sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

302 /
alfredhitchcockunbeynininkaranlıkdehlizleri alfredhitchcockunbeynininkaranlıkdehlizleri
sabah çalıştığım hastaneye giriş yaptığımda, diyaliz ünitesinin bekleme salonundan bangır bangır bir kuran-ı kerim sesi geliyordu. kadının biri, dışarıya gayet güçlü bir ses veren telefonundan huşu içinde dinliyordu. normalde müdahale edip o sesi kapattırma yetkim var. ama malum çağ dolayısıyla, ağzımı açmamla linç edilme tehlikem yüksek olduğu için bu yanlış duruma müdahele edemedim.

ne kuranla, ne de dinle hiç bir sorunum yok. allah herkesin duasını ve ibadetini kabul etsin. ama hastanede bir din görevlisi görmenin hastaları ölüm konusunda daha çok umutsusluğa sürüklediği bilimsel bir gerçektir. aramızda çoğumuz sabah ezanından ürperir. şimdi sabahın köründe o insanın kalbini ezim ezim ezen bir duyguyla kuran-ı kerim sesi duyan durumu kritik bir hasta olduğunuzu düşünün. olan bir nebze umudunuz da kırılır gider, ve kendinizi psikolojik olarak yaşamda kalmaktan çok ölüme hazırlarsınız.

sevgili dindar arkadaşlar. dinî değerlerinizi yaşamın her alanında gözümüze sokuyorsunuz. resmen her alanda üzerimize dinî mastırbasyon yapıyorsunuz. bu ilerideki günlerde de, bugün de çok ihtiyaç duyduğumuz bir olgu olan sevgi bağımızı dinamitlemekten öte çürütüyor. dinamitlese iyidir, tekrar var ederiz o bağı. ama çürümüş bir bağ her şeyden daha kirlidir.
siz tatmin olurken yaptıklarınız, hayatın hemen şu anında, yaşama da düşman, insana da düşman.
leonardo da dinci leonardo da dinci
artık tutabiliyorum kendimi. eskiden beynimden geçenleri direkt yansıtırdım karşıya. böyle olunca zemin-yapı uyuşmazlığı olurdu. her beynin işleyişi farklıymış. bu nedenle asıl mutluluğun default uyuşmada değil o anlık uyuşturmada yattığını öğrendim. beyinler uyuşmayınca kontrolle uyuşturmak asıl mutluluk vericidir.
entrero in un cuore entrero in un cuore
tatil öncesi tatilden yorulmak nedir? şu saatte bavul hazırlama çilesi nedir? sadece uyumak istiyoruuum :( tüm haftanın yorgunluğu üstüme çöktü keşke daha da fazla tatilimiz olabilseydi :(

bir de olmak istediği insana taban tabana zıt davranan, idealleri varmış gibi gözüken, seni anlamış gözükeen ama bir gramcıııık dahi değişmeyen insanları anlayabilemiyorum. doğrusunun ne olduğunu bilip yapmamak mı oluyor bu yoksa doğrusundan mı emin değiller acaba? her ne idiyseler oldukları insanı kabullenip mutlu olsunlar bence yoksa çok sahte bir insana dönüşecekler gittikçe.
tali kurucu iktidar tali kurucu iktidar
hayatıma neden sürekli sikko insanların girdiğini merak ediyorum. neden en mülayim, en efendi, en insan gibi görünen varlıkların bana gelince bir anda canavarlaştığını merak ediyorum. hayır alnımda "mal" mı yazıyo la benim? insanlarla kurduğum her yeni temasta, "bu kez farklı olsun amk" titizliği ile hareket etmeme rağmen neden hep aynı sonla karşı karşıya buluyorum kendimi? insanlar bu kadar yavşak olmayı nerden öğrendi? nereye gidiyo la bu amk insanlığı?

hayır… yavşaklık dediğin 45'te en olmadı 50-55'inde bitmeli. artık normal bir insansan ununu elemiş, eleğini asmış olmalısın 55 yıllık sikko hayatında. götünün kılı pişmaniye olduktan sonra o taraklarda bezin olmamalı. fizyolojik olarak da olmamalı.

gecenin şu saatinde; -işsiz ve yalnız olduğum için- tek başıma götürmüş olduğum bir demlik çayın ardından kaçan uykumla kafamda dönen deli sorular ve veremediğim cevapların karmaşası içinde bilgisayarımın başına oturdum. içimdeki bunalmışlık, içime sıçılmış hissi "yaz" diye dürtüyor beni. konuşacak kimse yok, bari yaz, çiz, söv de için rahatlasın. (şu an arka fonda radyoda çalan yıldız tilbe'nin "delikanlım" şarkısı ile ne kadar içim rahatlayabilirse…)

tam bir allahsız olmama rağmen nedense ağzından "allah-kitap-muhammet" düşmeyen insanlardan hep daha dürüst, daha uygun davranışlar sergilemelerini bekliyorum. bunu gelenek – görenek usulüyle aileden bize aktarılan, aşılanmaya çalışılan mükemmel din, dört dörtlük inanış düşüncesinin bir kalıntısı, yansıması olarak düşünüyorum. her ne kadar bir şeyleri reddediyor olsam da, bana aşılanan bu düşüncenin hala tesiri altındayım ki; bu tarz insanlardan da mükemmel olmalarını bekliyorum.

