sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

333 /
prometheus maximus prometheus maximus
hepimiz hamalız. genelde kendi hatalarımızın yükünü çekiyoruz. hata yapmaya devam edip sırtımızda taşıdığımız küfeyi ağırlaştırmaya ve belimizi bükmeye devam ediyoruz. peki bu hataların can sıkıcı sonuçlarına katlanmaya gelince? bir saat önce biriyle ettiğin muhabbetin altyapısını hazırlayıp bundan rahatsızlık duymak da buna bir örnek olabilir belki. sırtımızda yük artarken belimiz ve bacaklarımız ve ayak bileklerimiz güçsüzleşirken dinlenmek nedir düşünüyor muyuz ve bunun için ne yapıyoruz? hata yapmayı bırakabilir miyiz? atlas gibi bırakamayacağımız bir ağırlık halini mi aldı hatalarımızın küfesi... ben anladım, hata yapmamak için hayatın kendisinden vazgeçmek gerekiyor sanırım. peki küfenin ağırlığını hafifletmek için ne yapabiliriz? ben atlas değilim... bu küfenin bende yarattığı hoşnutsuzluk , ufak bir çocuğun dikkatsizce koşup düştükten sonra salya sümük ağlaması gibi bir hal aldı ve ben çocuk olacak yaşı çoktan geçtim. düştükten sonra kaldırıp yaralarımı pansuman edecek benden başka kimsem olmayışı da cabası. o zaman bu küfeyi hafifletmek için hataları telafi etmenin yollarını aramak lazım. nasıl bir kısır döngüdür bu ya rab! hataları telafi edeyim derken yeni hatalar birbirini izliyor. nefesim daralıyor, ciğerlerim yanıyor ve belim koptu...
hödük hödük
bir yanlışı düzeltmeye geldim dost.

hasret birine duyuluyorsa, aslında ondan uzaklaşınca başlamıyor. asıl ona yaklaşınca başlıyor. uzaklaşınca çok artıyor sadece.

çok.
uykusevmeyenadam uykusevmeyenadam
en başta önceliğiniz kendiniz olmalısınız. a ya da b kişisi değil. yani önce kendinizi sevin. yaptıklarınız öncelikle kendiniz için olmalı.
iyi niyetli olabilirsiniz ama hayır demeyi bilin, yoksa insanlar iyi niyetinizi bolca suistimal ederler.
kimseyi tam anlamıyla tanıyamazsınız bundan dolayı güven konusunda şıpsevdi davranmayın, gerek arkadaş gerekse sevgili.
bir şey söylemeniz gerektiğini inanıyorsanız söyleyin, içinize atarsanız erken bolca hastalık sahibi olabilirsiniz.
hayatta her şey istediğiniz gibi gitmeyebilir, üst üste bir sürü kötü olay da yaşayabilirsiniz, sabretmesini ve çözümler üretmeye çözümleyemiyorsanız dahi bu yönde pes etmeyin.
hayata dair umutlarınızı, neşenizi kaybetmeyin. telefona internete bağımlı kalıp ekranların başında bolca süre geçirmeyin. çıkın yürüyün gezin, okuyun, düşünün, keşfedin. her gün insan kendine bir şeyler katabilir.
her şeyi en ince detayına göre düşünmeyin, planlamayın, hayatın böyle olmadığını fark edeceksiniz.
beste çalan mahur beste çalan mahur
derin bir sessizlik var.

bir şeyler patlayacak bugün ama ne olur bilmiyorum. ne zamandır sikecekler diyorum ya, inşallah bugün ogün değildir. dur bakalım çıkacak konusu, beklemekteyiz.

buradan tüm insanlara, sevgiyi kuşanmalarını tavsiye ederim. insanlığın kurtuluş'u için gerekli tek silah sevgi. nefretle, kurmaca hayallerle, hırsla, öfke ile, kısacası sevgi'nin türevleri ile kurtuluş olmaz. saf ve sonsuz sevgiye sarılın.
rose whisper rose whisper
feminist yönümü gösterdiğim ve erkeklerden yana fazla dert yandığım bazı ortamlarda bana sabah sabah seda sayanmışım gibi davranan, kocakarı muhabbetinden başka hiçbir şeyden anlamazmışım zannedip taklidimi yapan çok insan oldu şimdiye kadar.

en çok lisede oluyordu ama lisede feminist de değildim işin garibi. sadece herhangi bir konuda haksızlık görünce çabuk manipüle olup ses çıkaran biriydim. fazla konuşan her kadın dırdır ediyordur kafasındaki sığ ergen erkekler kendi dediklerine kıs kıs gülüp kafa kızcılık oynayan dişilere değer verirlerdi. o zaman takardım ve kendimde eksik arardım ergen aklıyla ama şimdi bu yanılsama sahibi insanlara acıyorum.

