somewhere in time

1 /
floydzede floydzede
1986 tarihli muhteşem iron maiden albümü,benim de favori maiden albümümdür ayrıca.yukarıdaki parça isimlerinden de anlaşılacağı üzere boş parça bulunmamaktadır.bruce dickinson albüme söz-beste gibi bir katkı yapmamış olmasına rağmen vokaliyle albüme yön vermiştir.
ali kamber ali kamber
iron maiden'ın en garip albümlerinden bir tanesi. iron maiden dinlemeye bu albümle başladıysanız (benim gibi), diğer albümlerine alışmakta oldukça zorlanırsınız. şarkılar biraz yamalı bohça gibidir, çoğu iki-üç ilgisiz görünen bölümden oluşur. aksak ritimler, kalın akorlar, çok sesli vokaller ve tabiî ki muhteşem sololar... albümü altmış dakikaya tamamlamaya yarayan alexander the great'i saymazsak, hiçbir şarkı boş geçilmemiştir. hepsi birbirinden lirik sözler, rifler ve sololar barındırır. wasted years'ın nakaratında, sea of madness'in prechorus'unda, the loneliess of the long distance runner'ın solosunda gözünüzden yaş gelmezse paranız iade edilir. stranger in a strange land ise başlı başına bir kafayı duvarlara vurma sebebidir.

insan bu albümü bir kez sevdikten sonra daha güzel bir heavy metal albümü yapılamayacağına inanmaya başlar...
çok da nickimde çok da nickimde
kendine özgü bir soundu olan, zaman temasının işlendiği, bruce dickinson'ın operatik vokallerde doruk noktasına ulaştığı(ki seventh son of a seventh son'da da aynı performansı sergilemiştir) gitar tonlarının harika olduğu, adrian smith'in şarkılarda öne çıktığı efsane albüm. ayrıca iron maiden bu albümde ilk defa synthler kullanmıştır. bruce dickinson bu albümde akustik birşeyler yayınlamak istemiş lakin ulu insan steve harris izin vermediği için hiç bir şarkının yazımına katılmamıştır. içindeki fotoğraflarda grup elemanlarının birlikte poz verdiği pedicab (zamanda seyahat tarzı yapmaya çalışmışlar) benzeri araçlar biraz komik dursa da kapak tasarımı ve kapaktaki gizli sürüyle göndermeyle mükemmel bir tasarıma sahiptir. şarkılar mı? iron maiden bu; fazla söze ne hacet.
iao iao
1986 çıkışlı bu albüm pek çok açıdan iron maiden tarihinde dönüm noktasıdır. synth kullanımı, daha melodik yapılar en önemli noktalardır. bu durumun oluşmasında da en büyük pay, albümün iki single'ının (wasted years ve `stranger in a strange land) bestecisi adrian smith'e aittir. (ayrıca `sea of madness` da onun bestesidir.)

adrian smith zaten her daim hard rock'a daha yakın bir çizgiye sahipti. örneğin 22 acacia avenue'da ve flight of icarus'da bunu rahatça gözlemleyebiliriz. (flight of icarus ilk çıktığında eski fanlar tarafından tepkiyle karşılanmıştı.) nitekim smith'in etkinliği seventh son of a seventh son'da da sürecek ve grubun bence 86-88 arasında yakaladığı progressive havayı oluşturacaktır. bilhassa bu iki albümde de** gerek sololar, gerek de rifflerde smith'in etkisi rahatça hissedilebilir. ancak smith'in bu bakış açısı 90'da steve harris'in eskiye dönüş kararı sonucunda çatışma yaratacak ve bu olay da adrian smith'in gruptan ayrılmasıyla sonuçlanacaktı.

klasik olarak adlandırılabilecek wasted years ve stranger in a strange land'in yanı sıra albümde the loneliness long distance runner, deja vu, konserde bir sürü insanın sahneye doluşup söylediği heaven can wait ve alexander the great gibi mükemmel bir kapanış parçası mevcuttur.

wasted years bir çok grup tarafından coverlanmıştır, alexander the great maiden hayranlarının tüm ısrarına rağmen asla canlı çalınmamasıyla ünlüdür.

kapak tasarımı fütüristiktir, maiden elemanlarının uzay yolu ortamlı pozları vardır arka kapakta. wasted years'ın klibinde grup üyeleri nostalji yapmaktadırlar. klipte steve harris ve kızı, kafayla gol atan adrian smith, mikrofona kafa atan bruce dickinson gibi detaylar görülebilir.

bu dönemde de grubun altın kadrosu diye adlandırılan ekibi görüyoruz. (1983-1988 dönemi kadrosu)
bruce dickinson - vokal
steve harris - bas gitar, geri vokal
adrian smith - gitar, geri vokal
dave murray - gitar
nicko mcbrain - davul
h376 h376
henuz 11 yaşında ufacık bir çocuktum. yaşıtlarım ’’tayfun-hadi yine iyisin, hakan peker-hey corç versene bor璒 şarkıları ile büyürken ben biraz da annem sayesinde joan baez, bob dylan, janis joplin, edith piaf, the who, yes, beatles, pink floyd gibi efsanelerle büyümüştüm. evet henuz bok kadar bebe olmama rağmen bu şarkılar beni daha çok mutlu ediyordu. belki de annemin bana hamileyken sürekli bunları dinlemesinden kaynaklanıyor.

sonra zamana engel olamadık ve 12 yaşıma bastım ve yan daireye yeni bir bayan taşınmıştı. uzun siyah saçları, girdiği yeri aydınlatan bir siması ve harika bir ses tonu vardı.(tamam memeleri de kocamandı) daha ilk geldiği günden itibaren herkesin dikkatini çekmiş olmalı ki, her daim mahalle arkadaşları ile toplanıp nice oyunlar oynadığımız basketbol sahasının altına handan seni seviyorum yazılmıştı. evet adı handan idi. o yazıyı yazan ben değildim fakat herkes gibi ben de tutulmuştum handan ablaya, aramızda 12 yaş fark olmasına rağmen.

