam detayını çok başarılı buldum.

bazı dövüş sahneleri tatmin edici değildi ama olacak o kadar.

ayakkabı nın başa geçirilmesi ve orada ki nutuk çok inceydi .

film bana göre güzel bir sistem eleştrisiydi.

izlenebilir.
yoğuşmalı zombi yoğuşmalı zombi
ne kadar da dünyamızı anlatan bir film, adeta küçültülmüş bir versiyonu!

-hafif spoiler-
aslında ne kadar eleştiri olarak baksak da sonunda -bence- aslında var olan sistemin insanlar için en iyisi olduğu vurgulanıyor. neden en iyisi derseniz çünkü dünyada toplasan 50 kişi kalsak bile bir kısım insan değişmeyecek. hayvan çiftliği kitabını hatırlatmak istiyorum bu noktada. her ne kadar bir grup insan hak, özgürlük, adalet kavramları ile yola çıksa da insan işte, içlerinden birkaçı gücü elde etmek isteyecektir. gücü elde eden kendinden bir alt güçte olanları kendisine hayranlıkla ve kafa yapıcılarla bağlayacaktır. en altta kalanlara ise halinize şükredin, size her şey veriliyor ya da tanrı böyle istediği için böyle gibi martavallar okunup sahip oldukları hayatı kabullenmeleri öğretilecektir. bugün dünyamız neyse tren oydu bence. çok güzel benzetmeleri ile birlikte hem de.

mesela yemek konusu. ön taraf suşi bile yiyebiliyorken, arka taraf böceklerden yapılmış protein barı yemek zorunda kalıyor. aa ne kadar dünyamız! büyük ülkeler kendileri gdo kullanmazken bize gdoyu çok güzel dayıyorlar dimi. afrika'da açlıktan ölenleri saymıyorum bile.

yani demem o ki aslında eleştiri değil var olanın benzetmelerle güzel bir anlatımı.

ben filmin yönetmenliğini çok sevdim özellikle arka taraf ve ön taraftaki renk farklılıkları bile bence çok güzel bir anlatım diliydi.

dövüş sahneleri çok eleştirilmiş lakin ben beğendim, gerçekçi geldi. hollywood yapımı bir film olsa o sahneler oldukça abartılı ve gerçek dışı olurdu ama birbirine salak salak tokat atma boyutunda gerçekçiydi dövüş sahneleri.
natalie portmanto natalie portmanto
aceleye gelmişlik hissi yaşatmasına rağmen, etkileyici ve düşündürücü bir film.

dövüş sahnelerinde abuklukları bir kenara bırakıyorum, rahatsız etse de geçiştirebildim kendi içimde fakat o son sahnede timmyciğimin üzerindeki kürk nerden çıktı? bu kısım rahatsız etti beni. bir de filmin sonu bu. ortalarda yapın bu hataları ama sonlarda olunca unutması zor oluyor.

filmdeki en büyük sorun chris evans.bu adam çok yakışıklı, elleri gözleri kapkara kurum, kir, pas içindeyken bile yakışıklı. almışsın bunu baş role oturtmuşsun, olmamış. daha ortalama bi' tip koysaydın iyiydi. ek olarak muhteşem hisli bi' konuşma var, chrisçiğimiz ağlıyor sözde ama öyle yalancı ki ağlama, bırak gözlerinden yaşlar süzülmesini, ses tonu bile inandırıcılıktan uzak.

amaaaaa, tüm bunlara rağmen fikir harika. izlenmeli, mutlaka.

"herkes olması gerektiği yerde."
lukslerimi verin bana lukslerimi verin bana
izlenilmeye ve tartışılmaya, üzerine konuşulmaya değer bir film. en azından zamanınızın boşa gitmeyeceğini söyleyebilirim. sonrralıkla geçelim spoilerlara

spoiler
devrimleri de biz yaratırız fikri güzeldi. hemen aklıma pis amerikan oyunları ve örnek olarak arap baharı geldi. bir özel grubu öldürmek için bir özel grup yaratırız.

ayakkabı üzerinden gözlüklü çirkin karının: '' kafaniza ayakkabi giyer misiniz? tabi ki kafaniza ayakkabi giymezsiniz. ayakkabi kafa icin degildir. ayakkabi, ayak icindir. şapka kafa icindir. ben sapkayim, siz ayakkabi. ben kafa icin varim, siz ayaklari icin.'' gibisinden söyledikleri vurucuydu.