bu tarzda bir insanla, yani ağzından "allah-kitap-muhammet" düşmeyen biriyle üniversite son sınıfta çok yakınım olan bir ablam vasıtasıyla tanıştım. birkaç ingilizce çeviri işine yardımcı olmuştum. kendisi en iyi ihtimalle 70 yaşlarında, diplomatik görevde bulunan, bakanlarla oturup kalkan, saygı gören bir zat idi. bu bir iki çeviri işinin ardından uzunca bir süre görüşmedik. ben bu süreçte üniversiteden mezun oldum. avukatlık stajıma başladım. avukatlık stajımın son ayında artık çalıştığım iki işyerimde ağzıma sıçılması sebebiyle, iş bulmam konusunda bana yardımcı olabileceği düşüncesiyle kendisine bir telefon açtım. bir avm'de buluşmak üzere sözleştik.

sonra o gün geldi. oturuyoruz konuşuyoruz. ben bir yıldır her gün hacizlere çıkıyor olduğumdan ve hacizlerde başıma gelen birkaç olaydan bahsediyorum kendisine. ama bana iş bulmam konusunda yardımcı olmasını istediğim konusunda hiçbir şey söylemiyorum. ben daha bahsetmeden kendisi sağolsun… "seni güzel bir şirkete yerleştirelim. işe girdiğin saat belli olsun, işten çıktığın saat belli olsun. bu haciz işleri zor, sen yıpranırsın hacizlerde." diyor. içten içe mutlu oluyorum. çünkü ailemden her ne konuda olursa olsun, hiç kimseye minnet etmemem konusunda da uzun uzadıya nasihatler almış, bu formda yetiştirilmiş bir insanım. dünyalar kadar iyiliğim geçmiş olsa da bir insana, hani bir şey isteyecek olsam ve bir şey istemek konusunda da yüzüm olsa, onun da ötesinde hakkım olsa; yine de zor gelir bir şey istemek. ben istemeden teklif geldi diye mutluyum. ama sonrasında ardı ardına kurulan cümlelerle kaynar sular başımdan aşağı dökülüyor:

-sen üniversitedeyken de ben seni çok seviyordum ama o zaman senin kafan karışıktı. şimdi daha rahatsın.
-tabi bu sevginin karşılıklı olması lazım.
-ama sen o anlamda istemiyorsan da ben yine senin yanında olurum.
-bana abi deme, adımla hitap et.

vs. vs… sonuç olarak yine karşımda zor durumda olan bir kişinin, bu zorluğun üstesinden gelebilmesi konusunda uzatabileceği bir yardım eli olabilecekken, bundan faydalanmaya çalışan bir sırtlan tablosu var. ağzından "allah-kitap-muhammet" düşmeyen 70 yaşında bir ihtiyar var. ve onun içinin pisliği var, fırsatçılığı var. bu insanlar yedikleri onca naneyle şu an yataklarında mışıl mışıl uyuyorlar, ama ben bu saatte içime sığdıramadığım öfkemi iki satıra sığdırmaya çalışıyorum. adil mi bu hayat?
5
tam teşekküllü geveze tam teşekküllü geveze
sorun zaten söyleyip isteyip söyleyememek, zira karşıdaki kavga etmeye yükselmeye utanmaz, siz iki çift kelama utanırsınız, utanmak derken yakıştıramamak, uğraşmamak diye düşünün, insanlardan izole olsan bir türlü olmasan bir türlü, herkes mi leş olur bu hayatta?
obsolete tears obsolete tears
eylül sonu - ekim başı gibi yeniden izne ayrılıyorum. şu zamana değin revizyonluk bir durum söz konusu olmadığına göre soğuk falan demeden deli gibi yüzeceğim.
pink flamingo pink flamingo
bazı orta doğu ülkelerinin vatandaşlarından nefret etmek ırkçılık sayılıyor mu? ben sanırım nefret ediyorum hepsinden.

bugün kuaförde bir adam üç çocuk vardı. adam, kız çocuklarından birinin saçının ne kadar kesilmesi gerektiğini kuaföre anlatıyordu. milim milim gösterdi, kısa olmasın bozuşuruz dedi. işleri bittikten sonra bağıra bağıra pazarlık yaptı. çıktıklarında öğrendim ki o çocuğu sandığım kız, iran'lı bir esnaf olan bu adamın ikinci eşiymiş. diğerleri de ilk eşinden olan çocuklarıymış. kızın saçının boyunu bile başkasının belirlediği saçma dünyaya kızarken bir de babası değil kocası olduğunu öğrenmek iyi gelmedi. olmasın sonumuz böyle diyeceğim ama sanki bizim için de çok geç gibi. korkuyorum.
aunt rhody aunt rhody
selam.
gitar aldım geçen hafta. kendi kendime birkaç şarkı çalıyorum. bazen aklıma sen geliyorsun. sana şarkı söyleme isteği peydah oluyor içimde. nedense?

