sorumsuzluk

chixculub chixculub
yapmakla yükümlü olduğu görevi yapmamak, statü sahiplerinin insanlara karşı yapabileceği en büyük kötülük. sorumsuzluk insanları öldürebilecek herhangi bir şeyden daha ölümcül olabilir, yeterki göreviniz bir nükleer santralin bekçiliği veya bunun gibi başka bir şey olabilsin.
chrystal chrystal
bazen çok eğlenceli olabilen şey. hiç bir sorumluluğu üstüne almadan herşeye boşver, bana ne diyebilmek çok büyük bir lüks. arada bir yapıldığında insanı bayağı rahatlatıyor. tabi abartmamak lazım.
vincent vega vincent vega
deneme aşamasında bir keyif objesi gibi gözüksede belli belirsiz verdiği hazın bağımlılığında yol alırken hayattan uzaklaştığının farkına bile varamazsın.sorumluluk kapını çaldığında pişman olursun.keşkeler ağzından dökülmeye başlar. hatalarını eleştirirken,geçmişin esiri olma geleceğin mimarı ol palavraları ile kendini teselli etsen de sorumsuzluk bir yaşam biçimi olmuştur.bağımlısındır.üzülürsün. bir yerlere kaçmaya çalışsan da sorumsuzluğunuda yanında götürürsün.çünkü sen o'sundur,o ise sen'dir.
usako usako
2 gündür sinirlerimin mütemadiyen tepemde olmasının tek sebebi. sorumsuzluk evet. ama öyle bir sorumsuzluk ki, düşündükçe daha da çok sinirleniyorum.

bundan iki gün önce annem aradı, "bizim bayram efendinin* akrabası gelmiş. yeğeni lösemi hastasıymış. 4 yaşında ufak bir kız çocuğu. trombosit bulunması gerekiyormuş. sen internete falan duyuru verir misin?" dedi. "iyi" dedim, servise çıkan kızına söyledim. "böyle böyle bir ufaklık varmış kansermiş. babana söyle bana bir irtibat numarası, bir de hangi hastanede yatıyor onu yazsın versin. kan arayacağım." dedim. "tamam şimdi gidiyorum, söylerim. olmazsa babam akşama çöpü almaya çıktığında gelip söyler." dedi, gitti. o akşam sevgili bayram efendi çöpü almaya gelmediği gibi, kızı da yollamadı. ne gelen var ne giden.

ertesi gün oldu. iftardan önce gittim pencerelerine, eşi çıktı. anlattım böyle böyle diye. "tamam şimdi iftar olacak inecekler aşağı, o zaman ben bayram'a söylerim. yazık günah bir de görsen nasıl tatlı bi kız çocuğu." diye anlattı kadın. söz verdi söyleyeceğine. "19 numaradayız biliyorsunuz" dedim, "biliyorum merak etmeyin ben kızlardan birini yollarım" dedi. iyi bakalım, dedik bekledik. yine gelen giden yok.

bugün kızı servise çıktığında en sonunda çektim karşıma "bak kızım," dedim, "bir çocuk varmış lösemi. bu çocuğa a rh + kan gerekiyormuş. 300 kere söyledim, hala söylüyorum ne gelen var ne giden. artık babana söyle, telefon melefon bir şey söylesin bana vereyim internete. annen dün çok zor bulduk kanı dedi."

"aaa tamam, hemen gidiyim ben babamı buliyim, yazar o bi kağıda, hemen getiririm ben!" dedi, fırladı gitti çocuk. sonuç mu? hala ne gelen var ne giden. hala kimse söylemedi kızın ailesine ulaşabileceğimiz bir telefon numarası. sadece "aaa okmeydanı ssk'da yatıyo galiba"dan başka bir bok bilmiyoruz.

bu ne lan böyle? babası 2 yıl önce ölmüş 4 yaşında lösemi hastası bir çocuk var, tanımıyorum etmiyorum. kıçımı yırtıyorum çocuğa kan bulunsun diye, götüne koyduğumun amcası ne sikine takıyor, ne de bizim sevgili bayram efendi iki saniyesini ayırıp telefon verme zahmetine giriyor.

ne yapayım ben şimdi?

kraldan fazla kralcı olup gidip adamları bulup; "napıyonuz lan! 2 gündür kıçımı yırtıyorum telefon verin diye. bu ne sorumsuzluk!" diye bağırıp çağırayım mı, yoksa "amaaan onların yakını nasılsa bana ne ya? ben elimden geleni yaptım. istemiyorlarsa kendileri bilirler!" deyip bir kenara mı çekileyim?

nedir bu ya? soruyorum; nedir bu?