kapitalizm, sınıf ayrımı, eko sistem, demografi, evren düzeni mesajları iyi verilmiş tamam güzel de aga benim kafama bişey takıldı. wilfırd denilen adam sana dümeni veriyor, benim yerime sen geç diyor. e tamam işte sen kominist kafanla yönet bakalım treni. eşitlikçi, özgürlükçü, fikri hür vicdanı hür bireyler yetiştir. niye iki tane müptezelin gazına gelip treni havaya uçuruyorsun. çünkü tanrı kapitalisttir.

ikinci olarak vagonlar arası ulaşım tek yönlüydü doğal olarak. yani okula gitmek için önce partiden, saunadan falan geçmek gerekiyor. çok gariip.
filmin sonundaki kutup ayısını olayını anlamadım. yani herkes öldü. bir asyalı ve zenci bir velet dünyada kaldı. tekrardan bir adem havva yaratıp insan soyunun nesli böyle mi devam edecek yoksa kutup ayısı bunları bir güzel yiyecek mi. zira asyalı kızın üzerinde nesli tükenmekte olan hayvanlardan birinin kürkü vardı. yada kutup ayısı gizli ürün yerleştirmesiyle coco cola reklamı olabilir. bilemedim

goygoyu bir kenara bırakırsak güzel bir filmdi. ben sevdim. eller alsın.

son olarak şükrü erbaş'tan gelsin. (bkz: köylüleri niçin öldürmeliyiz)

spoiler
dalyarrock dalyarrock
bu neydi şimdi? hayatımda izlediğim en manasız ve özellikle sonu itibariyle tamamen sıçışlara gelen bir filmdi. senaryonun çıkışı ne kadar özgün ve dahiyaneyse konunun işlenişi, mantık hataları gibi şeyler o kadar kötü olmuş. uzun süredir entel gibi fularlı yorumlar yapmaktan sıkıldım ve patlama noktam bu filme geldi. mükemmel konuda ancak bu kadar sıçılabilirdi.

trende çıkan isyanlar sonucu amacınız nedir gençler? trenden dışarı çıkmak mı? olay nedir yani? bilemiyorum bu tarz bilimkurgu filmlerinin babası matrix olduğu için hep o filmle kıyaslama yapıyorum. trenin yaratıcısı wilford matrix'teki the architect, curtis kurtarıcı gibi görünen neo'ya kapıları tek tek açan adam anahtarcıya gibi gibi benzetmeler yapılabilir.
selimciğim selimciğim
the platform'un atası herhalde bu film. uzun uzun yazmaya gerek yok; tek bir alegorinin üzerine çekilmiş, bomboş, saçma sapan, ciddi ciddi neredeyse her sahnesi mantık falsosuna sahip bir film daha. işin içinde fantastik, gerçekliği büken bir üst yapı yoksa ve işine gelen şeyi bıdık bıdık açıklıyorsan tüm unsurların tutarlı olması lazım. mesela yüzüklerin efendisi, dil dahil, mahlukat dahil, dünya dahil gerçeklikten uzak ama tutarlı. mesele bu. şimdi bu filmde bilim kısmı baştan sona saçmalık. hikayenin arkaplanı saçmalık, trenin lojistik kurgusu saçmalık. sahnelerde ufak ufak eşyanın tabiatına aykırı serpiştirmeler var. insanların davranışları saçma ve şartlara uygun değil. aksiyon sahneleri bile saçma. the platform'dan tek artısı, hatalı bir model kurarak da olsa eni boyu belli bir resim çizmesi. bir tek son sahnesini beğendim diyebilirim ki hop onu da önceki sahnelerin biriyle kıyaslayınca saçma duruyor. belki hikayedeki twist güzeldi bir tek. üşenmesem bir fasikül saçmalık yazabilirim. 7,1 imdb skoru çok yüksek.
bitli piyade bitli piyade
netflix'te çıkan dizisinin tanıtımıyla haberdar olduğum distopik film. fikir muhteşem ve oyunculuklar gerçekten çok iyi. vagonların dizilimi ile hiyerarşiyi, trenle de dünyayı ifade etmek ve bunun gerçekten yeni ve değişik bir fikir olması filmi izlerken tuhaf bir haz veriyor. salt bir filmden öte, anlatımı ve alt metinleri ile adeta felsefi bir eser gibi. yakın zamanda dizisine de başlayacağım. umarım dizisi de filmi kadar güzeldir.
2
2 /