liseden sonra da başıma sık sık geldi bu. mesela staj yaptığım yerde şefimle bu muhabbetlere girince diğer stajyer kız beni tiye alıp onlara kafa kız ayağı yapardı. erkeklerle günlük hayatta iyi anlaşsam da bu tarz bi muhabbete girdikten sonra o kızlarla flört eder beni milyonların seda ablası gibi görmeye başlarlardı.d

sonra sözlükte falan da var böyle bi tayfa. ben dedikodudan başka bir şey bilmem kafasındalar.

kadın programları sayesinde belli davranışlar prototip haline geldi ve insanlar gerçek meseleleri kadın programı konusuna indirgeyip yüksek perdeden birçok tepkiyi kocakarı dırdırı diye niteliksizleştirmeye başladılar. dert anlatan kadına karşı hemen kafalarındaki seda sayan etiketini çıkarıp yapıştırıyorlar.

buna fazla maruz kalmak sinir bozucu olsa da benim açımdan bi turnusol oluyor bu tip insanlar. etiket yapıştırmaya hazır ve ardını görmekten kaçan tipleri görüp ciddiye almaktan vazgeçiyorum. ardını görmeye istekli insanlara da değer veriyorum.
akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez
bugün çokça bilinen bir kitabı okuma fırsatım oldu. kitabı bitirdiğimde altını çizdiğim yerleri tek tek okumaya başladım ve gördüm ki kendimle ilgili küçük bir parçanın özetini çıkarmışım.

"zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim. bu hal gerçi birçok fırsatları kaçırmama sebep olurdu, fakat fazlasını isteyerek talihimi ürkütmekten her zaman çekinirdim."

"onunla alelade bir çapkınlık macerası yaşamaktan korkuyordum."

"bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan bir insanın vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi?"

"eski sükunetime dönmek, uyuşuk günlerin zincirine yapışıp kalmak daha rahat değil miydi?"

"hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz?"

"halbuki ben bu kadar hakikatsever olmak istemiyordum. hiçbir hakikatin beni ondan uzaklaştırmasına tahammül edemeyeceğimi anlıyordum."

"bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş."

"bana yaklaşmak isteyenlerden kaçtım. kendime ne yakın bulduğum veya bulacağımı zannettiğim insanlardan en çok korkuyordum. 'o bile böyle yaptıktan sonra!..' diyordum."

"dünyada bir tek insana inanmıştım. o kadar çok inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı."

"gene dün akşam anladım ki, hayatımdan o kadın çıktıktan sonra, her şey hakikiliğini kaybetmiş; ben onunla beraber, belki de daha evvel, ölmüşüm."
prometheus maximus prometheus maximus
bahçedeki ağaçlara kar yağdı. yıllar yıllar önce babamla dikerken böyle güzel görüneceklerini bilmezdim. şu ana kadar da düşünmemiştim bunu. ağaç dikin arkadaşlar, bol bol ağaç dikin.
prometheus maximus prometheus maximus
gözlerinin mevsimlerine yandığım. dört mevsimi yaşıyorum gözlerinin içinde. gözlerinin zemherisinde üşüyorum. kar yağıyor üzerime üşüten, kemiklerim donuyor yalancı bakışlarından. sahra yazı oluyor gözlerin ve damaklarım çatlıyor susuzluktan. göz bebeklerin serap oluyor sonsuz kum tepelerinin ardında. çatlatıyor damarlarımı kurumaya yüz tutmuş kanım ama ben gözlerinin derinliklerinde kayboluyorum yine. ilkbaharın rengi oluyor gözlerin ve ben gözyaşlarında ıslanıyorum bu mevsimde. tadını çıkaramıyorum ılık esen rüzgarın. sonbahar solgunluğu salıyor ruhuma gözlerin. bir kavak ağacının yaprağı gibi soluyor ruhum. göz bebeklerin hareketsiz ve ben yorgunum.


canım çok sıkılıyor hıammına
hakimbeg hakimbeg
gündüzden alacaklıymış gibi karanlığını tazecik sabah ışığının yakasına yapıştırıp, hiç olmazsa güneşe zina edenler,
mitralyöz beyefendi, hanımefendiler şu ki;
...
edasını küfür gibi tonlayıp,
ardından dimağına kadar susup,
gözleriyle yüzümüzü acıtan orta mahalleli
kadın,
seni baban pamuğum diye sevmiş.

afedersin kendini bir yarrra* (burayı sansürleyeyim) sanıyorsun.
333 /