(bkz: hayatın ne kadar ibne olduğunun anlaşıldığı anlar)
parasychotian parasychotian
total ret versiyonu vardır. önce küçük şeylerden başlar mesela kül tablasını dökmeyi bırakırsınız. sonrasında saçlarınızı taramayı belki. bir bandana geçirir gezmeye başlarsınız. kitap okumayı, düzenli yaptığınız başka şeyleri de bıraktırır en son okula/işe gitmeyi de bırakırsınız. komple bırakırsınız her şeyi. tamamen ele geçirir seni, tekrardan sorumlu olmak da zordur bu saatten sonra.
moira moira
böyle insanlar çekilecek insanlar değil. sorumsuz olduğunu düşündüğümüz kişinin harekete geçirici zayıf noktasını bulup manipüle etmeliyiz maalesef. ha tabii şansınız varsa uzak durun ama benim bahsettiğim kişi aynı evde yaşadığım ablam olduğu için manipüle etme yolunu bulmaya mecburum sorry.

şimdi hemen örneklendiriyorum. iş bölümü yapmışsınızdır. bi işi o ötekini siz yapacaksınızdır. mesela ben bulaşıkları yıkayacağım o da yemek için alışveriş yapacak. ama ben bulaşıkları yıkarken uyur, yıkayıp uyandırmaya çalışınca da kalkmaz yarım saat uyandırmaya çalışırım (hayır yarım saat diye abartmıyorum gerçekten o kadar). yarım saatin sonunda da sabır taşar tabii yorganını üstünden çekerim ya da su dökerim. o zaman nolur? tabii ki suçlu ben olurum. ben kim oluyorum kendimi ne sanıyorum da onun üstüne 'köylü' gibi su dökme hakkına sahipmişim(!)
ve sonuç olarak sinir olur "yapmıyorum işte kes" diyerek uyumaya devam eder.
sonra senin kadar sorumsuzunu görmedim diye başlasanız da bi şey değişmez. o duyar sinir olur siz söylerken sinir olursunuz. evde biri mutsuzsa ötekinin mutlu olması zorlaşır. ben bunu istemeye isteyeme yapmak durumunda kalıyorum. başladım mı kendimi durduramıyorum. yarım saat sonra veteriner kapanacaktır ama hala mıy mıy evde dolanır dolabı açıp ne giysem diye izler hayvancağız kenarda bekler yapılacak tek şey "acele et, hadi, çabuk ol, uyuşma, ne kadar malsın" demek.

karşınızda laf anlatılacak birisi varsa ev içinde herkesin bir şey yapması gerektiğinden bahsedebilirsiniz. hafta ya da ay başında program yapabilirsiniz. bu yöntemlerin en iyisi.

ikincisi biraz daha kötü bi yöntem. hiçbir şey yapmamak. bırakın ev pis kalsın, bırakın yenecek doğru dürüst bi yemek olmasın. ama bi dakika niye kendi yaşam standartlarınız bi başkasının sorumsuzluğu için düşsün ki? ama öyle olmayacak. gelip acıktım diyecek. tamam birlikte markete gidip bunları alalım sonra birlikte şunu yapalım diyin. şunu ben yapıyım bunu sen diyerek olmuyor çünkü. " tamam birlikte yapalım"

üçüncü yöntem alınganmış gibi davranmak. bir şey yapması gerekiyor ve yapmadıysa ölümüne trip atın. benim ablamın umrunda olmayacak bildiğim için denemiyorum. ha yapmadığı iş de genellikle öyle kalmıyor ben yapmak zorunda kalıyorum.

yatağına çantasına karabiber dökecek kadar küçük cadı kardeş olma seviyesine gelmedim ( tamam bi kere gelmiştim) şu an o da benim eşylarıma yapar diye riske atamıyorum. ay neyse işte manipüleye dönelim. harekete geçeceği zayıf noktasını bulup harekete geçirin.

ben şu an son derece gıcık olduğum için gıcık etmeyi düşünüyorum. "ayyy nasıl bi şey ya bu? insan ailesinden biri için bunları düşünür mü hiç inanamıyorum." diyenler vardır keşke ben de sizin gibi müthiş aile bağlarıyla, saygı ve sevgi içerisinde iletişim kuran bir aileye sahip olsam, keşke o kadar el değmemiş psikolojim olsa ama yok. o yüzden karabibere, manipülasyona devam.
tekil kişilik tekil kişilik
bir tür sorunsuzluk halidir.
sorun olmayınca üstlenilecek bir sorumluluk da yoktur.
hatta ne var ki bunda!
derler sorumlu olduklarını hatta sorunlu olduklarını bile bile!