ya.
benim ukdem olarak kalacağından adım gibi eminim. denemeye, sözünü bile etmeye cesaret edemediğim ukdem.
bunlardan habersiz bir şekilde ölebilirsin. belli olmaz bana, en iyi sen biliyorsun.

beni sevdiğinden, mutlu etme kapasitenden eminim. ufacık bir nokta kadar dahi şüphe duymuyorum.

evet, etrafındaki insanların çoğu bana göre çöp. olsun. senin bazı alışkanlıkların da çöp. olsun. çünkü dedim ya uktemsin. bana ne.

sorsan insanları olduğu gibi kabul etmemiz gerektiğini savunurum. ama seni böyle kabul edemem. yani ben ederim de.. işte. edemem. ben a'yım sen b. harf oyununu çaktın umarım.

hiç ait olduğum dünyanın insanı değilsin. olabilirdin ama davetlerimi göremeyecek kadar çocuksun. yine de bu farklılık çekiyor beni.
konuşma tarzının doğallığı, bana hiçbir yaptırımı olamayan maçolukların, takım elbisenin çok yakışması, utangaç olman. bunlar birer şeker parçası.

ben de isterdim o düğünde seninle dans edebilmeyi. karşılıklı ankara havası oynamayı. beceremesem de taktiğimi biliyorsun, uzun etek.

ama serserisin biraz. boş işler müdürüsün bazen.

ortak hiçbir noktamız yok. ne müzik, ne film, ne diğer hobiler. senin deyiminle baba tarafım biraz sosyetik. baya sosyetik. ben de onlarla büyüdüm, ister istemez alışkanlıklarımı onlara göre kazandım. mutsuz muyum? yoo.

beni kibirli olmakla suçladın. seni ve aileni çok seven biriyim. neden böyle bir şey yapayım sana? ha egom var, o ayrı konu ama hele o annen benim canım.
seni istemediğim için 'dinin imanın para olmuş.' dedin. ayıptır. tek sorun bu olsaydı keşke. çok yemek yemiyorum zaten ne yapayım fazla parayı? ev almayı da mantıklı bulmuyorum. senin derdin ne?

yine de bu söylediklerin yüzüme karşı olsaydı salak der güler geçerdim.

çok güldürüyorsun beni. her hareketin olduğun gibi. her adımın sen. böyle olduğu zaman rammstein dinlemesen de olur. çünkü bana huzur vermeyecek öyle olman. vermezdi yani.

etrafımdaki ukala hıyarlardan değilsin. idare hukuku kitapları arasında gözüme çarpan iş hukuku kitabısın.

sana aşık değilim. sadece elimi uzatamadığım bir cilvesisin bu hayatın. yine de evlensen düğününe gelirim. en köşeden izlerim düşük gözlerle. belki haberini alınca ağlarım. bilmiyorum. altın takmam. para vermem. tebrik etmem. babanın gözlerinin içine bakar, hayırlı olsun derim. kapıdan çıktıktan sonra da gömerim seni tarihe. orada son olur.

umarım benden önce evlenirsin. çünkü senin üzüleceğin kadar üzülmem. hem zaten 10 seneden fazladır beni bekliyorsun. son acıyı ben yükleneyim bırak.

kimseye söylemeyeceğine, benim aleyhime kullanmayacağına güvensem seninle oturup bir kez konuşmak isterim uzun uzun. cidden işlerin senin düşündüğün gibi yürümediğini anlatmak isterim.

aaa bak aklıma ne geldi. dilara. evlenmiş demiştin. kaç dilara oldu allah bilir. bana ne oluyorsa. neyse.

işe girmişsin. hayırlı olsun diyemedim. hayırlı olsun. umarım her şey ikimiz için de hiç üzücü olmayan şeylerle sonuçlanır.

ukdeydin, ben de doldum işte.
hoayda hoayda
şimdilik dibine kadar şarlatanlığınızı da şaklabanlığınızı da kepazeliğinizi de yaşayın. milyar yıllık bu dünya, aksini de göz önüne serer elbet. yüzünüz yine kızarmaz ama iki yüzlülüğünüz bir gün ispatlanır... o gün geldiğinde tükürüğünü bile yüzünüze heba etmek istemeyen bir cevval delikanlı çıkar.

allahınız olan para için yapmayacağınız şey yokken; ilerleyen zaman ve teknoloji ile kim bilir neler gelir başınıza?

tarihin tekerrür edeceği zamanları sabırla bekliyor, ellerimi öylesine değil bir amaç uğruna ovuşturuyorum.

eminim, göreceğiz. gördüklerimizi kayda almak işe yaramayacağı için; anlayabilen, anlatabilen, utanabilen, tek yüzlü, omurgalı nesiller yetiştireceğiz. yapamasak bile temellerini atacağız.

hemen olmasa da git gide yok olan tek şey cahillik olacak. gerçek, ister istemez bir gün açığa çıkacak ve karşısında duranı er ya da geç ezip geçecek.
302 /