ve günler geçti handan abla tam olarak yerleşmiş, neredeyse hergün bize gelip gitmeye başlamıştı. kimse ile konuşmayan bu insan sadece annem ile muhabbet ediyordu. giyim tarzı olarak haddinden fazla aykırı olması, sanırım buna en büyük etkendi. bir gün evlerine gittik annem ile. tabi onlar annemle konuşurken ben direk koca müzik setinin yanına gittim. oradaki kasetlere bakmaya başlarken, gözüme değişik kasetler takıldı. üzerinde iron maiden yazıyordu. evet daha evvel bu ismi duymuştum ama hiç dinlememiştim. handan abla benim iron maiden kasetlerine bakmış olduğumu farketti ki, yanıma geldi ve; istersen alıp dinleyebilirsin,
dedi ben sanki böyle bir lafı bekliyormuşcasına hemen kasetleri aldım.. eve gittiğimizde kaset kapağı en çok hoşuma giden somewhere in time albümünü taktım. bastım play tuşuna.

aman allahım o da neydi, giden bir ses tonu ile bana göre inanılmaz bir hızda şu dizeler söyleniyordu. müzikal açıdan da fena etkilemişti zaten.


a phrygian king had bound a chariot yoke
and alexander cut the ’gordian knot’
and legend said that who united the knot
he would become the master of asia

helonism he spread far and wide
the macedonian learned mind
their culture was a western way of life
he paved the way for christianity

marching on, marching on

the battle weary marching side by side
alexander’s army line by line
they wouldn’t follow him to india
tired of the combat, pain and the glory

alexander the great
his name struck fear into hearts of men
alexander the great
he died of fever in babylon

evet alexander the great ile karşılaşmıştım bir anda. vakit kaybetmeden oturup bütün albümü dinledim. sonra başa alıp tekrar dinledim, tekrar dinledim. bıkmadan günlerce dinledim. inanılmaz güzel şarkılardan oluşuyordu, dinledikçe dinleyesim geliyordu. tabi, acaba diğer albümleri nasıl diye düşünmeden de edemedim. handan abla’dan aldığım killers, the number of the beast albümlerini de baştan sona dinledim ve artık dedim ki evet ben bir iron maiden hayranıyım. işte benim iron maiden ile başka bir deyişle heavy metal ile tanışmama sebep olan albüm bu. ha handan ablayı da unutmamak gerekir tabi. eski aşkıma çok teşekkur ederim buradan. şu anda 37 yaşında kendisi ama olsun ben gene de evlenirim onunla.hatta iki çocoğu varmış gene de evlenirim, olmadı kocasıyla birlikte gelsin gene de alırım nikahıma ulan.(lütfen bu konuya fazla girmeyelim kuzum)



şimdi gelelim albüm üzerine ufak bir açıklama yapmaya. efendim bilindiği üzere maiden’nin bu albümü 1986 senesinde çıkmıştır. bu albümde bruce abinin hiç sözü olmasa da vokal performansı harikadır. hele ki alexander the great, deja vu gibi kilit şarkılarda fena yardırmıştır. sözler genelde steve abi ile adrian abi tarafından yazılmıştır. ha unutmadan synthesizer kullanılan ilk albümdür ama olsundur.
soulblighter soulblighter
cd formatında aldığım ilk iron maiden albümü olması bakımından yeri benim için her zaman ayrı olan, her yönüyle aşmış albüm (ah eski günler, o zamanlar cd almak falan kolay değildi, şarkı sözlerini okunmayan siyah beyaz fotokopilerden takip etmeye çalışırdık, o nedenle cd alıp cillop gibi kuşe kağıtta renkli fotolar, sözler eşliğinde albümü takip etmek bir başkaydı tabi...)
soulblighter soulblighter
bir konsept albümü olmamasına rağmen kendi içerisinde şarkılarda geçen zaman temasının albümün bütününde işlenmesi bakımından konsept olarak değerlendirilebilecek bir iron maiden albümüdür. şarkılarda işlenen konular (zaman yolculuğu, geride kalan yıllara bir bakış, deja vu yaşama, verilen görevi zamanında yetiştirememe korkusu, zamanından önce öldüğünü düşünen bir insanın duyguları, tarihi bir kişilik olan büyük iskender vs) bladerunner vari ve içerisinde bir çok gizemin bulunduğu muhteşem albüm kapağı ile birleşince neredeyse zaman temalı unofficial bir konsept albümü ortaya çıkmıştır. aynı zamanda bu albüm iron maiden'ın köklerinden biraz uzaklaşıp deneysel olarak tanımladığı ve daha sonra "seventh son" albümü ile devam edecek olan yeni tarzının bir başlangıcı olmuştur.
chameleon chameleon
nazarımda en iyi iron maiden albümüdür.

caught somewhere in time ile açılır ve alexander the great ile kapanır. sea of madness hariç bütün parçalar en üst düzeye yakındır. soulblighter'ın dediği gibi fikirsel anlamda konsept bir albümdür ama gerçek anlamda konsept bir albüm değildir. zaten iron maiden birçok alanda en iyi olsa da konsept albüm işinde çok da iyi değildir, hatta bruce dickinson bir röportajında "seventh son of a seventh son ile konsept albüm yapmaya çalıştık ama queensryche operation mindcrime ile konsept bir albümün nasıl yapılacağını gösterdi" gibi birşeyler gevelemiştir.
1 /