sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

328 /
rose whisper rose whisper
annemle küsünce kendimi çok kötü hissediyorum. haklı olduğuma inansam bile vicdan azabı çekiyorum.

bi de kavga esnasında hep benim geçmiş hatalarımı yüzüme vuruyor. bunlar da hatalarımı düzeltmeye çalışırkenki şu dönemimde tüm kaygılarımı, korkularımı tetikliyor. anksiyete basıyor.
mülhem olmak mülhem olmak
tam da bu saatlerde bir sığınamama, ne yapmak istediğini bilememe hali oluyor.

ne yapsam dizi/film mi izlesem, oyuna mı girsem, yemek mi yesem diye diye sabah 4 ü gördüğüm çok oldu. düşün taşın, yuvarlan, yorganla güreş, odada geberik gibi sigara iç... insan bir şey tutturamayınca sendrom halini alıyor bu iş çok tuhaf. şöyle bir saat kadar herhangi bir şeyle oyalansam yatıp uyuyacam aslında misler gibi. böyle arayışların bitmediği saatlerde uzaylı istilası falan olsa en çok ben sevinirim buna sanırım. çifteyi aldığım gibi pencereden atlarım abi yapacak bir şey yok, çifte de yok.
salazar slytherin salazar slytherin
aslında söylemek istediğim çok da buradan olmuyor her şey.

aslında sanırım sevilme konusunda sıkıntılarım var. öyle çok popüler biri olmadım hiçbir zaman gerçi.

lisede bir sevgilim vardı. baya masum bir şeydi aramızdaki. basit. tam bir lise aşkı. ama bizim zamanımızdaki lise aşklarının masumiyetinde. en azından ben öyleymişim. sonucunda aldatıldım.

sonra mezun olduk tabii hayat devam etti. bir şeyler götürmüştü belki. ama yine de devam etti. üniversitede tutuldum birine. yine çok masum sevdim. her haftasonu görebilmek için 150-150 300 km yol yapmıştım. meğerse haftasonlarını benimle geçirirken haftaiçi başkasıyla geçiyormuş.

bunu öğrendikten sonra ayrıldık tabii. ben okuduğum üniversiteyi falan bıraktım. hayat yine devam ediyordu. benden yine çok şey götürmüştü belki ama sonuçta devam ediyordu. sonra eskişehire gittim. birini çok sevdim. elimi sürmeye kıyamıyorken bir baktım bir gün en yakın arkadaşımla benim evimde benim yatağımda. o gün yaşadıklarımı tahmin bile edemezsiniz. en çok bu götürmüştü benden parçayı.

hayat devam ediyordu. ama içimde koca bir kara delik. hayatta hiç sevilmemiş olmanın verdiği bir boşluk. halbuki ben sevdiğim kadınlara hiç yalan söylemedim sözlük. gerçekten sevmedigim hiçbir kadınla bir ilişki yaşamadım ve gerçekten sevdiğim hiçbir kadına acı çektirmedim. neyse konumuz bu değildi dağıldım yine.

7-8 yıldır kendimi kapatmıştım herkese, her şeye. hayat ne kadar boktan gidebilirse o kadar boktan gidiyordu benim için de işte. okul, hastalık, mezuniyet, iş derken bugüne kadar geldik. ama sanırım ağır depresyon teşhisi konulabilir bana. hayat neden bu kadar boktan bir şey ki?

ben bu kadar dümdüz olmama rağmen neden herkes dolaylı olmamı ve onlardan hislerimi saklamamı istiyor? konuşarak beni sakinleştirmek mümkün iken neden gerginliğimi icimde büyütmeli ve daha fazla şizofrenik sancılar yaşamamı istiyorlar? gerçekten bu kadar rol yapılmasına alıştığı için mi insanlar doğal davranan kişileri sevmiyor? doğaldan kastım da haksiz da olsa düşündüğünü söylemek baska bir şey değil yani. aklımda deli sorular bitmez ama derse girmem lazım sözlük. görüşürüz.
2
baseline baseline
bir insan neredeyse tüm fotoğraflarında kötü mü çıkar sorusunun cevabı benim için evet ki olduğum gibi çıksam yeter. nasıl bir kasıyorsam demek ki. o yüzden fotoğraf, selfie, çekilmeyi sevmiyorum.
prometheus maximus prometheus maximus
okyanusta bir su damlası, sahra çölünde bir kum tanesiyiz. everest dağının en tepesinden bakıyoruz hayatın gerçeklerine ve gerekliliklerine. birbirimize ve yaşadığımız dünyaya yabancılaşmış bir şekilde, o dağın zirvesinden dünya'yı yunan tanrıları gibi izliyoruz. 7 milyardan fazla insan demek o kadar kalp demek. birbiriyle aynı ama birbirinden kopuk 7 milyar kalp ve bir araya geldiklerinde barajların bile önünde durmayacağı bir okyanusun kuvvetine erişebilir. poseidon lal kalır bu gücün karşısında.

yeryüzünden yüzlerce metre yukarıya ulaşan bir kum fırtınasının gücüne erişebilecek mi milyarlarca kum tanesi? önünde hiçbir çadır duramayacak mesela... seth utanacak bu yıkımın karşısında!

prometheus'un insanlığa armağanı bir kıvılcım değil miydi? bizler miyiz bugünün kıvılcımları. 7 milyar kıvılcım bir araya gelse yangın mı olur mesela? çektiği işkencelere merhem olur belki bu yangın. zeus kaçar bu yangının önünden!

7 milyar kuş gibiyiz, göçüyoruz oradan oraya. aynı anda kanat çırpsak rüzgarımız tanrı enlil'in ağzını açık bırakır; gök tanrı an ağlar mutluluktan.

tanrılar duramaz 7 milyar kalbin önünde. okyanusta ve sahra çölünde, anadolu'nun gökyüzüne kadar aynıyız. çok güzel olabiliyoruz istediğimizde.
the red queen the red queen
ben sormak istiyorum bugün. bir insan hatır sorduğunda cevap verilmeyecek, başsağlığı bile dilenmeyecek kadar ne yapmış olabilir birine? aslında bu sadece sormak istediğim, cevabını merak etmediğim bir soru.
rose whisper rose whisper
kadınlara kaşar demek adetim değildir ama tam anlamıyla 2 kaşar oturuyor önümde şu an. sıradan şeylerden konuşurken birden tüm sınıfı bastıracak kahkahalar atmalar, masaya vurmalar, tüm sınıfın dikkatini çekme çabaları, ucuz kahkahalar, tek odaklarının erkekler olması.

şu an bozuk olduğum bi arkadaş demişti de yargılıyor diye düşünmüştüm kızları. ama haksız değilmiş.
3
beste çalan mahur beste çalan mahur
inşallah sikmezler.

sanki bir yerlerde tüm şer güçler bir araya gelmiş sikme planları yapıyor gibi hissediyorum. şer güçlerin karşısında kendi ordumuzu kürüyoruz ama sanki yaşasın istediklerimizi ordumuza almıyoruz gibi. öyle kaybetmeye motiveyiz yani. maksat yenildik ama direndik olsun. klasik türk solu kafası. neyse buradan bir kez daha belirtelim;

inşallah sikmezler.
8
salazar slytherin salazar slytherin
seviyorum sözlük. nasıl seviyorum. bakın sevgimi anlatayım size biraz.

ernesto'nun latin amerika halklarını sevdiği kadar seviyorum. devrim yaptığı küba'da çok rahat bir hayat sürecekken bolivya dağlarında ölüme yürüme kararlılığı gibi yani.

mahir'in yoldaşlarını sevdiği kadar seviyorum. cevahir vurulup alnından yatarken, kalbine sıkmaya çalışması gibi. ya da sonunda ölüm olduğunu bile bile denizleri kurtarmaya çalışması gibi.

deniz'in rodrigo'nun gitar konçertosunu sevdiği kadar seviyorum. yani o mutlak sona giderken en son hissettiğim şeyin o olmasını istemek gibi.

şirin cemgil gibi seviyorum mesela. 1.5 yıl sonra nurhak'ta kaybedeceği sinan'a duyduğu aşk gibi.

en çok da nasıl seviyorum biliyor musun?

mustafa kemal'in bağımsızlığı sevdiği gibi seviyorum. taparcasına.
2
328 /